29 Nisan 2024 Pazartesi

Muhtarlıkları Kaldırma Zamanı Gelmedi mi?

Mahalli seçimlerle birlikte seçimi yapılan ve seçimle iş başına gelen köy ve mahalle muhtarları üzerine geçmişte birkaç yazı yazdım. Geçmişte önemli bir görev ifa eden muhtarlığın, günümüzde devletin sırtında bir kambur olduğunu, sembolik anlamı dışında bir işlevi kalmadığını ve kaldırılması gerektiğini ifade ettim. 

Başta muhtarlar olmak üzere bazıları bu görüşüme tepki gösterse de halkın çoğunluğu muhtarlığın kaldırılması gerektiğine dair görüşümü destekledi. 

Yeni bir seçim arifesinde muhtar adaylarının boy boy resimlerinin paylaşıldığı bir dönemde hemen hemen halkın çoğunun muhtarlıkların kaldırılması yönündeki görüşlerini görünce, bu konuda giderek bir konsensüsün oluştuğunu görüyorum. Bu da sevindirici. 

Halkın bu önerisine kulaklarını tıkayan tek devlet kaldı. Bakalım devlet bu konuda ne zaman son noktayı koyacak ve muhtarlıklar da tarihteki yerini alacak. 

Bir zamanlar devletin taşra teşkilatında, devletin eli, ayağı olan nahiye ve bucaklar ve buralarda görev yapan nahiye müdürleri vardı. Devlet kaldırdı. Hizmette hiç aksama olmadı. Bugün hatırlayan bile yok.

Muhtarlıklar kaldırılsa hizmette bir aksama olur mu? Olmaz. Çünkü bir zamanlar önemli bir görev ifa eden muhtarlık, e-devletin yaygınlaşması ve muhtarın görevlerinin çoğunun nüfus müdürlüklerine aktarılması ile birlikte halihazırdaki muhtarlıklar neredeyse iş yönünden sinek avlıyor. Bu sinek avlama muhtarlık yönünden. Yoksa muhtarların çoğunun işi başından aşkın. Çünkü çoğu emekli ve bir işi var. Hem işine devam ediyor hem de muhtar seçilmek suretiyle asgari ücretten maaş almaya devam ediyor.

Bu arada hakkını yemeyelim. Bazı muhtarlar var ki her yerde. Mahallesine hizmet için koşturuyor. Alın size bir örnek. Bir okulda okul müdürüyüm. Okulların açılması yaklaştı. Bahçe girişindeyim. Biri geldi yanıma. Tanımam etmem. Okul eğitim ve öğretime hazır mı dedi. Olduğu kadar hazırız dedim. Şu bahçedeki taş ne ya dedi. Yüzüne baktım. Kimsin dedim. Ben bu mahallenin muhtarayım dedi. O gördüğün taş mahalledeki çocuklar futbol maçı yaparken kale görevi yapsın diye sağdan soldan bulup getirdiği taş. Şimdi kaldırsam akşama tekrar koyarlar. Rahatsız mı oldun bu taştan dedim. Evet. Okulun hazır olmadığı buradan belli dedi. O zaman git o taşı al, kenara atıver dedim bu eğitim gönüllüsü, tüm mahallenin yükünü alan muhtara.

Sahi köy ve mahallede bütçesi, ödeneği, yardımcısı ve hiçbir imkanı olmayan tek kişiden ibaret muhtarlık köy veya mahallenin hangi devasa işine derman olur?

Bugün muhtarlıklar kaldırılsa hizmette bir aksama olmadığı gibi 50 binden fazla muhtara asgari ücretten ödenen para devletin başka hizmetlerinde kullanılacak. Devletin üzerinden büyük bir yük kalkmış olacak.

Muhtarlıklar kaldırılırsa, seçimlerde muhtarlara ait pusula olmayacağı için  mahalli seçimlerde sandık başkanının korkulu rüyası  bitecek. Seçim sonuçları daha erken sonuçlanacak. Ayrıca muhtar ve aza sayım, döküm ve tutanak işi olmayacak.

Bu Ülkede Yaşamanın Bedeli

Efendim, otelinize iki kişilik rezervasyon yaptırmıştık.

Niçin tercih ettiniz otelimizi?

Fiyatı çok uygundu da ondan. 

Aksanın pek İngiliz’e benzemiyor.

İngiliz değilim ama İngilizcem çok iyi.

Belli. İngiliz sitesinden rezervasyon yaptırdığına göre. Bu arada nereden geliyorsunuz?

Türkiye'den efendim.

Milliyetiniz nedir?

Anlamadım. 

Uyruğunuz?

Ne alaka? Nüfus müdürlüğü mü burası?

Nüfus müdürlüğü değil ama milliyet önemli burada. Hele bu paraya bu otelde kalmak...

Türk'üm Türk. Öz ve Öz Türk'üm. Tıpkı sizin gibi.

O zaman sizden fark alacağız. 

Ne farkı?

Milliyet farkı? İngiliz ile aynı otelde kalmanın farkı.

Ne alaka?

İngiliz olsanız ne âlâ. Bu ülkede Türk olmanın bir bedeli var.

Niçin?

Senin rezervasyon yaptırdığın site İngilizce site. Bu kampanya da İngilizlere mahsus bir kampanya idi. İngiliz olmadığınıza göre bu farkı almak zorundayız.

Ne kadar fark?

120 euro kadar.

Ama bu bir çuval fark demek. Bir çuval da rezervasyonda yazılı olan yapar. Eder iki çuval para. 

