13 Ağustos 2023 Pazar

Bir Trolün Dünyası

2022 yılında oturduğum evden bir başka eve taşınırken kitaplığı kolilemeye başladım gecenin bir vakti. İki kişinin elleşerek kaldırmakta zorlandığı büyük 9-10 koli kitap oldu. Bir koliye de ayırdığım kitapları koydum. İki büyük koliye de yaramaz dediğim kitap, kırtasiye vb. doldurdum. Bol miktarda ajanda vardı. Kimi geçmişte kullanılmış, kimine el sürülmemiş. Öylesine içine bakıp yazılı olanları ve yazılı olmayanları ayırdım. Yazılı olmayanları bağışlayacağım okul kolisine koydum. Öğrencilere verip günlük ya da karalama olarak kullansınlar diye. Yazılı olan ajandalara göz attım. Önemli bir not var mı diye. Gece gece uyku semesi ne kadar bakabildiysem artık.

Ajandaların biri 2014 yılına ait. Boş bir sayfaya yazdığım not dikkatimi çekti. O yıl büyük oğlanın evliliği için bir iki beyaz eşyacıya uğramıştım. Bir tanesinin verdiği teklifi not almışım. Aradan 8 yıl geçmiş. Benim için bir hatıra olmuştu artık. Fotoğraflayıp cep telefonumdaki fotoğraf arşivime eklenmiş oldu.

Aldığım nota göre 2014 yılı haziran ayında beğendiğimiz çamaşır makinesi 1.170 lira. Fırın 900 lira. Buzdolabı 1.340 lira. Bulaşık makinesi 990 lira imiş.

Evi taşıdım. Ayırdığım 9-10 koli kitabı bir okula bağışladım. Eve yerleştikten sonra 2014 yılına ait beyaz eşya ve fiyatlarını yukarıdaki gibi sosyal medyada paylaştım. Paylaşımın üstüne de "2014 yılında mahdum evleneceğinde seçip aldığımız beyaz eşyalar" yazdım. Başka da bir şey demedim. Beyaz eşya o yıl şu kadarmış, bu yıl şu fiyat şeklinde bir karşılaştırma yapmadım. Nereden nereye. Bu pahalılık ne böyle demedim. Ki halihazırda bir ihtiyacım olmadığı için beyaz eşya fiyatlarını da bilmiyorum. O zaman niçin paylaştım? Geçmişin bir anısıydı benim için. Başka da bir amacım yoktu. 

Benim bir amacım, gizli bir ajandam olmasa da sosyal medyayı mesken edinmiş, ağzı küfürlü, her paylaşımı siyasi içerik olan, yaptığı trollükten başka bir şey olmayan, her paylaşımı kendinden bir şey katmadan birileri tarafından hazırlanıp servis edilen algı oluşturmaya dayalı asparagas olan, savunduğu siyasi yapıya yapılan her eleştiriye cevaplar yazan kişi benim anıma kafayı taktı. Çünkü ona göre benim bu paylaşımım onun savunduğu partiyi eleştirmek demekti. Durur mu hiç yerinde. "Bu paylaşım bir eleştiri. Nasıl paylaşırmışım. Bir de iyi şeyleri görmeliymişim." türünden yorumlar yazdı. Böyle bir kastım yok. Benim için geçmiş bir anıyı paylaşmaktan ibaret. Kendince niyet okumak yanlış dedim ise de "Yok yok yok. Burada düpedüz bir fiyat karşılaştırması var. Pahalılıktan dert yanıyormuşum. Biraz da şükretmeyi bilmeliymişim" dedi durdu. Hasılı kendine savunma ve saldırma görevi veren bu zatı ikna etmek mümkün olmadı. Çünkü suçluluk psikolojisini yaşayanların sağlıklı düşünüp cevap vermesi mümkün değil. Güya karşılaştırma yapmıyorsam da paylaşımım o manaya geliyormuş. Ne bilirdim, geçmiş bir anının bu şekil paylaşımının suç olduğunu. Aman siz siz olun, böyle niyet okuyuculara ve suç bastırmaya çalışanlara karşı dikkatli olun. Paylaşacağınız her anıyı bir daha düşünün. Mesela bugünlerde havalar çok sıcak ya. Sakın ola ne bu sıcaklar. Daha önce hiç görmedik demeyin.

