11 Kasım 2023 Cumartesi

İslam’ın İçini Boşaltma Projesi Olabilir mi?

Çok değil, bundan 10-25 yıl öncesine kadar küçük ve belli bir kesimin gözünde olmasa da halkımızın büyük çoğunluğu nezdinde Kur'an kurslarının, imam hatiplerin, ilahiyat fakültelerinin, hafızlığın, başörtüsünün ayrı bir yeri vardı.

Çocuk Kur'an kursunda okuduğunu söyleyince aferin diye başı sıvazlanırdı. 

İmam hatip okullarına ayrı bir ilgi duyulur, bu okullarda okuyan öğrenciler örnek gösterilirdi. Bu okullar insanımızın göğsünü kabartırdı. Belli makam ve mevkie gelmiş İHL mezunları parmakla gösterilirdi.

Bir tanışma esnasında birinin hafız olduğu öğrenilince, şimdi sen tüm Kur'an'ı ezbere biliyorsun, öyle mi, maşallah, barakallah. Allah zihin açıklığı versin. Hafızı kelam olarak yarın yakınlarına şefaatçi olacaksın derlerdi.

İlahiyatta okuyan öğrencilere ayrı bir sevgi ve muhabbet gösterilir. Okullardaki din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerine ayrı bir değer verilirdi.

Başörtüsü ise kırmızıçizgisi kabul edilir, ona dokunan eller kırılırdı. Nerede bir başörtülü olursa, toplum nezdinde saygınlığı olurdu. Bacı olarak görülürdü. 

Dini değerler milli değerlerin önüne geçirilir, ayet ve hadis okuyanlara değer verilirdi. 

Bir konuda nass varsa yerine getirmese bile akan sular dururdu. Çünkü Allah sözü idi. 

Kısaca halkımızın ekseriyetinde namaz kılana, başörtülüye; din, iman, Allah diyene, imam hatipliye ve ilahiyatçıya sempati duyulurdu. Bunlar dini bilen, dini yaşamaya çalışan, Allah korkusu olduğu için haksızlık yapmayan ve zarar gelmeyen kişiler olarak görülürdü. Dini eğitim alan kişilere çocuğunu emanet eder, onlara güvenirdi.

Verdiğim örneklerde fark etti iseniz, hep geçmiş zaman kullandım. Çünkü bu bakış açısının büyük oranda değiştiğini, daha önce bu kesime soğuk bakan az sayıdaki kesimin yanına daha büyük çoğunluğun katıldığını gözlemliyorum. Kısaca verdiğim örneklerden, eskiye oranla bir itibar kaybının olduğunu söyleyebilirim. Bu oran her geçen gün artmaktadır. Halktaki bu bakış açısı değişikliğinin sebepleri üzerinde durmak lazım. Elde bir araştırma olmadığı için bu konuda ancak yorum yapabiliriz. Yapacağım yorumlar da beni bağlar. Katılır veya katılmazsınız:

Makam ve mevkilerde öncelikli olarak İHL ve ilahiyatçıların tercih edilmesi, bu mevkilerin çoğunda bu okul türlerine ait kişilerin çokluğu. Vereceğim şu örnek bu tespitimi kanıtlamaya yeter. Elimizde hem 90’lı yıllarda hem de 2020 yılında sorulmuş bir araştırma var. Deneklere “Karı koca olarak aniden il dışına çıkmak zorunda kalsanız, çocuklarınızı aşağıdaki meslek gruplarından hangisine öncelikli olarak emanet edersiniz?” sorusu sorulmuş. Solcu bir araştırma şirketinin 90’lı yıllardaki bu sorusuna denekler ilk sırada din görevlisine bırakırız cevabını vermiş. 2020’de ise başında ilahiyatçı birinin olduğu bir araştırma şirketine verilen cevaplar arasında ilk on sırada din görevlileri ve dinî çağrıştıran bir meslek grubu yer bulamaz. Burada ne alaka hatta yanlı bir araştırma diyebilirsiniz. Ben de 90’lı yıllarda İHL ve ilahiyat mezunları makam ve mevkilerde pek yoktu. Şimdi ise çoğu kurumun makam ve mevkilerinde bu iki okul mezunlarının olduğunu, bunların makamlar test edildiğini söylemek isterim.

Doğru dürüst öğrencisi olmadığı halde Kur’an kurslarının bolluğu, hala kurs inşaatlarına devam edilmesi, her geçen gün cemaati azalmasına rağmen cami yapılması, aşağı yukarı  her cuma cami, Kur’an kursu inşaatları ve kurs giderleri için camilerde sergi açılması.

Bol miktarda İHO, İHL, proje okulları, hafız okullarının açılması, hafız öğrenci boşluğunda artış.

Makam, mevki, atama ve yeni alımlarda ehliyet ve liyakatin arka plana itilmesi, ehliyetin yerine sadakatin tercih edilmesi,

Başörtüsünün sürekli siyasetin gündeminde olması, çoğu başörtülünün davranış ve giyimde iyi örnek olmaması,

Din ve dince kutsal sayılan değerlerin hiç olmadığı kadar siyasette kullanılması, nassın siyasete alet edilmesi, yeri geldiğinde nassa sarılma, sonrasında rafa kaldırma.  

Dindar, mütedeyyin, İslamcı ve din görevlilerinin çoğunun kötü, kaba ve sert üslubu, aba altından sopa göstermesi, insanlara tepeden bakması, yaptıkları haksızlık, oluşturdukları mağduriyet; çağı okumaktan, zamanın ruhuna uygun davranmaktan uzak söz ve paylaşımları vs.

Kimsenin iç halini bilemem. Niyetlerini sorgulamam. Ancak sonuçları itibariyle şunu söyleyebilirim ki sanki birileri, halkın gönlünde ayrı bir yeri olan yukarıda verdiğim örneklerin içini boşaltmakla görevli gibi bir misyon üstlenmiş durumda. Çünkü nitelikten ziyade niceliğin ön plana çıktığı bu örneklerin bolluğu çok dikkat çekiyor ve kaliteden çok uzak. Adeta yerlerde sürünüyor dense yeridir. Bazı mensuplarının kötü örneklikleri de gözden kaçmıyor. Acaba birileri bu müessese ve değerleri savunur görünüp mensuplarını ön plana çıkararak milli ve manevi değerlerden nefret edilmesini isteyebilir mi? Kısaca İslam’ı savunur gibi görünüp İslam’ın içini boşaltma diyebiliriz buna. Ne alaka derseniz, bunca dini kurum ve kuruluşa, dini söylem ve dindar nesil yetiştirme çabasına rağmen gençler arasında son yıllarda deizm, ateizm ve agnostizm olanların sayısındaki artışı, çoğu insanda dine mesafe ve soğukluğu nasıl açıklarsınız sorusunu sorarım.

İslam'ın Sonu mu Geliyor? *

Geçen gün akademisyen bir öğretim üyesi ile oturdum. Söz döndü dolaştı İslam'a geldi. Laf arasında "Şunu unutma, nasıl ki matbaa Hristiyanlığı bitirdi ise İnternet de İslam'ı bitirecek" dedi.

İnternet çağındayız. İlerleyen zamanda İnternet İslam'ı bitirir mi, bitiremez mi o zamanı yaşayanlar görmüş olacak.

Böyle bir şey olamaz, mümkün değil demek yerine bu tezin üzerinde kafa yoralım istiyorum. 

Hristiyanlık, matbaayla birlikte Aydınlanma Çağını yaşadı. Rahiplerin tekelindeki Hristiyanlık ve İncil sorgulandı. Hristiyanlığın adeta ipliği pazara çıkarıldı. Bugün Hristiyanlığın geldiği nokta, içi boşaltılmış bir dinden ibaret.

İnternetle birlikte İslam'ın sonunun gelme tezine gelirsek, bundan İslam ve Müslümanlar İnternetle birlikte yeni bir aydınlanma çağını yaşayacağını anlamak mümkün.

Burada insanlar İnternet vasıtasıyla İslam'ı daha iyi tanırlar denebilir. Bu görüş doğru olabilir. Yalnız İslam ve Müslümanları bekleyen tehlike daha büyüktür. Çünkü şu ana kadar insanımız dinini okuldan, camiden, ailesinden, yazılmış bazı kitaplardan, bazı hocalardan vs. öğreniyordu. Kafasına takılan soruyu öğrenmek için üstat kabul edilen hocalara soruyordu. İnternetin hayatımıza girmesiyle birlikte bugün cami imamları, müftüler, ilahiyatçılar birinci kaynak değil. Herkes kafasına takılan soruya cevap bulabilmek için İnternetten arayışa giriyor. Çünkü bugün en büyük hoca ve üstat Google'dır. Üstelik yazının yanında videolar bile var. Vatandaş kafasına takılan sorunu Google'la yazınca saniyeler içinde karşısına binlerce ilgili site çıkıyor. Bilgileniyor. 

