23 Nisan 2024 Salı

Müteferriçliğimden Kesitler (2)

Bir önceki yazımda günlük rutin yürümeye nasıl başladığımı anlatmaya çalışmıştım. Sizin için hiç önemi olmasa da günlüğümde yer alsın diye aklımda kalan yürüyüş güzergahlarımı yazmaya çalışacağım. Yürüdüğüm yerlerin mesafesini Konya dışındakiler bilmese de Konyalılar bilir.

Meram Yaka-Altın Apa Barajı. Bugüne kadar mesafesi uzun en uzun  güzergah. 2 defa gidiş-geliş, bir dönüş. Her gidiş geliş süresi toplam beş saat.

Meram Yaka-Takkeli Dağ. Bu yürüyüşümde 1675 m. yüksekliği olan dağa, yolundan değil, yamaçlarından çıktım. Toplam dört saat sürdü.

Meram Yaka-Sarayköy (3 kez) gidiş-dönüş. 

Meram Yaka-Sille (3 kez) gidiş-dönüş.

Meram Yaka-Eski Sanayi Köprüsü (Koyuncu Petrol),

Meram Yaka-Meram Bağları-Dutlukırı Millet Bahçesi-Antalya Çevre Yolu (3 saat),

Meram Yaka-Akyokuş Tepesi (defalarca),

Meram Yaka-Akyokuş-Takkeli Dağ hizası (defalarca),

Meram Yaka-Tavus Baba, 

Meram Yaka-Meram Dere,

Meram Yaka-Adliye,

Meram Yaka-Alaeddin Tepesi,

Meram Yaka-Mevlana Kültür Merkezi,

Meram Yaka-Kozağaç, 

Meram Yaka-Gazze Caddesinden Antalya Çevre Yolu, 

Meram Yaka-Harmancık, 

Meram Yaka-Karatay Terminali,

Meram Yaka-Otogar,

Meram Yaka-İstasyon-Ahmet Özcan Caddesi-Altıyol,

Meram Yaka-Gazze Caddesi-Antalya Çevre Yolu-Dutlukırı Millet Bahçesi-Lalebahçe, 

Meram Gar-SÜ kampüsü gidiş, 

Meram Gar-Kulesite-Belh kavşağı, 

Meram Gar-Kule Site-Fetih Caddesi-Ahmet Özcan Caddesi,

Alakova-Meram Gar geliş,

Meram Gar-Aziziye-Mevlana,

Meram Gar-Meram Tıp Fakültesi Yeni ve Eski Hastaneleri,

Meram Gar-Şehir Hastanesi, 

Güneysınır Mevlana Mahallesi-Gürağaç dağı, 

Güneysınır Mevlana Mahallesi-Güneybağ dağı, 

Aklımda kalanlar bu güzergahlar.

Hasılı pandemi geçmiş olmasına rağmen arabaya binmek, toplu taşımayı tercih etmek benim için en son çare. Hep ilk ve son tercihim yürümektir.

Dinç bir vücuda sahip olmak, sağlıklı yaşamak ve göbeği eritmek için yürümek bire bir. Şiddetle öneririm. Bir müteferriç de siz olmak istemez misiniz? Haydi göreyim sizi...

Türk Futbolunun Gelişmesine Dair Önerilerim

Eskiden her takımda birkaç yabancı olur, geriye kalan futbolcuların çoğu Türk futbolcu olurdu. Son yıllarda takımlarımızdaki Türk futbolcu oranı değişti. Tüm takımlarımızın on birinde çoğunluk artık yabancı futbolcu.

Takımlarımızda yabancı futbolcu bolluğu olsa da hakemlerimiz Türk idi.

Ali Koç'un haksızlık yapılıyor, VAR hakemleri istiyoruz isteği doğrultusunda kritik maçlarda yabancı VAR hakemine görev verilir oldu.

