18 Nisan 2024 Perşembe

90'lı Yıllardan Günümüze Hükümetlerin Enflasyon Karnesi

Türkiye'nin 80-90'lı yıllarını saymazsak, 70-80 ve 1991-2002 yılları hükümet istikrarının olmadığı, ülkenin koalisyonlarla yönetildiği ve kurulan hükümetlerin ömrünün çok uzun olmadığı yıllar. Aynı zamanda bu yıllar ülkenin yüksek enflasyonlu yılları.

Çok öncesine gitmeyeceğim. Aşağıda Özal'ın Cumhurbaşkanı olarak Çankaya köşküne çıktıktan sonra hiç seçime girmeden 91 yılına kadar tek partinin çoğunluk hükümet başbakanı olan Yıldırım Akbulut hükümetinden sonra 2002 yılına kadar hükümet kuranların görev süresine yer vereceğim.

Başbakan    Partisi   Görev Süresi Koalisyon Ort

M. Yılmaz   ANAP      150 gün            ANAP

S. Demirel   DYP        1 yıl, 177 gün   DYP-SHP

T. Çiller        DYP        2 yıl, 102 gün    DYP-SHP

T. Çiller        DYP        25 gün                DYP

T. Çiller        DYP        128 gün       DYP-CHP ve Bağ. 

M. Yılmaz ANAP       114 gün        ANAP-DYP

N. Erbakan  RP          1 yıl, 2 gün    RP-DYP

M. Yılmaz  ANAP      1 yıl, 195 gün ANAP-DSP-DTP

B. Ecevit     DSP          137 gün           DSP (Azınlık) 

B. Ecevit     DSP        3 yıl, 174 gün DSP-MHP-ANAP

Tabloda görüleceği üzere 1991 ila 2002 arası 12 yılda 10 hükümet (48.49.50.51.52.53.54.55.56.ve 57.) kurulmuş. Bu demektir ki bu zaman aralığında kurulan hükümetlerin ortalama ömrü 1 yıl. Bir yıl dediğiniz nedir ki. Adeta hükümetlerin kurulmasıyla yıkılması bir olmuş. Başbakanların koltuğa oturmalarıyla kalkmaları bir olmuş. Takdir edersiniz ki siyasi istikrarın olmadığı bu zaman diliminde ülkenin hiçbir sorunu çözülemez ve çözülememiştir.

Siyasi istikrarın olmadığı bu yıllar enflasyonun yüksek olduğu yıllar. Bir de enflasyon oranlarına bakalım: (1-4 arası küsurat aşağıya, 5-9 arası küsurat bir üste tamamlanmıştır.)

1991 (71), 1992 (68), 1993 (71), 1994 (126), 1995     (76), 1996 (80), 1997 (99), 1998 (70), 1999 (69), 2000 (39), 2001 (69), 2002 (30).

Koalisyonlu geçen bu yılların ortalaması 72,33’tür.

2002-2024 arası ülkenin siyasi istikrar kazandığı ve tek başına yönetildiği yıllar. Bu zaman zarfında hükümet sistemi, başbakanlar ve Cumhurbaşkanları değişse de tek başına AK Parti hükümeti bu yıllara damgasını vurmuştur. Bu yılların enflasyon oranlarına da bir bakalım: (1-4 arası küsurat aşağıya, 5-9 arası küsurat bir üste tamamlanmıştır.)

2003 (18), 2004 (9), 2005 (8), 2006 (10), 2007 (8), 2008 (10), 2009 (7), 2010 (6), 2011 (10), 2012 (6), 2013 (7), 2014 (8), 2015 (9), 2016 (9), 2017 (12), 2018 (20), 2019 (12), 2020 (15), 2021 (36), 2022 (64), 2023 (65), 2024 (69)

Siyasi istikrarın olduğu bu 22 yıllık dönemde enflasyon ortalaması 19’dur.

