27 Kasım 2023 Pazartesi

Dertli ve Tuzu Kuru

Hayat, dertlilerle tuzu kuruların arasında gelip geçiyor. İç içe yaşayıp gidiyorlar.

Tuzu kuru olmalarında sorun yok. Varsın böyle yaşasınlar. Dertlilerin derdine tercüman olup en azından dertlerini dinleyip anlayış gösterecekleri yerde aşkın gözü kör ettiği gibi savunmacı anlayış içine girmeleri insanı kahrediyor.

Biline ki bu tip tuzu kurularla aynı dil konuşulsa da asgari seviyede bile anlaşmak mümkün değil.

Şu tür konuşma eksik olmaz bunlarla. İlki dertli, ikinci ise tuzu kuru:

Hayat pahalılığı aldı başını gidiyor.

Geçmişi unutma. Eski günler daha felaketti. 

Geçmişte yaşamıyoruz. Bugün piyasa yangın yeri. 

Eskiden yoktu bir şey. Varsa da kuyruk vardı. Ben kuyrukları unutamam. Yaşamayan bilemez. 

Emeklinin durumu iyi değil. Aldıklarıyla geçinebilmeleri mümkün değil. 

Düşük emekli maaşı alanların çoğu ikinci işte çalışıyor. Hepsinin de evi var. Çoluk çocuk da kalmadığına göre bu maaş onlara yeter. Yetmese de bu emekliler zaten fazla çalışmadan emekli olanlardır.  

Kiralar çok yüksek. 

Ev sahipleri çok insafsız. 

Kurt puslu havayı sever.

Ne dersen de. İnsanımız aç gözlü ve fırsatçı.

Devlet de vergilere yüksek çekiyor. Devlet de mi fırsatçı?

Devlet olması gerekeni yapıyor.

Durmadan U dönüşü yapılıyor. 

Yapmayan mı var. Hepsi yaptı. 

Enflasyon çok yüksek.

Eskiden daha da yüksekti. Şimdi dünyada da yüksek.

Faizler indirilmişti. Seçimden sonra yükseltilmeye başladı. Ne dersin?

Zaten yükseltilmesi bekleniyordu.

Seçimden sonra döviz de yükseldi.

Herkes bekliyordu zaten.

Kur garantili yanlıştı.

Bir ihtiyacı karşıladı. İyi oldu. Değilse bugün döviz daha yüksek olurdu...

Belediye Başkanlarına Açık Mektup *

Sayın başkanlar!

Konya semt pazarları Konyalının haftalık alışverişlerini yaptıkları yerlerdir. 

Aşağı yukarı her mahallede vatandaşın bu ihtiyacını gidermek amacıyla belediyelerimiz açık veya kapalı pazar yerleri yapmaktadır. 

Belediyelerimizin son yıllarda ağırlık verdiği kapalı semt pazarları takdire şayandır ve birçok ile örnek olmaktadır. 

Belediyelerimiz semt pazar yerleri belirleyip yaparak pazarcının ve mahallelinin hizmetine sunuyor. 

Bir ihtiyacı gideren semt pazarlarına dair bu tespiti yaptıktan sonra pazar yerlerini doğru ve düzgün kullanmadığımız konusuna gelmek istiyorum. 

Belediyesinden vatandaşına ve pazarcısına varıncaya kadar hepimiz biliyoruz ki sabahında düzgün ve temiz bir şekilde teslim edilen pazar yerleri ister açık ister kapalı olsun, pazar dağıldıktan sonra savaş alanına dönüyor. Adeta pazarcı esnafı, satamadığı ne kadar çerçöp varsa, giderken pazar yerine döküp gidiyor. Yani pazar yerlerimiz pazar dağıldıktan sonra yüzüne bakılmayacak şekilde pis ve kirli bırakılıyor. Pis ve kirlilik ayak izinden ibaret olsa, kalabalık ortamda olur diyeceğim. Esnaf bile bile herkesin gözünün önünde ne kadar döküntüsü varsa onları yere döküp ya da saçıp gidiyor. Bu durum sadece bazı semt pazarlarına ve bazı pazarcı esnafının sünneti değil. Maalesef tüm esnaf çöpünü ve fazlalığını boşaltıp gidiyor.