Fenerbahçe'nin Sivasspor ile yaptığı maç gösterdi ki yabancı VAR hakemi de FB'nin kötü gidişine çözüm olmadı. Bizim VAR hakemleri bugüne kadar bu sezon FB lehine 16 penaltı vermiş. Bu penaltıların 12 tanesi FB mağlupken ya da berabere iken gelmişti. Penaltıların zamanlaması da manidardı. Genelde son dakikalarda ve uzatmalarda FB lehine penaltı kararı verildi. Bu sezon kulüpler arasında en fazla penaltı verilen unvanını koruyor FB kulübü. Gel gör ki Ali Koç'un isteği üzerine Sivasspor maçında görev yapan yabancı hakem bir kural hatası yaparak maçın uzatmalarında FB'ye vereceği yerde Sivasspor takımı lehine penaltı verdi. FB teknik direktörü haklı olarak "Şampiyonluğa oynayan takıma son dakika penaltı verilmez" dedi. Ama dinleyen kim? Sonunda FB şampiyonluk yolunda Sivas'ta iki puan bırakarak şampiyonluğa oynayan GS ile aradaki farkı dört puana çıkarmış oldu. Hasılı Fener'e yabancı VAR hakemi de derman olmadı.

FB'nin bu durumuna üzüldüm doğrusu. Bu sezon şampiyon da olamazsa hiçbir kupa elde edememiş olacak.

Yabancı VAR hakemine rağmen FB niçin mağdur ediliyor? Düşündüm taşındım. Sonunda buldum galiba. Sanırım yarı Türk yarı yabancı hakem olmayacak. Hakemlerin hepsi Türk olunca da olmuyor, sadece VAR yabancı olunca da olmuyor. 

Bu durumda ne yapılmalı? Futbolumuz nasıl gelişir? İşte tartışma götürmez önerilerim:

Maçları yönetecek orta, yardımcı ve VAR hakemleri tümden yabancı olmalı. 

Futbolcuların çoğu yabancı olunca teknik direktörler de kesinlikle yabancı olmalı.

Yerli futbolculara ülke sınırları içerisinde herhangi bir kulüpte oynayamazsın diyerek onlara yol verilmeli. Kulüplerin tüm futbolcuları da yabancı olmalı. 

Federasyonun başına da bir yabancı başkan getirilmeli. 

Kulüplerin başkan ve yönetim kurulu üyeleri de yabancı olmalı. 

Kısaca, seyirci dışında futbolun her kademesinde hep yabancılar istihdam edilmeli.

Futbolda başlatılan bu yabancı furyası başarıya ulaşırsa bürokrasi ve ülke yönetimi de yabancılara devredilmeli.

Burada sadece bir yabancı VAR hakemine 80 bin ödüyoruz. Tüm hakemlere ve diğer kademelerde istihdam edilecek yabancılara para mı yeter denebilir. Yabancı VAR hakemine 80 bini bulan diğerlerine de bulur. Yeter ki istensin. Bunun için gerekirse İngiltere tefecilerinden borç bile alabiliriz. Yeter ki futbolumuz gelişsin. Seyir zevki için bu uğurda gidecek paranın lafı olmaz. Baktık olmadı, TL’den vazgeçip paramızı da yabancı parasına döndürebiliriz.

Müteferriçliğimden Kesitler (1)

“Derdini, sıkıntısını gezerek atan kimse. Yürüyerek rahatlayan, dolaşarak sıkıntısından kurtulan kişiye” müteferriç denirmiş. Bu kelimeyi 2023’ün Ocak ayında duydum. Anlamını da bu vesileyle öğrenmiş oldum.

Adını ve anlamını bilmeden başladığım müteferriçlik, pandeminin Türkiye’de görüldüğü günlere (2020 Mart) dayanıyor. Yürüyerek dert ve sıkıntı ne kadar atılır bilmem ama bilinçsizce başladığım bu yürümenin; göbeğimin inmesine, ayaklarımın açılmasına ve vücudumun rahatlamasına faydalı olduğuna yüzde yüz inanıyorum. Hem bedenen hem zihnen dinçleştim. Hantallıktan kurtuldum.

2020’nin ramazan ayında iftar vaktini değerlendirmek amacıyla ikindiden sonra kendimi dışarı atarak 40 dakika yürüdüm ilk başlarda.

Marketlerde burnunu gösterip ağzını kapatan maskelilere, maske öyle değil, böyle takılır diyerek kurallara uygun maskemi takıp fotoğrafımı çekerek bu maskeli fotoğrafımı sosyal medyada paylaşmıştım. Paylaşımıma yorum yazanlara cevap verirken paylaştığım fotoğrafım gözüme ilişti. Göbek baya öndeydi. Göbeğim de kötü gözüküyor yazdım bir yorumcuya. O da evet dedi. Sen misin beni tasdikleyen deyip bu göbek eriyecek dedim. Ertesi gün tempolu ve uzun yürüyüşlere başladım.

Önce 1 saat, ardından 1.5 saat derken sonra 2, 3, 4, 5 saati buldu günlük yürümem. Bazı zamanlar beş saati de geçti.

Üç ay içinde göbeğimin eridiğini görünce yürümenin bir nimet olduğunu anladım ve o günden bugüne birkaç gün dışında fire vermeden yürüdüm. Fire verdiğim günün yürüyüşünü ertesi gün daha fazla yürüyerek telafi ettim.

Yürüyüş benim için artık bir görev ve hobi oldu. Yürümediğim zaman kendimde bir eksiklik hissettim.

Önceleri mahallemde yürüdüm. Parkurlarda döndüm durdum. Aşkan Mahallesinin girmediğim sokağı kalmadı. Alavardı Mahallesi, Köyceğiz, Tavus Baba gibi yerleri yol yaptım. Yürürken de çok tempolu yürüdüm. Genelde yokuşları tercih ettim. Yürüdükçe ayaklarım açıldı. Giderken gittiğim yolu dönüşte değiştirdim genelde.

Yürümek için havanın iyi olmasına bakmadım. Kar, kış, soğuk, rüzgâr dinlemedim. Sadece yağmurlu havalarda tripleks evin merdivenlerini inip çıkarak günlük yürüyüşümü yaptım. Hastanede refakatçi iken 8 katın merdivenlerine çıktım ve indim. Yürüyüşümü tamamladım.

Önceleri kaç kilo vermişim diye eczanelere giderek tartıldım. Sonra baktım olmayacak, bir baskül aldım. Yürüyüş öncesi kaç kiloyum diye tartıldım. Yürüyüş sonrası ne kadar vermişim diye tartıldım. Kilo verdiğimi gördükçe yürüme iştahım daha da arttı.

Bu kadar yürümekle diz kapaklarındaki sular biter, tamam, yürü de bu kadar abartma diyenler, göbeğimin indiğini görünce yürümekle iyi yapıyorsun demeye başladı.

Zamanla yarışmadığım, yanımda kimsenin olmadığı durumlarda, gideceğim her yere yürüyerek gittim. Bunda, insanların toplu taşımaya binmekten kaçındığı, kapalı ve insan yoğunluğunun çok olduğu ve insanların birbirinden kaçtığı, maske takma zorunluluğunun olduğu pandemi döneminin de payı büyük.

Yürüdükçe ayaklarım açıldı. Rampa yerlere bile çıkmakta zorlanmaz oldum. Bir ara dokuz dakikada birer km yapar oldum. Ayaklarım hariç, başımdan, belimden, tüm vücudumdan akmayan ter kalmadı. Dönüşte bir banyo, üzerine yemek ve çay tüm yorgunluğumu aldı.

Bana yürüyüşü sevdiren spor ayakkabım oldu. Yıllarca eskitemediği spor ayakkabım bu uğurda eskidi. Tavanları çatladı. Yeni bir spor ayakkabı aldım ama öncekinin yerini tutmadı. O değilden tamircime, spor ayakkabıların altını değiştiriyor musun dedim. Ben yapmam ama yapanlar var dedi. Başka tamircilere sordum. Yaparım deyince spor ayakkabıyı getirdim tamirciye. Koyacağı tabanı gösterdi. Rengi siyahtı. Benim ayakkabım açık renk. Bu tavan olmaz dedim. Sanayiden bulabilirsin beyaz alt tabanı dedi. Bir tanıdığıma telefon alarak beyaz taban bulurdum ve eskimiş sporun altını değiştirerek bu spor ayakkabısı benim için yürüyüşlerde yine vazgeçilmez oldu. Mübarek yormuyor hiç.

Yürüyüşün yanında bir altı ay kadar ekmek yemedim. Sadece kaşıkladım. Akşam yemeklerini mümkün olan en erken vakitte yedim. Akşam kırıntı türünden bir şeyler yemedim. Bazı özel günler hariç akşamları sadece çayla yetindim.

Dört yılı buldu yürüyüşüm. Son 2 yıldır yürüyüş temposunu ve yürüyüş mesafesini azaltsam da hala yürümeye devam ediyorum. Bir sonraki yazımda da aklımda kalan yürüyüş güzergahlarına yer vermek istiyorum.