Çok hükümetli, bol koalisyonlu ve hükümetlerin ömrünün çok kısa olduğu 90’lı yıllarla, adeta tek partili, bir partinin 22 yıllık enflasyonunu karşılaştırırsak, 2002-2024 arası dönemin enflasyonda başarılı olduğu görülecektir. Yalnız 90’lı yılların enflasyonunda Yılmaz, Demirel, Çiller, Erbakan ve Ecevit gibi farklı aktörler varken, 2002’den bugüne tek partinin ve tek aktörün sorumluluğu var.

Oturmasıyla kalkması ve ortalama ömürleri bir yıl olan kimselerle, aynı koltukta 22 yıl oturan kişiyi aynı kategoriye koymak ve karşılaştırmak elma ile armudu toplamak gibi olur ki bu, hakkaniyete sığmaz. Birinde koalisyon var ve istikrar yok. Diğerinde ise tek başına iktidar ve istikrar var. Yine bu kıyas, işe yeni başlayan acemiyle uzun yıllar aynı işte çalışan gedikliyi karşılaştırmak ve aynı eforu beklemek gibidir ki bu kıyas gülünç kaçar. Yakın zamana kadar da 90’lı yılların enflasyonuyla, 2000’li yılların enflasyonu karşılaştırıldı.

İstikrarlı hükümetin bile 2017’den itibaren enflasyon karnesi çift haneli. 2021’den itibaren adeta uçmuş. Son üç yıldır ise 64-69 aralığında. Acemiler de ülkeyi enflasyona ezdirmiş, usta da.

Siz kızsanız kime kızarsınız? Herhalde ustaya, değil mi? Çünkü acemi; yeniyim, acemiyim, zamana ihtiyacım var diyebilir. Ustanın ne mazereti olabilir? 

17 Nisan 2024 Çarşamba

Sorunlara Kulak Tıkayanlara Gelsin

Kasabanın birinde, kilisede pazar ayini sırasında kilisenin içinde olduğu kasabayı su basar.

Sular kiliseye doğru ilerlemeye başlar.

Herkes panik içinde koşuştururken papazın yerinde durduğunu gören insanlar papaza gelmesini söylerler.

Papaz onu Tanrı'nın koruyacağını söyler.

O anda sular yükselmeye başlar. Sular kiliseye girer.

Rahip canını kurtarmak için 2. kata çıkar.

Bir yandan da papaza kaçmasını söylerler.

Papaz inadını devam ettirir.

Sular 2.kata çıktığında, pencerenin önünden bir kayık geçer. İçinde halktan bazı kişiler vardır. Papaza gelmesini söylerler ama papaz yine inadını sürdürür ve ‘Tanrı beni korur’ der.

Sular çatıya çıktığında yine bir kayık geçer ve yine halktan bazıları kayığın içindedir papaza gelmesini söylerler ama papaz, 'Tanrı beni korur’ demeye devam eder.

Sular çatıyı da aşınca papaz çatıdaki direğe tutunur.

Bu sefer tepeden bir helikopter geçer. İçinde yine halktan bazı kişiler vardır. Papaza, gelmesini söylerler. Papaz yine 'Tanrı beni korur.' der ve ölür.

Tanrı'nın huzuruna çıkar. Tanrı’ya, 'Ben sana darıldım Tanrım. Ben senin huzurunda yıllarca çalıştım, sen beni öldürdün.' der.

Tanrı da 'asıl sen kendini öldürdün. Senin için 2 kayık, 1 helikopter gönderdim daha ne yapayım.' der.

Bu hikaye, doğal afet ve diğer sorunlara karşı tedbirini al, eldeki ve ayağına kadar gelen fırsatları tepme, değerlendir demektedir.

Her hikaye içinde bir ve daha fazla hisse barındırdığına göre şimdi gelelim sadede.

Yıllardır hep zirvede olan, zirvenin nimetlerinden faydalanan bir kesim var. Bunlar hep sandılar ki bu zirve bizi sevdi. Bizi zirveden kimse indiremez. Var mı bizim gibisi. İstersen topu birden gelsin dedi. Gelmekte olanı görmek istemediler.

Halbuki 2015’in 7 Haziranından beri insanımız gidişat iyi değil, tedbirini al, böyle gitmez dedi. Ekonomik sıkıntı başlamıştı ta o zamandan. Azan terörü bastırarak ve asla yapmam dedikleri seçim ekonomisini ilk kez uygulayarak beş ay sonra tekrar tek başına zirveye oturabildiler.

Yeniden zirve gelince sıkıntıları görmezden geldiler.

Halkın azalan teveccühünü kah ittifak kurarak kah terörle korkutarak kah yurtdışı kah yanı başımızdaki savaş diyerek bertaraf ettiler.

2018’den beri hayat pahalılığı iyice arttı. Tedbir alınacağı yerde enflasyona iner de çıkar da dediler ve hayat pahalılığını yok kabul ettiler.

2019’da halk bazı büyükşehirleri elinden alarak bu uyarım kulağına küpe olsun dedi. Mesajı aldık dediler ama dedikleriyle kaldılar. Nasıl mesajı almasa.

Nasla oynadılar.

Kur garantili TL’yi devreye soktular.

Sayılamayacak kadar U dönüşü yaptılar.

2023’e gelindi:

Kiralar emekli maaşını geçti.

Emekli inim inim inledi.

Fiyatlar yerinde durmadı.

TL hiç olmadığı kadar döviz karşısında eridi.

Seçimi almak için ittifaklarına yeni ortaklar aldılar.

Hiç olmadığı kadar seçim ekonomisi uyguladılar.

Tüm bu sıkıntılara rağmen karşılarında muhatap olmayınca, vatandaş elim mahkum deyip yeniden zirveyi verdi.

Her halükarda zirveyi görünce bu millet bizi seviyor, bize kıyamaz dediler ve 2024 seçimlerine geldiler.

2024 seçimlerine gelince, vatandaş yettiniz artık dedi ve hiç yapmadığını yaptı. Desteğini büyük oranda çekti.

Şimdi oturmuşlar, bu vatandaş desteği niye çekti, bu emekli niye sırtını döndü diyorlar. İyi de kardeş, bu vatandaş 2015’den beri bak şakam yok, yaparım dedi. Kolayca ve açık ara kazandığın zirveyi zorla ve kerhen vermeye başladı. Ama her kredinin üzerine astar istedin ve gelmekte olanı göremedin. Daha ne yapacaktı vatandaş. Baba oğluna, oğul babaya vermez bu kadar krediyi. Unutmayın ki gösterdiği bu sarı kartı, kırmızı kart olarak 2023’de gösterecekti. Ama ülke başsız kalmaz, gidişat kötü de olsa mevcut iyi kötü biri var, maceraya karnımız tok dedi. Siz de buna yeni bir kredi dediniz ve yattınız.

Hasılı kimseye kızmayın. Bugünkü halinizin sorumlusu sizsiniz. Ülkenin bu hali de sizin eseriniz. Tedbirlere satılmayan papaz gibi ölmediniz ama ölmekten beter oldunuz. Bir farkla. Papaz öldü, inadını zararını kendisi çekti, geride kalanlar kurtuldu. Siz ise ülkeyi yaşanmaz hale getirdiniz. Ülkeyi öldürdünüz ülkeyi. 

Çocuklarımın Alacağı Olsun!

Üç çocuğum var. Aslında dört de bir tanesi daha işini almadı. Benden yiyor. Hoş, çok alacağa da benzemiyor. Ki almak istese de bu devirde işi kim bulmuş ki benim tekne kazıntısı bulsun. Benim zamanımda iş bulmak için aslanın ağzından almak gerekiyordu. Sonra iş aslanın midesine indi. Şimdi ise aslanın işkembesine geçti.

Neyse üç oğlana geleyim ben. Allah hayırlarını versin hepsinin ama kırgınım onlara. Daha doğrusu kızgınım. Alacakları olsun. Çünkü beklentilerime cevap vermediler hala. Bu görünümleriyle beklentime çok cevap verecek de görünmüyorlar.

Biri neyse. Kendi yağıyla kavrulmaya çalışıyor. Diğer ikisine esas serzenişim. Karı koca çalışıyorlar. Kazançları da iyi. Allah daha çok versin ama ne yapayım bana yar olmayan kazançlarına.