Bu durumu görmek için belediye başkanlarımızın pazar dağıldıktan sonra bir pazar yerine gitmesinde fayda var. Görüntü kirliliğini göreceklerdir. Kendileri gidemese de pazar dağıldıktan sonra temizlemek için pazar yerine giren temizlik görevlilerine sorabilirler. Pazarın hali pürmelali nasıl desinler.

Nasılsa temizleniyor. Ha ayak izi ha sebze ve meyvenin çürüğü, çarığı veya kabuğu demeyelim. Ayak izinden kaynaklanan kirliliğe kimse bir şey demez. Her türlü pisliğin ve fazlalığın pazar yerlerine boşaltılması, Konya'ya yakışmıyor. Bu durum ne etik ne ahlaki ne dini ne de insanidir. Temizlik anlayışımıza ters bu görüntü bizim büyük bir ayıbımızdır.

Lütfen bu meseleyi basite almayalım, görmezden gelip göz ardı etmeyelim. Pazar yerlerinin pazar dağıldıktan sonraki pis görünümü acilen çözülmesi gereken başlıca bir sorundur. Bu sorunu da sizler çözeceksiniz. 

Bunun için işgaliye parası almaya gelen belediye görevlisi, her pazarcı esnafına çerçöp, pislik ve çürük çarığını koyması için yeterince büyük siyah çöp poşeti vermelidir. Esnaf çöpünü bu poşete doldurup ağzını bağlayacak. Giderken pazar yerinde bırakacaktır. Belediye temizlik ekipleri de pazar sonrası bu poşetleri toplayacak. Ardından gerekirse su ve sabun kullanmak suretiyle temizleyip yıkayacaktır. 

Sayın başkanlar ve belediye yetkilileri, bu hassasiyetime dair önerimi lütfen dikkate alın. Pazar yerlerine bu temizlik anlayışını sayenizde yerleştirelim.

*29/11/2023 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır.

Yahudiler ve Müslümanlar *

Şu bir gerçek ki Yahudiler Müslümanlardan, Müslümanlar da Yahudilerden haz almıyor. Bununla kalsa daha iyi. Her iki topluluk da birbirini düşman görüyor.

Bu düşmanlığı her iki kesimin kutsal kitapları tetikliyor. Yahudilerin kitaplarında Amalika adı verilen kişiler Filistin ve çevresinde yaşayan kişiler. Bunların kahir ekseriyeti de Müslüman Araplar ya da Araplaşmış kişiler. Birinci ve en büyük düşman olarak Amalikalıları gösterir kutsal kitapları.

Kur'an'da da özellikle Bakara süresinin çoğu ayetinde Yahudilerin eleştirildiğini görüyoruz. Hadis rivayetlerinde de "Müslümanlarla Yahudiler harp etmedikçe kıyamet kopmayacaktır. O harpte Müslümanlar (galip gelerek) Yahudileri öldürecekler. Öyle ki, Yahudi, taşın ve ağacın arkasına saklanacak da, taş veya ağaç; 'Ey Müslüman, Ey Allah'ın kulu, şu arkamdaki Yahudi’dir, hemen gel de öldür onu!' diye haber verecektir. Sadece Garkad ağacı müstesna, çünkü o, Yahudilerin ağaçlarındandır.”(Müslim, Fiten, 82)" türünden hadisler dikkatlerden kaçmıyor. 

Düşmanlığın kökenini peygamber seçimine kadar götürebiliriz. Yahudilere birbiri ardı sıra baba, oğul, torun peygamberler kendi soylarından gelmiş. Son peygamber beklentisi içerisindeyken Araplardan veya Araplaşmış bir peygamber çıkması, kendilerini üstün gören, Yehova’nın vadettiği toprakların sahibi ve efendisi gören Yahudileri, peygamber ve inananlarına daha da düşman olmalarını gösteriyor.

