22 Kasım 2023 Çarşamba

Dünyanın Adaleti *

Adalet herkese tastamam hakkını vermek, haksızlık yapmamak şeklinde tanımlansa da

Herkesin önemsediği hukuki bir terim olsa da

Mülkün temeli kabul edilse de

Adalet için şeriatın kestiği parmak acımaz dense de

Herkes adalet peşinde koşsa da

Kimse adaletten memnun değil. Hatta dünyanın adaleti için adaletin bu mu denir.

Zira bu dünyada güçlünün adaleti vardır.

Güçlü, gücünü güçsüzlerin desteğinden ve başka güçlülerin sessizliğinden alır.

Güçlünün adaletinde ise adalet olmaz. 

Gerekirse dokuz kişiye bir pul, bir kişiye dokuz pul dağıtılır.

Devlet içinde adalet böyle de devletler arası hukukta adalet nasıldır?

Yeryüzünün adaleti değişmez. Burada da güçlünün adaleti söz konusudur. 

Güçlü olan devletler güçsüzleri sömürür. O ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini iç eder.

Güçlünün adaleti kabadayılıktır. Gücüne güvenir. 

Başka bir ülkeye girmek için adına fetih der, ilayıkelimetulah der, cihat der, beni tehdit ettin ya da ediyorsun der, ülkende terörü barındırıyorsun, benim vatandaşlarıma şunu yaptın, şu saldırının arkasında sen varsın der. O ülkeye bir şekil girer. Her şeyi der ama tek şey demez: Ben seni sömüreceğim. 

Girdikten sonra savaş tazminatını da işgal edilen ülkeye yıkar. Orada belli bir süre oyalanır. Ülkeyi dizayn eder. Sonra ülkenin yönetimini birine bırakır. Çeker gider. 

Yerine bıraktığı o ülke için bir kurtarıcı olur. Bu kurtarıcı kuvvetle muhtemel bu güçlü devlet yönetimiyle anlaşan biri olur. Anlaşılan bu kişi o güçle mücadele eder veya eder görünür. Bu yöntemi 1.sınıf güçlü ve sömürgeci devletler uygular. ABD ve Batı ülkeleri ve Rusya gibi. 

Bir de ikinci sınıf devletler vardır ki bunların tek derdi toprak genişletmek. Gücüne ve kaba yöntemlere dayanarak o ülkeyi fetheder/işgal eder. O ülkeye bir vali atar, o ülkeyi haraca/vergiye bağlar. Burada oyalanmaz. Başka ülkeleri fethe veya işgale yönelir. Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılar gibi. 

Başka daha güçlü bir devlet ortaya çıkıncaya kadar fethedilen/işgal edilen ülkeler bu devletler de kalır. Sonra fetih veya işgaller eskisi gibi gitmez. Bir yerde tıkanır. Önceki aldığı toprakları teker teker kaybeder. Ardından da kendileri de kaybolur gider. 

Birinci sınıf sömürü devletlerinin etkisi, işgal ettikleri topraklar bağımsızlığına kavuşsa dahi devam eder. Bunlar işgalle kalmazlar. Kaldıkları ülkede dinleri, dilleri, kültürleri kalıcı olur. Ülke halkı da bu işgalci devletlere pek düşman olmaz. 

İkinci sınıf fetihçi devletler ise aldıkları toprakları kaybeder. Geride ne dili kalır ne dini. Yeni yönetim ve halkın önemli bir kısmı, bunlara ilanihaye devam edecek husumet besler. 

Dünyanın adaletine değindikten sonra fetih ve işgale de kısaca değinmek isterim. İslam ülkelerinin aldıkları ülkeler için fetih terimi kullanılırken Batılı devletlerin girdikleri ülkeler için sömürü ve işgal terimleri kullanılır. Adına fetih de dense işgal veya sömürü de dense, adına din veya başka gerekçeler sürülse de bir başka ülkenin toprağına girmek bir işgaldir. Gücün gücünü göstermesi, o ülkenin toprağını alması demektir. 

Bugün hoşumuza gitmese de İsrail'in Gazze'ye girmesi aynı türdendir. Yani gücün gücünü dayatmasıdır. Beğensek de beğenmesek de haklının değil, güçlünün sözü geçer, onun dediği olur. Çünkü dünyanın adaleti budur. Bu adalette ne etik ne ahlak geçerlidir.

*24/11/2023 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır

Zam Bizim İşimiz

Yine sosyal medyada çalakalem yazım paylaştığım bir yazım sosyal medya arşivime düştü. 21.11.2021 tarihinde akaryakıta peşi sıra gelen zamlar kuruşla geliyormuş. Bu kuruşlar damlaya damlaya göl olur misali 2022 ve 2023 yılında liraya dönüşmüş. İki yıl öncesinde kuruşla yavaştan acıtan yakıt liraya dönüşerek katmerleşmiş. Turpun büyüğü heybede imiş. Zam bizim işimiz. Bu görevi de hakkıyla yerine getiriyoruz. 

Bakalım iki yıl öncesinde akaryakıtın neyinden dert yanmışım:

Bir hafta içinde LPG kaç zam gördü hatırlamıyorum. Zaten hatırlasam da bir anlamı yok. Boşu boşuna kafa yormaya, kafada tutmaya da gerek yok. Sağ olsun dijital ortam bizim adımıza kafa yoruyor. Bu gece gelecek zamla birlikte 6 günde üçüncü zam oluyormuş. Bu demektir ki her iki güne bir zam yapılmış. Yani gün aşırı zam yemişiz. Böyle giderse gün aşırı zamdan günlük zamma doğru koşar adım ilerliyoruz. Yine böyle giderse günlük zam da yeterli gelmeyebilir.

Yine gazetenin haberine göre LPG'ye 2 ayda toplam 2 lira 33 kuruş zam yapılmış.

Görünen o ki bu ülkenin elinde zamdan başka çare kalmamış. Zira bu zamlar çaresizliğin bir göstergesi ve bu zamlı hayat bizden ayrılmaz bir parça olacak.

Böyle günlük zamma doğru gün aşırı gelen bu zam, Çin işkencesine döndü. Madem bu zamlar dolardaki hareketliliğe ve yükselişe göre ayarlanıyor. Bundan kurtulmanın ve günlük fiyat ayarlamasının önüne geçmenin yolu; benzin, motorin ve LPG'nin istasyonlarda dolarla satılmasıdır. Hangisi kaç dolar ise istasyonlar ekranlarına o fiyatı yazsın. Dolar düşse de yükselse de dolar cinsinden fiyat sabit kalsın.

Burada herkes cebinde dolar mı taşıyacak diyebilirsiniz. Hayır, taşımalarına gerek yok. Kim, kaç litre yakıt almışsa, yine TL cinsinden ödemesini yapsın. Ne fark eder demeyin. Bence çok şey fark eder. En azından "Otogaza bu geceden itibaren şu kadar kuruş zam gelecek" Çin işkencesinden kurtulmuş oluruz. Bu da psikolojik olarak bizi rahatlatacaktır”. 22.11.2021

21 Kasım 2023 Salı

Sahada Aktör Olanlar Projenin Parçası Olabilir mi?

Bazı insanlar özel yetiştirilmiş, daha sonra servis edilmiş birer proje olabilir mi? Bunu en iyi projenin tarafları bilir. Biz ise zahirine bakarak sonuçları itibariyle bir proje olup olmadıkları hususunda kanaat belirtebiliriz. Doğrusunu Allah bilir.

İdeolojilerin kendisi de proje olabilir. İdeolojiler proje ise bu ideolojilerin başına getirilenler de projenin aktörü olması kuvvetle muhtemeldir.

Geçmişte bu ülkeye pompalanan ülkeye komünizm gelecek tehlikesinin bir ABD projesi olduğu söylenir. Hatta 80 öncesi aşırı sağ ve aşırı sol uçların kavgasından az insanımız ölmedi. Aynı silahla hem sağcı genç hem de solcu genç öldürüldü. İç karışıklık, beraberinde 80 darbesini getirdi. Komünizm tehlikesi kardeşi kardeşe kırdırarak bu ülkeye bedeller ödetti. Bu yol ile sağ siyaset bu ülkeye hakim olmuş, ülke bilerek veya bilmeyerek ABD'nin kucağına itilmiştir.

Kardeşin kardeşe kırdırıldığını, ölmeyip hapishanede aynı koğuşu paylaşanlar bunun bir oyun ve proje olduğunu öğrendikleri zaman iş işten geçmişti. 

80 ihtilali ile birlikte 80 öncesi doğup neşvünema bulmaya çalışan İslamcılık hızla ivme kazanmaya başladı. Gelişmesinin yolu da Fethullah Gülen'e komünizmle mücadele görevinin verilmesi, formalite sınavla vaiz yapılması, askeriyeye Gülen'in terbiyesinden geçen kişilerin alınması, Gülen'in Vehbi Koç, zamanın MİT müsteşarı ve zamanın Diyanet İşleri Başkan yardımcısı ile bir araya gelmesi, 82 Anayasası ile birlikte din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin Kenan Evren eliyle zorunlu ders yapılması gibi. 

Şimdi kafalarda şu soru var: 90'lı yıllardan sonra değişik aktörlerle Türk siyasetinde etkili olan İslamcılık da tıpkı komünizm tehlikesi gibi birer proje olabilir mi? Üstelik İslamcılık hareketi 80 öncesi sağ ve sol siyaset gibi birbirine yakın oy da almıyordu. 90'lı yıllarda koalisyonla test edilen bu hareket, 28 Şubat mağduriyetinin ardından tek başına iktidara gelecek duruma geldi. Üzerine bir de eften püften ve gülünç gerekçelerle okunan şiirden dolayı hapis mağduriyeti oluşturularak mağdurların önü açıldı. Üstelik tek başına ve hep iktidar oldu. Oyları sildi süpürdü. Ortada ne merkez sağ kaldı ne de sol. Geldiğimiz nokta itibariyle bir insanı vezir yapmanın yolu, onu mağdur etmekten geçtiği düşünülürse, yanlış olmaz. 

İslamcılık bir proje olabileceği gibi İslamcılık iktidarlarının bir başka görevi de din ve dince kutsal sayılan değerlerin içini boşaltma görevlerinin olabileceğini söylersek herhalde yanlış olmaz. 

Değilse, niye nassla oynasınlar?

Niye dini tedrisatları ihtiyaçtan fazla açsınlar? 

Siyasette dini neden kullansınlar? 

İmam hatip ve ilahiyat mezunlarına dikkat çekecek şekilde tercihen niçin görev versinler? 

Kısaca dünyaya ve Türkiye’ye yön verenler, bizi bize bırakmıyor. Durmadan proje üretiyorlar, buna uygun aktörleri de yetiştiriyorlar. Sahada aktör ve oyun kurucu görünenler ise oyunun bir parçası oluyorlar. Bizler de bilerek veya bilmeyerek bu oyunun içerisinde yer alıyoruz.