Buraya kadar sorun yok. Esas sorun bundan sonrasında. Çünkü halihazırda İnternette İslam'ın tüm müktesebatı yok. Son yıllarda, geçmişte yazılmış ne kadar İslami kaynak varsa hepsi hızlı bir şekilde dijital ortama aktarılıyor. Buna da iyi diyebiliriz. Çünkü bugüne kadar İnternete aktarılan bilgiler seçilmiş, tercih edilmiş bilgilerdi. İnsanlar bunları okuya okuya İslam ve Müslümanlara dair kafalarında birtakım ezberler oluşmuştu. Şimdi ise geçmiş kaynaklar taranmadan noktası virgülüne tercüme edilip dijital ortama aktarılıyor. Aktarılan veya aktarılacak bu kaynaklar arasında bugüne kadar duymadığımız bilgiler ve ezberleri bozan rivayetlerle karşı karşıya kalacağız. Dün şaz görüş diye üzerlerini örttüğümüz ne kadar bilgi, delil ve kaynak varsa hepsiyle yüz yüze geleceğiz. İşte o zaman ayıkla pirincin taşını zamanı olacak. Çünkü müktesebatımız birbirini nakzeden karşıt görüşlerle dolu.

Buradan gençlere gelelim. Hepimiz biliyoruz ki bugünün gençliğinin önemli bir kısmı bugün dine mesafeli. İslam’a ve dinlere soğuk. 25 yaş altı gençler arasında deist, ateist ve agnostist sayısında artış var. Yarın İnternet nesli, dijital alem nesli dediğimiz bu nesil bugüne kadar aktarılmayan geçmiş müktesebatla muhatap olunca, öyle zannediyorum, dini ve İslam’ı sorgulama yoluna gidecek.

Gelmekte olan bu tehlikeye karşı biz ne yapıyoruz? Her konuda olduğu gibi bu tehlike ortaya çıkmadan harekete geçmeyiz. Gelsin bakalım o günler der geçeriz. Başka ne yapıyoruz? Nerede İslam’ı bu çağda yaşanır kılma, izah ve ikna etme çabasına girip yeni ve farklı şeyler söyleyen, yeni bakış açıları getiren varsa, mevcudu koruma adına onları dışlıyoruz, linç ediyoruz, sapıklıkla itham ediyoruz. Bunu da samimiyet adına yapıyoruz. Bakalım bu samimiyet gelmekte olan tehlikenin çözümü için işe yarayacak mı?

*17/11/2023 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır

Troy Kartın Keşfi *

İsrail mallarına boykot tam gaz devam ediyor. Okullar ve üniversiteler bile katıldı bu boykot kampanyasına.

Piyasayı anladım da okullar ve üniversitelerin boykotunu anlayabilmiş değilim. Çünkü üniversiteleri bilmem de Milli Eğitime bağlı okul kantinlerinde çoğu Türk malı ürünler bile yasak. İsrail malı diye servis edilen ürünlerin içinde Cola türü içeceklerin dışında kantinlerde diğer ürünler satılmaz. Ki kola ve türevi gazlı içeceklerin satışı yıllardır zaten yasak. Öyle ya evlerde kullanılan bu ürünlerin hangileri kantinlere girer. Kazara bir kantinci, tereklerine bu ürünleri koysa adama aklından zoru var derler. Hasılı “Okulumuzda ya da üniversitemizde İsrail malı ürünlerin satışı yasak, biz de boykotta varız” türünden açıklama ve paylaşımların bir mantığı yoktur. Sanırım birileri şov peşinde.

Şov mov, mantık var veya yok, boykot hedefine varır veya varmaz. Biz boykot piyasasını okumaya devam edelim.

Boykotçu taife, İsrail ürünlerini bir bir yayımlayarak İsrail mallarının bir güzel bedava reklamını yapsa da tüketiciyi bilinçlendiriyor. Bununla da yetinmiyor. Hani bu ürünlerin alternatifi diyenlere “İşte yerli ürünler” deyip bu sefer yerli firmaların ürünlerinin reklamını yapıyor. Yerli ürünlerin bir kısmı İsrail malları gibi kalitede kendini ispatlamış olsa da çoğu kaliteden uzak.

Diyelim ki Türkiye’de fabrikaları olan, çalışanları bizden olan, sonunda işçilerin iş kaybetme riski de olsa İsrail ürünlerinin alınmamasını tüm toplum olarak uyguladık. Hepimiz yerli ürünleri almaya yöneldik. Piyasa bizim yerli üretimcilere kalırsa, bugünkü makul fiyatları yerinde sayacak mı? Gün bugün deyip fırsatçılık yapmayacaklar mı? Bana göre fiyatlarını katlarlar. Zaten bu boykotçu düne kadar hayat pahalılığının müsebbibi olarak bu esnaf ve firmaları günah keçisi ilan etmedi mi?

Boykotçu taife, tüketiciyi bu İsrail ürünlerini almamaya, yerli ürünleri almaya dair bilinçlendirme faaliyetlerinin yanında yerinde durmuyor. Önce bak ürünleri yarı yarıya indirdiler, bedava da verseler almayın demenin ardından gözünü marketlere dikti. Koymayın şu ürünleri tereklerinize demeye başladı. Bundan sonra mağaza ve marketlerin işi de zor. Mağazalarda çekilmiş İsrail ürünlerini paylaşarak şu market İsrail ürünlerini satmaya devam ediyor diyor.

Anlayacağınız boykotçu taife ele avuca sığmıyor, yerinde duramıyor. Boykota dair başka ne yapabiliriz üzerine kafasını yoruyor. Sonunda yeni bir keşfe imzasını atıyor. Keşif diyorum, çünkü coğrafi keşifler kadar önemli yeni buluşları. Şimdi de Troy adı altında “Türkiye Ödeme Yöntemi” demek olan bir banka ve kredi kartını servis ediyorlar. Bankanızı arayıp Matercard ve Vısa istemiyorum deyip yerine Troy kart isteyeceksiniz diyorlar. Çünkü Troy kartın dışındaki kartların kullanımıyla yurtdışına yıllık 150 milyon dolar kadar komisyon ödüyormuşuz. Bu para niçin ülkede kalmasın demeye getiriyorlar.

İlk defa duyduğum Troy kartın ne olup olmadığına bakıyorum. Bu kartın kurucuları, bankalararası kart merkeziymiş. Bu kartın özelliği taksit imkanı yok. Bir de yurtdışında kullanamıyorsun. Ne zaman çıkmış? 2015 yılında. O zamandan bu yana 8 yıl geçmiş. Nedense yeni keşfediyoruz.

Merak ettiğim, 8 yıl öncesinde çıkarılmış bu kart türünü vatandaş niçin bilmiyor? Bankalar diğer kartlara madem komisyon ödüyor. Müşterilerine niçin Vısa ve Mastercard göndermeye devam etti? Müşterilerini bu konuda niçin bilinçlendirmedi? Biz bu Troy’u niçin 2023’de keşfediyoruz? Bugüne kadar bankalar biz istemeden zorla Matercard veya Vısa göndermeyi yeğlerken niçin Troy kart göndermediler? Bu kart yurtdışında işe yaramıyorsa, yurtdışına çıkacaklar Vısa, Mastercard olmadan ne yapacaklar? Madem bu kart üretilebiliyor. Bunun taksitli ve yurtdışında geçerli olanını çıkaramazlar mı?

Neyse yurtdışına çıkan biri olmadığıma göre bunu yurtdışına çıkacaklar düşünsün. Beni düşündüren, market alışverişlerinde ödeme yaparken cebimden Troy dışındaki kartı çıkarınca, arkanda sıra bekleyenler, vay hain, bak hala Mastercard kullanıyor. Vurun şuna dese, bilin ki yandığımın resmidir. Bu arada bu Troy kartın temassız özelliği var mı? Troy kartı yeni keşfeden boykotçu taifenin bundan haberi vardır.

*13/11/2023 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır