27 Ağustos 2023 Pazar

Hutbelerde Atatürk *

Türkiye, her konuda olduğu gibi Atatürk konusunda da ortadan yarılmış karpuz gibi iki parça. 

Bir kesim için Atatürk, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, Türk'ün atası, milli mücadelede gösterdiği başarılar ve kazanımlarıyla bize bu ülkeyi bahşeden kişidir. O olmasaydı, bugün ülke olmazdı. Biz de olmazdık.

Diğer bir kesim daha var ki Atatürk, dinle mücadele etmiş, çıkardığı devrim yasalarıyla dini yaşayışa müdahale etmiş, adeta dini yok etmeye çalışmış biridir.

Kimine göre Atatürk dinsizdir ve din düşmanıdır. 

Kimine göre ise dindar biridir. Hutbe okumuşluğu vardır. Diyanet İşleri Başkanlığını da o kurmuştur.

Kısaca bir kesim dinsiz ve din düşmanı göstermeye çalışıyor, diğer kesim ise dindar. 

Bir kesim alabildiğine ve ölümüne Atatürk'ü savunup severken diğer kesim ise Atatürk'e düşman.

Bir kesimin her referansı Atatürk iken diğer kesim için Atatürk'ün esemesi okunmaz.

Türkiye iki kutuplu olarak böyle yoluna devam ederken, son yıllarda hutbelerde belirli gün ve haftalara yer veren Diyanet, Atatürk üzerinden tartışma konusu. Ne zamanki Çanakkale Zaferi, 30 Ağustos, 19 Mayıs gibi milli günler hutbe konusu olsa, bir kesim "Hutbede Atatürk'ün ismine yine yer verilmedi" deyip Diyanet'i topa tutuyor.

Aslında bu tür belirli günlere ait hutbelerde "Bu zaferi milletimize bahşeden şehit ve gazilerimizi minnetle anıyoruz" şeklinde isme yer vermeden bir teşekkür söz konusu. Bir kesim için isme yer vermeden bu şekil teşekkür yeterli gelmiyor ki bu konulara dair her hutbe iradının ardından tartışma söz konusu. 

Milli bayramların işlendiği hutbelerde, Atatürk'ün ismine yer verilmeli mi? İsme yer verilip verilmemesinde bir sakınca yok bana göre. Yalnız cemaatten gelebilecek tepkileri göze almak lazım. Nasıl tepki olur? Hutbede Atatürk'ün ismine yer verildiği takdirde cemaatten bazıları "Şükür bugünleri de gördük. Atatürk hutbelere de girdi" deyip mutluluktan uçacak. Diğer bir kesim ise buna tepki göstererek cuma namazını kılmadan camiyi terk edecek. Bu da birlik ve beraberliğin olması gereken camilerde ikilik çıkması demektir.

Kısaca Atatürk’ün ismine cuma hutbelerinde yer vermek, bitmek tükenmek bilmeyen tarafgir ve bağnazlığımızı körükleyecektir. Bu durum biline biline her milli gün ve haftada bu konuyu kaşımanın bu topluma hiç faydası olmaz.

Bu konunun önüne geçecek olan da Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Diyanet’in kafasını kuma gömüp tartışmaları görmezden gelme ve üç maymuna oynama lüksü yoktur. Diyanet ne yapabilir bu konuda? Pekala hutbelerde belirli gün ve haftalara yer vermeyerek bu konuda ortaya çıkan tartışmalara bir son verebilir. Bu işi ilgili kurum, kuruluş ve STK’lere bıraksın. Diyanet’in görevi, hutbelerde belirli gün ve haftaları takip etmek değildir. Konu sıkıntısı mı çekiyor ki dönüp dönüp her yıl belirgi gün ve haftalara hutbelerde yer veriyor?

*30/08/2023 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır.

26 Ağustos 2023 Cumartesi

Yeni Meram Tıp Fakültesi Hastanesi *

Bir zamanlar Göğüs Hastalıkları Hastanesi olarak açılmıştı. Akyokuş onu, o Akyokuş'u seyreder dururdu. Buraya şifa bulmak için gelenler de Akyokuş'u görerek seyir zevkini giderirdi.

Daha sonra burası Meram Tıp Fakültesi Hastanesine dönüştürüldü. 

Zamanla yeni bölümlerin açılmasıyla birlikte ihtiyacı karşılamak için iç içe, yan yana, karşı karşıya yeni binalar yapıldı. Tek bloktan ibaret eskilerin Göğüs Hastanesi diye bildikleri hastane, büyük bir komplekse dönüştü. Bildiğim kadarıyla alfabenin son birkaç harfi dışında tüm harfler A, B, C,...S şeklinde bloklara verilmişti. 

En son gördüğümde onkoloji bölümüne ait bina yapılıyordu. 

Sonra ne olduysa yeni bina arayışına girildi. Selçuklu sınırları içerisinde bugünkü yerine taşındı.

Yazımın bundan sonraki kısmında Meram Tıp Fakültesinin yeni yeri hakkında kanaatlerimi aktarmak isterim:

1. Hastanenin yeni yeri genişlemeye müsait değil. Önü yol, yola paralel kanal, binanın arkasında ise dağ var. Yakın bir zamanda ek binaya ihtiyaç olursa nereye bina yapılacak?

2. Hastanenin bazı bölümleri eski yerinde kaldığına göre yeni bina tüm bölümleri içine alacak şekilde büyük değil. “Hastamız Meram Tıp Fakültesi Hastanesinde” dendiği zaman, vatandaş hangisinde? Eskisinde mi yenisinde mi diye sormak zorunda kalıyor. 

3. Adı Meram Tıp Fakültesi Hastanesi olan hastane Meram ilçesi sınırlarında değil. Selçuklu sınırları içerisinde. Meram’da hastane yapılacak uygun yer bulunamadı mı ki başka ilçe sınırları içine bu bina yapıldı? Bu hastane eski yerine yapılsaydı daha uygun olmaz mıydı? Üstelik eski yer alan bakımından çok müsait.

4. Yeni binanın bulunduğu yerin altından veya yakınından fay hattı geçtiği söyleniyor. Konya’da büyük şiddette deprem olmuyor ama şehir o kadar genişliğine rağmen fay hattı üzerine bina yapmanın bir anlamı olabilir mi?

5. Mevcut park yerleri yeterli değil. Bu bina yapılırken binanın altına yeraltı park niçin düşünülmedi?

6. Diyelim ki eski yeri esintinin bol olduğu havadar ve havası temiz bir yerdeydi. Yeni yeri de öyle. Küçük de olsa burası uygun görüldü. Hastanenin arkasındaki yüksek katlı binalara ne demeli? Bu binaların yapımına niçin izin verildi? Ne zararı var derseniz? Dağın yamaçlarına boydan boya yapılan yüksek katlı binalar, görünen dağları görünmez kılmış. Hastaneye gelen geçen yüksek dağları seyredip seyir zevkini giderseydi daha iyi olmaz mıydı? Dağın yamaçları bu şekil imara açılacaksa, buralar ileride genişlemesi elzem olan hastanenin ek binaları için bekletilmez miydi?

7. Hastane açıldıktan sonra hastaneye giden yolun bir müddet “Özel mülk girilmez” yazısıyla iş makinesiyle kapatılması, hastaneye intikalin bir süre servis yolundan sağlanması da düşündürücü.  

Anlatmak istediğim, Meram Tıp Fakültesi Hastanesinin yeni yeri; kimin aklı, kimin fikri, kimin onayı ile yapılmışsa, kanaatimce isabetli olmamıştır. Hele hastanenin arkasındaki dağların görüntü ve görkemini kapatan binaların yapılmasına izin ve onay verilmesinin bir izahını bulamıyorum.

*28/08/2023 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır.

25 Ağustos 2023 Cuma

Değer miydi Zengin Olmaya?

Fakirliğime üzülürdüm hep

Niye fakirim ben derdim

Ne zaman düze çıkacağım 

Bitmeyecek mi benim bu derdim 


Ne zaman ki bir derin hoca çıktı

Dedi zenginden 500 yıl önce

Gireceksin cennete

İşte o zaman içimin yağları eridi


Hemen arkaya yaslandım

İyi ki fakirim dedim

Dile kolay bir 500 yıl

Bekleyemezdim çünkü


Meğerse zenginlik başa belaymış 

Bekleyecekler şimdi 500 yıl

Acımaya başladım şimdiden 

O kelli felli zenginlere.