Sadece burası değil. Her yere, her şeye çuvalla para vermiyor musunuz? Çünkü paranızın ederi bu. Halbuki İngiliz olsanız hem ucuza kalırsınız hem de verdiğiniz para bize yük olmaz. Sizin verdiğiniz para say say bitmez. Bu gidişle paranızı tartmak için buraya terazi yani kantar koyacağız.

Ama siz kamu adına iş yapıyorsunuz. Böyle para tasnifi yapmanız doğru mu? Biz ülkemizde, ülkemizin otelinde İngiliz’le aynı paraya kalamayacak mıyız?

Kalırsınız da dedim ya kalmanın bu ülkede yaşamanın bu ülke insanı olmanın bu parayı taşımanın bir bedeli var. Sonra İngiliz dediğin bize döviz getiriyor temizinden. Hem de bacasız fabrika. Sizin paranız bu ülke dışında nerede geçer bir düşün. 

Şimdi biz bu otelde kalamıyor muyuz?

Kalırsınız da ceremesini çekmek şartıyla. 

Desene ülkemizde biz parya olmuşuz da haberimiz yok. Hani biz dünyaya bedeldik.

Onlar lafta efendim. Bunların reel hayatta bir karşılığı yok. İngiliz ol, 120 euro daha düşük öde. 

Kırmızı Işık Fobimiz

Yazır'dan, Abdülhamit Caddesi üzerinden, Meram Tıp Fakültesine doğru yol alıyorsunuz. En son ışıklar olan dörtlü bir kavşağa geldiniz. Geçtiniz geçeceksiniz. Ama kırmızı ışık yandı. Işığı gören durdu.

Bu durumda sen ne yapacaksın? Kaderim kaderim deyip herkes gibi duracak mısın? Unutma ki sen kırmızı ışıkta bekleyecek, kurallara uyacak adam değilsin. Ayrıca kurallar aciz insanlar içindir. Hem senin acelen var. Acelen olmasa da kurallar çiğnenmek için vardır. Bir de kırmızı ışığa boyun eğmek senin lügatinde yok. Sonra senin bu ışığa karşı alerjin var. Üstelik akıl küpü bir zekan var. 

Bu durumda ne yapacaksın? Saksıyı çalıştıracaksın. Hemen yolun sağından Sarayköy istikametine giden kontrollü yolu kontrol edeceksin. Baktın ki bu yol bölünmemiş yol. Tamam, yırttın. Işıkta beklemeyeceksin. Sağ, sol sağ yapıp ışıkta hiç beklemeden yoluna devam edeceksin.

Ardından ışığın yanmasını bekleyenler sendeki bu zekayı görünce sana şapka çıkaracaklar. Onlar bekleye dursun ve sendeki zekanın niçin kendilerinde olmadığına kıza dursunlar. Onlar ışıktan kalkıncaya kadar sen zaten Meram Tıp Fakültesine vardın.

Kaza oldu mu? Hayır. Herhangi bir karışıklığa sebebiyet verdin mi? Hayır. O zaman ne diye bekleyeceksin kırmızıda değil mi? Anan seni kırmızı ışıklarda beklesin diye mi doğurdu değil mi?

Acelen mi vardı kırmızıda beklemeyecek kadar? Ne fark eder değil mi? Önemli olan kırmızıda beklememek ve herkesten önce menzile varmak.

Takkeli Dağın eteklerindeki Sarayköy'e yürüyüş yapmak için iki arkadaşı bu ışıklarda beklerken gördüm bu sahneyi. Bir yarım saat bekledim yol arkadaşlarımı. Onları beklerken birbirinin aynısının ta kendisi olan bu sahneyi farklı sürücülerde kaç defa izledim. Belli ki bu yolu sürekli kullanan kişiler bunlar. Bu yolu avuçlarının içi gibi biliyorlar. Bildikleri için de acemilik çekmiyorlar ve kırmızıda durmadan nasıl geçeceklerini çok iyi biliyorlar. Onlar için sağ, sol, sağ yapmak, belki de günlük rutin işlerinden biri. 

Bu kırmızı fobisi çoğu sürücülerde var. Ta ileriden gelirken yeşili görünce yeşilde nasıl geçerim düşüncesiyle bastıkça basıyor. Hızını bu kadar almışken durmak olmazdı artık. Ya son anda geçecek ya sarıya geçince gelecek ya da kırmızıda gelecek. Çoğu kazalar da böyle zamanlarda oluyor.

Yeşili görünce geçmek için tam bastırdığın zaman önündeki de bastırıyor. Diyorsun ki bu adamın niyeti de ciddi ve ışıktan geçecek. O gazlıyor, sen gazlıyorsun. Bir baktın ki kırmızı yanınca önündeki duruvermiş. O durdu ama bu hızla sana durmak yakışmazdı. Zaten durmak istemesen de duramazsın. Be kadar frene bassan da öndeki durana arkadan vuruveriyorsun. Herkes için beklenen kazaydı ama sana göre görünmez kazaydı ve tüm suç önde durandaydı. Ama gel de bunu öndekine anlat. Onlara göre hep arkadan vurandaydı. Aniden duranda hiç suç yoktu sanki.

Ardından o yeşilli, sarılı, kırmızı rengiyle trafiği bir düzen içinde akıtan kavşağın tamamını kapatıp trafiği bir güzel felç ediyorsun. Sen ise tutanak tutmakla meşgulsün.

Bir de seni yeşilde geçirmemek için önünde yavaş yavaş hareket eden birileri var. Onların görevi seni kırmızıda bıraktırmak. Kendisi mi? Kırmızıya rağmen geçer gider. Gelecek cezaya adam dünden razı. Önemli olan seni kırmızıda bıraktı ya. Cezanın ne önemi var, değil mi?