Nedir bu derece çocuklarına seni kızdıran derseniz? Sormayın diyeceğim ama madem ki sordunuz. O zaman günah benden gitti. İçimdekini dökeyim size.

O kadar imkanın içerisinde, ahir ömründe babamızı Monaco'ya gönderelim. Orada bir ıstakoz yesin demediler. Demedikleri gibi hiç düşünmemişler. Size kırgınım. Bir ıstakoz yedirmediniz dedim. "Istakoz neydi, bilemedim ki" demez mi biri. Güya yurtdışı görmüş, mektep medrese okumuş biri. Daha ıstakozdan haberi yok. Kendisi görmemiş ki bana yedirsin. 

Öbürü hiç topa girmedi. Öyle zannediyorum, ıstakoz caiz mi diye araştırmaya girmiştir. Hanefilikten de ödün vermez. Şafii'yi de görmez. Halbuki Şafii ne güne duruyor değil mi. Babam çıksa denizden yerim demiş. Her ne kadar Şafii olmasam da o yerim diyorsa bana ne oluyor da caiz değil, yemem diyeceğim. Sonra ben Şafii'den daha mı çok Müslümanım. Sonra babanıza Monaco ve ıstakoz imkanı sundunuz da babanız caiz değil mi dedi? Bırakın o kadarını da babanız düşünsün.

Halbuki bu yaşıma geldim. Geldim gidiyorum. Yaşım 60 olmuş. Trabzon'a doğru gidiyorum. Dişler eskisi gibi değil. Cebimde yeşil pasaportum ve imkanı yerinde iki oğlum olduğu halde itibardan tasarruf edilmez deyip babalarına bu imkanı sunmadılar. Alacakları olsun. Babalarına bu ahir ömürlerinde yedirmeyip de o kadar parayı mezara mı götürecekler, merak ediyorum.

İnanın, kabirde Münker Nekir ıstakoz  yedin mi dese başım öne eğilecek. Susma hakkımı kullanacağım. Sükut ikrardan gelir de demezler bu melekler. Onca variyetin içinde nasıl yemezsin deseler utanacağım. Hesap gününde Rab Teâlâ onca nimet verdim. Istakoz bile yemeden geldin, halbuki hepsi senin içindi dese mahcubiyetten boncuk boncuk terleyeceğim.

Oğlanlardan hayır yoksa kendin gideydin Monaco’ya. Haydi yol yolak bilmezsin. Antalya’ya gideydin. Orada yiyeydin ıstakoz. Mezara mı götüreceksin dediniz. Yok yok yok. Anlamıyor musunuz siz?

Haydi bir yolunu bulup gittim diyelim. Nasıl yiyeceğim ben o ıstakozu? Daha ben de görmedim bu nimeti. İnternetten baktım. Korkunç geldi bana görüntüsü. Haydi sınıf atlama adına bu korkuyu göze aldım. Bu meret nasıl yenir bilmem ki. O kadar okul okudum, o kadar değişik ilde çalıştım. Ne okul öğretti bu ıstakozu ne çalıştığım yerlerdeki insanlar. Okul bir şey vermez dedikleri bu olsa gerek. Çok gezip çok şey öğrenecekmişim meğer.

Çocuklarıma kızsam da haklarını yemeyeyim. Onlar da görmemiş daha ıstakozu. Okul, çevreleri ve ben de göstermedim ise çocukların ne suçu var değil mi? Bu arada çocuklarım yedirmekten kaçınmaz. Sağ olsunlar zaman zaman götürürler lokantaya. İstediğini ye derler. Babaları ne bilsin envaiçeşit yemeği. Menüye bakıp şundan ver der. “Şu” demesi de bu yaşında daha bir isme dönüşmedi. Ne bilsin garibim yemeklerin isimlerini. Ya da siz ne yerseniz ben de onu yiyeceğim der, bozuntuya vermem ve cehaletimi ortaya koymam. Ama şunu söylemeden de geçemeyeceğim. Çocuklar bana lokantada dünyayı yedirseler, gözümün açıldığı bu aşamadan sonra menüsünde ıstakoz olmayan yemeği ne yapayım ben. O yüzden alacakları olsun çocuklarımın.