Düşmanlığı tetikleyen bir başka husus, peygamber Medine’ye hicret etmeden önce Medine’de yaşayan Beni Nadir, Beni Kaynuka ve Beni Kureyza Yahudilerinin rahat durmadıkları için ya sürgüne gönderilmeleri ya da Beni Kureyza gibi bir kısım erkeklerinin kılıçtan geçirilmesi, ardından Yahudilerin oturduğu Hayber’in fethi gibi hususlar da tarihi bir gerçektir.

Kısaca Yahudi ve Müslüman düşmanlığının kökenleri dini ve tarihi derinliğe sahip.

Kitapları değiştirilemeyeceğine göre bu iki toplumun tarihi mücadelesi göz önüne alındığında, bu iki toplumun sorunu çözümlenmeden ilanihaye devam edecektir. Aynı bölgede yaşayan bu iki topluluk geçmişe dayanan bu düşmanlık sebebiyle ne kendileri huzur bulacaklar ne dünyaya huzur verecekler. Kimin gücü kime yetiyorsa, onu alt etmeye çalışmakla ömürleri geçecek. İsrail’e Gazze ve Batı Şeria verilse dahi bununla yetinmeyecek. Çünkü vadedilen topraklara ulaşmak en büyük hedefleri.

Bugün Yahudilerdeki dünya hakimiyeti; siyasi, ekonomik, teknolojik güç Müslümanların eline geçse, şimdiden bir şey söylemek mümkün değil ama  öyle zannediyorum, Yahudileri sindirmek ve yok etmek için Müslümanlar da fetih ya da fitneyle mücadele adına Yahudilere gün göstermeyecek. Bunu hem gidişattan hem de ezen ve ezilen yönünden böyle okuyorum. Ezilen, eline güç geçirince, ezene aynı muameleyi yapar. Bugün Yahudilerin geçmişin mağduriyet ve ezikliğini çıkarmak amacıyla Müslümanları yok etmeye çalıştığı gibi.

Hasılı bugün Yahudiler dünkü ezilmişliğin hıncını alıyor. Bu noktaya gelmek için azınlık psikolojisi içerisinde para, bilim, ticaret ve teknolojinin sahibi olmuşlar. Güce ulaştıklarını anlayınca da saldırıyorlar.

Yahudiler böyle iken Müslümanlar ne yapıyor? Hepsi olmasa da Müslümanların çoğunun bilinçaltında bir antisemitizm düşüncesi var. Biz de Yahudiler gibi her alanda güçlenecek onlarla mücadele edelim demiyorlar. Ne üretimde ne ticarette ne bilim ne de teknoloji de varlar. Lobi oluşturma zaten yok. Yatıyorlar Yahudi’ye kızıyorlar, kalkıyorlar Yahudi’ye kızıyorlar. Bildikleri tek şey her kızıp köpürdüklerinde Yahudi mallarına boykot uygulamaya kalkıyorlar. Boykotun işe yaramayacağını adları gibi biliyorlar ama elden başka da bir şey gelmiyor. Hasılı Müslümanlar tarifi mümkün olmayan bir acziyet içerisindedirler. Boykotla, mitingle, yürüyüşle, fetih süresi ve dua okumakla ve Yahudi’ye beddua ve lanet etmekle, kızıp köpürmekle başarı elde edilebilseydi, şimdiye kadar Yahudilerin burnu kaç defa sürtülmüş olurdu.

Hasılı adı konsa da konmasa da Yahudiler ve Müslümanlar birbirine düşman ve rakipler. Düşman ya da rakiple mücadelenin yolu ise kızıp köpürmede değildir. Kızıp köpürse rakibine daima yenilir ve gerisinde kalır. Halbuki onlar nasıl güç olmuşlarsa, Müslümanların da onlar gibi hatta onlardan daha üst seviyede güç olmaları gerekir. Bunun yolu da bilimde, üründe, teknolojide, kültürde üretmek ve aranan markalar oluşturmaktır. Değilse, bu devşirdikleri güçle, Yahudiler Müslümanları her defasında ezecek ve yok etmeye devam edecektir.

*08/12/2023 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır