1 Mayıs 2024 Çarşamba

Kıskanmayın Lütfen!

Yalan ve asparagas habere nihayet yalanlama geldi. Bu yalanı uyduranlar, bu yalana dair yorup yapıp kalem oynatanlar yataklarında nasıl uyuyacaklar, merak ediyorum.

Bir defa 2010 model araç sık sık arızalanıyor. Bu araç ki 2016 yılında Başbakanlık tarafından kuruma tahsis edilen altı yaşında bir araç iken geldiğimiz yıl itibariyle 14 yaşına basmış durumda. Ki bu araç ekonomik ömrünü tamamladı ve sık sık arızalanıyor. İnsaf ve vicdana sığar mı 14 yıllık araç. Bu aracı köylü Ahmet Ağa kullanmıyor. Koskoca DİB Başkanı kullanıyor. Statü ve itibar denen bir şey var değil mi? (Bu arada asker arkadaşın 2010 model Nissan Primera'ya biniyor hala.)

Sık sık il dışı programına katılan Sayın Başkan bu programlara bu yaşta bir araçla nasıl yolculuk yapsın değil mi? Bu kişi hizmetin gereği programlara mı katılacak, sık sık tamiri için sanayiye mi gidecek. Takdir edersiniz ki bu yaşta bu araç sanayiden çıkmaz. Hele ki işçiliğin pahalı, sanayi ustalarının vicdansız olduğu günümüzde, sık sık tamir parası vermek tasarrufa sığmaz. Başkanlık olarak tasarruf önceliğidir. Bu hakkı da kimse elinden alamaz.

Burada başka araç yok mu, onunla gitsin diyebilirsiniz. Var olmaya var. Daha bir yaşını tamamlamamış, sıfır yaşında bir TOGG var. Bu da kullanılıyor. Nerede derseniz? Makam hizmetlerinde kullanılmaktadır. Yani Ankara içinde kullanılmakta. Kaç ömür beklediğimiz gözümüzün nuru bu aracı makam hizmeti dışında kullanmak, hele ki şehirler arası yola sürmek tek kelimeyle vicdansızlıktır. Hangi vicdan dayanır buna.

Peki yoğun programlar için sık sık il dışına çıkacak Başkan acımayıp TOGG'la mı yollara düşecek ya da 2010 model sık sık arızalanan, sık sık sanayiye gitmek zorunda kalan ve Başkanlığa daha doğrusu devletimize büyük masraf açan külüstür arabayla mı yollara çıkacak?

Normalde Audi A8 bir araç bu yollara daha uygundu. Böyle bir araç isteme, tahsis edilme durumu varken Başkanlık şehir dışına çıkarken Audi A8 kiralama yoluna gitmiştir. 

Gördüğünüz gibi Audi A8 tahsisi yok. Devletten böyle bir talep yok. Hizmetten başka bir şeyi şiar edinmeyen Başkanın zaten böyle dünyalık işlerle işi olmaz.

Normalde 15 milyon değerinde bu araç Başkan'a yakışırdı. Temel felsefe, itibardan tasarruf edilmez iken bir tevâzu örneği gösterilerek bunca masrafı bu araca verme yerine böyle bir aracı kiralama yoluna gidilmiştir. İş aracı almakla bitmiyor biliyorsunuz. Bu aracın kaskosu var, vergisi ve algısı var. Yağı, tuzu, lastiği, yakıtı derken bu aracın çok pahalıya geleceği aşikardır. Kirala. Kiraya veren adam katlansın bu aracın masrafını. Sense sadece kira masrafını öde. Durum bundan ibaret. Siz siz olun, algı oluşturmaya yönelik asparagas ve yalan haberlere itibar etmeyin. Başkanın hayır duasını almaya bakın. Kurumu yıpratmaya yönelik haberlere kulak asmayın.

Öyle zannediyorum, içten gelen bu açıklama sizleri ikna etmiştir. Ben bile ikna olduğuma göre siz hayli hayli ikna olmuşsunuzdur. Hala ben ikna olmadım diyorsanız biliniz ki ön yargılısınız. Ön yargının ise tedavisi yoktur. Kıskanıyorsanız, yine bilin ki kıskançlığın da tedavisi yoktur. Çalışın, bir makama hakkınızla gelin, sizin de olsun. Ayrıca tüm emval Allah'ındır. Kulları sadece bunların emanetçisidir.

29 Nisan 2024 Pazartesi

Yatalak Hastaların Bakımı

Bakıma muhtaç hastalar var. Yatağa bağlı yaşıyorlar. Kendi başlarına hayatını idame ettirme durumları yok. İyileşip ayağa kalkma durumları zaten yok.

Bu tip hastalar başkasının bakımına muhtaç olarak hayatın geri kalanını yatakta tamamlayacaklar.

Böyle hastalar için hayat çekilmez. Dört duvar arasında nefes alıp duracaklar. Böyle hastalara bakan için de hayat zor. 

Bu tip hastalara çocukları arasında sıraya konup bakılıyor ya da evi varsa evinde sırayla bakılıyor.

Bakan kimseler sıra kendisine gelince yemesini, içmesini, gezmesini, dolaşmasını, işini ve gücünü bırakıyor, hastasına bakıyor.

Bu durumdaki hastalar için özel bakımevleri var. Buralara her ailenin gücü yetmez. Çünkü hastane masrafı, yatak ücreti dünyanın parası. 

Devlete ait bazı hastanelerde palyatif odalar var. Bura için de refakatçi lazım. Bakıcı bulsan, çoğu ailenin gücü yetmez. Ayrıca her hastayı da palyatif odaya almazlar.

Yatağa bağlı hastaların bakımı, çoğu evlerde çocukları tarafından yapılıyor. Bu da kolay değil.

Evde hastalarına bakacak birilerini bulsalar en az asgari ücret para vermek lazım. Bunun için de bakıcının evine gittiği zamanlarda yine evde hastaya bakacak biri lazım. İkinci yani yatılı bakıcı bulmak hem zor hem de masraflı.

Dense ki masraf neyse karşılayalım. Bu sefer mahalle ve akraba baskısı gündeme geliyor. Babalarına bakmadı, anasına bakmadı deniyor ya da aileden biri başkası sizden iyi mi bakacak diyor. Ayrıca başkası ne der denerek çocuklar acı zulüm bakmaya devam ediyor.

Başına gelmeyen bilmez. Böylesine büyük konuşur.

Diyelim ki çocuklarının işi yok. Ailedeki hasta olanlara sırayla bakıyor. Ya işi varsa ne olacak? Ki günümüzde kadın, erkek herkes çalışmak zorunda. Pek çalışmayan kadın kalmadı.

Bu durumda ne yapılmalı? Hala eskisi gibi başkası ne der, ben bu çocukları bugünler için büyüttüm. Ben babama baktım. Çocuklarım da bana veya eşime bakacak mı diyecek? Ki diyenler de eksik olmuyor.

Geldiğimiz nokta itibariyle geçmişle kıyas yapmak yanlıştır.

Aslında yapılması gereken, yatağa mahkum yaşayacaklar ve ayağa kalkması mümkün olmayan hastalar için en güzeli, bir bakıcı bulmak. Hastanın parası varsa oradan yoksa çocukları tarafından ortaklaşa karşılanacak. Hasta bakıcı anne babaya bakarken çocukları da ziyaret ve süreci takip edecek. Bunun ayıplanacak bir tarafı yok. Bazı aileler bunu yapsa da yani bakıcı vasıtasıyla hastasına baktırsa da bazı aileler hala günümüz ruhunu yakalayamıyor. Halbuki bakıcıya baktırmak işten kaçmak değil, süreci yönetmektir.

Gel de bunu günümüzün ruhunu yakalayamayan büyüklere anlat.

Yatağa Bağlı Hastan mı Var?

İnsanın imtihanı bitmez. Belki de kurtuluşu ölümdür. Yüzü soğuk olsa da ölüm en büyük nimettir. Giderken hayatta gördüğü acı ve sıkıntıların hepsi bitiyor.

Ölüm geride kalanları üzse de hayatın da ölümün de hayırlısını ve bereketlisini dilemek lazım. 

Ölümün ardından geride kalanlar üzülse de ölenle ölünemeyeceği için onlar da bir zaman sonra ölenin yokluğuna alışacaklar. 

Ölümün en tehlikelisi yaşarken ölmektir. Yatağa bağlı hayattır bu. Ne ölürsün ne kalkar yürür ne de kendi işini kendin yaparsın. 

Yatağa bağlı olunca esas ölüm bu hastaya bakanlar içindir. Hastadır. Ne atılır ne satılır. Bakmak zorundasın. Gözüne bakarsın, bu emanet ne zaman gider diye. Vakti gelmeden de gitmez. 

Hastanede yoğun bakımda aylar aylar kaldı. Bir umut gidip geldin, ha şimdi uyanır şimdi kalkar diye. 

Her geçen gün umutlar biraz daha tükenmeye başlar. 

Ama hasta ayağa kalkamasa da ölü gibi yatmaya devam ediyor. 

Böyle ne olacak, yok mu bir çıkış yolu derken bir gün doktorlar, hastanızı ya eve çıkarın, evde bakın ya da bir palyatif oda bulalım derler. 

İyi de evde nasıl bakılacak? Palyatif odada nasıl olacak? 

Hastayı eve çıkarsan evde diri olmayan bir ceset var. Siz deyin buna bu ev cenaze evi. Aylar yıllar böyle devam eder mi? Yaşarken ölürsün. Ne bir yere gidebilir ne gülebilirsin ne ağlayabilirsiniz ne de özel bir yaşantın olur.  

Böyle olmaz. Palyatif oda olsun dediler veya dedin. Burası da ayrı bir dert. Çünkü buraya lazım refakatçi. Sabahtan akşama, 7/24 kim durur önündeki konuşmaz, kalkmaz ve yürümez cesetle?

Akıl veren çıkar. Efendim, böyle yerlerde hasta bakıcılık yapanlar var. Bulun böyle birini. Sizin yerinize baksın denir. İyi de böyle birini nereden, nasıl bulacaksın? Buldun. Böyle biri burada ücretsiz iş yapmayacak. Parayla bakacak bu işe. Vereceğin para da üç beş kuruş değil. Bir maaş vereceksin en azından. Bu maaşın en düşüğü de asgari ücret. Aldığın nedir ki aldığından asgari ücret para vereceksin. Verdin diyelim. Sen ne yiyeceksin? Haydi buldun bir iki ay. Borç dert geçindin. Ne zamana kadar devam edecek bu tür bir yaşam.

Gel de çık bu işin içinden. Çünkü çaresiz bir durum var karşında. 

Bir de özel bakımevleri vardır ki buralara hastasını koymak her kişinin harcı değil.

Sadede gelirsek, bu ülkede hastası palyatif oda hastası olan nice insanlar var. Ya kendileri hasta başında nöbetleşe hastaya refakat ediyorlar ya da her bir hasta sahibi, birini ücretle tutuyor. Böyle olacağına yani her bakıma muhtaç, yatağa bağlı hastalar için bir refakatçi olacağına, 8-10 kadar yatağa bağlı hastaya profesyonel bir hasta bakıcı görevlendirilse, bu hasta bakıcının ücretini de hasta yakınları ortaklaşa verse daha iyi olmaz mı? Bu öneri hasta yakınlarının elini hem madden hem de manen rahatlatacaktır. Üzerinde düşünmeye değer. Bunu da bünyesinde palyatif oda bulunan hastane yönetiminin düşünmesi lazım.