Neyse ilgili kişi şimdilerde trollüğü bıraktı. Seçimden sonra son paylaşımını yaptı. Etrafın menfaatçilerle dolu olduğunu yazdı, siyasetten soğuduğunu, çok yanlışların yapılmakta olduğunu, bu yüzden siyaseti bıraktığını yazdı ve kenara çekildi. Bu arada kendi eleştirdiğinde sorun yok. Ne oldu hayırdır dedim ise de kem küm etti. Şimdilerde sosyal medyada görünmüyor. O yüzden rahat bir şekilde geçmiş anılarınızı paylaşabilirsiniz. Kim bilir belki mahalli seçimler öncesi mücadele ve dava için tekrar huzursuz etmek için arzı endam eder.

Eskilerin Dünyası

Evimin yakınında yol üzerinde işlek bir market var. Şehrin değişik yerlerinde şubeleri olan mahalli zincir market. Zaman zaman alışveriş için bu markete giderim.

Bu marketi diğer marketlerden ayıran özelliği, alışverişinin zorluğu. Zira çetin mi çetin. Alacağını alıp çıkamıyorsun bir türlü. Düzenini kim yapmışsa, aralardan bir kişi ancak bir alışveriş arabasıyla zoraki geçebilir. Karşılıklı iki kişi karşılaşsa, ikisi birden yan yana dönerek geçebilir. Önlerinde araba varsa birinin centilmenlik yapıp geri geri gitmesi gerekir. Mümkün değil iki arabanın yan yana geçebilmesi.

İki kapısı var. Hem giriş hem çıkış olarak kullanılmakta. Her ikisinde iki kasiyer var. Bir kapıdaki kasa çoğu zaman kapalı olur. Tek kasiyerin önünde uzun sıra olur. Kazara ilerideki ürünlerden alacağın olursa yanlarından geçemezsin. Ancak müsaade istersen, ilerideki bir boşluğa kadar geçerse öyle geçebilirsin. Sırada durdukları yerin sağında ve solunda ürünler var. Buralardan bir ürün almak zorunda kalırsan, boşalmayınca alamazsın. Alışveriş arabasıyla hiç geçemezsin. Hoş, alışveriş arabası arasan da bulamazsın. Birkaç tane var. Onu da elemanları sahiplenmiş. Oradan oraya eşya taşıyorlar. Alışverişte kullanılmak üzere içine doğru dürüst eşya koyamayacağın değişik sepetler konmuş. Alıp kullanmaya kalkarsan ne yerde durur ne de sürülür.

Marketin ön yüzünde dışarıda market reyonu var. Buranın dizaynı da içeriden farklı değil. Aralarda market arabasını gezdiremezsin. Ya çoğu yerde takılır ya geçmez ya da karşıdan biri gelirse işini bitirmeden geri geri çıkmak zorundasın. Hoş araba yokken bile sebze seçmenin yanından geçemezsin. Ya boşaltacak ya da sürtünerek geçeceksin. Bir defasında savaştan sağ çıkmış gazi misali sebze ve meyveyi poşete koyup tartı işlerinde yardımcı olan personelin yanına geldiğimde, kızım, sağa sola çarpmadan gelene bedava mı ürünler dedim. Çünkü geçmek, seçmek, poşetlemek mesele. Bu ne darlık. Şu araları biraz açsanız olmaz mı dedim. Ne yapayım amca. Sahipleri böyle istiyor dedi. Belli ki sahiplerinin ne görüntü  zevki var ne de kolay alışverişi sağlama niyeti.

Market küçüktür. Ürün çeşidi çoktur demeyin. Bu marketin geniş diğer şubelerini de bilirim. Oralar da aynı. Aynı mantalite aynı mantık öbürlerinde de aynı. Acemi de değiller. Çünkü bu işi yıllardır yapıyorlar. Ne halleri varsa görsünler diyeceğim ama bir gün sahipleriyle müşerref olursam, böylesi dizaynın sebebini soracağım.

Neyse, akşamüstü girdim bu marketin bir kapısından. Aradığım ürünü araya araya öbür kapıya doğru yaklaştım. On kişilik bir kuyruk vardı kasada. Yine her zaman olduğu gibi diğer kasa kapalıydı. Arkamdan biri yüksek sesle bağırarak geliyordu. “Diğer kasayı niye açmıyorsunuz. Bu milleti bekletmekten zevk mi alıyorsunuz. Açın haydi. Elemanınız yok mu sizin” dedi durdu. Yemek molasında. Hemen çağırıyorum cevabı geldi.

Benim şimdilik kasada işim olmasa da acaba aradığım ürün kapının diğer köşesinde olabilir mi diye bekleşenlerin yanından zoraki geçmeye çalıştım. Ben müsaade istedikçe kadını, erkeği özür diledi. Aslında faullü duruşları yoktu. Beklerken sere serpe yayılmamışlardı. Dedim ya marketin dizaynı böyle.

Aradığımı bulamadım. Tekrar geri döneyim istedim. Bu sefer kasada bir tartışma başladığına şahit oldum. Kasanın en önünde, aldığı ürünleri geçirip ödemesini yapmakla meşgul orta yaşlı bir hanımefendi, herkesin duyacağı şekilde bir şeyler söylemiş olmalı ki cevap beş sıra arkasındaki daha yaşlı bir kadından gelmiş. Kadınların tartışması sesler yükselmeden devam etti. Çoğu erkekler gibi değildi. “Teyzeciğim ben pes ettim. Sustum tamam. Mücadele etmiyorum artık” dedi. Arkadaki yaşlı olan ise “Sen benim kızım yaşındasın. Biz geçmişi de gördük. Siz geçmişi görmediğiniz için böyle konuşursunuz. Biz geçmişi iyi biliriz” dedi. Kadın tekrar sustum, özür dilerim dedi. Arkadaki “kendince çalışıp çabalıyor, mücadele ediyor. Kolay mı sanırsın. Takdir etmek lazım” dedi. Öyle ya takdir varken bu tekdir niye. Mevcuda şükretmek ve rıza göstermek gerek yaşlı kadına göre. 

Aradaki tartışmayı tam anlayamasam da tahmin edebiliyorum. Belli ki önceki daha genç olanı fiyatlardan dert yanmış. Yanındakiler duyacak şekilde kendi kendine konuşmuş. Arkadaki kaçın kurası. Ne de olsa görmüş geçirmiş biri. Dertlenmeyi dert edinip geçmişi de bilirim demek suretiyle savunmaya geçivermiş. Belli ki öndeki olup bitene anlam veremiyor. Arkadaki ise ne var bunda. Sen bir de geçmişi gör demek suretiyle bugünü geçmişle kıyaslıyor. Biri bugünü yaşıyor, diğeri ise geçmişte yaşamaya devam ediyor. Aslında dünü bırakıp güne dair bir şeyler söylemek lazım.

İşsizlik Oranını En Doğru Tespit Etmenin Yolu

TÜİK'in açıkladığı işsizlik oranına inanıyor musun?

İnanmayıp da ne yapacaksın? Eldeki veri bu. Hem sonra doğrusunu öğrenip de ne yapacaksın? İşsizlere iş mi vereceksin?

Vereceğimden değil de benimki merak işte. Sen hiç merak etmiyor musun?

Merak etmeye gerek kalmadan merakımı gideriyorum.

Nasıl?

Boş ver benim nasıl tespit ettiğimi. Sen en iyisi GSM operatörlerine git. Hem merakını giderirsin hem de bu konuda en doğru bilgiye ulaşırsın.

GSM operatörleri ne alaka. İşsizlik oranlarından bahsediyorum.

Ben de onu diyorum.

İşsizlik oranlarını GSM operatörleri de mi tutuyor?

Tutmuyor efendim ama bir düğmeye bassalar, Türkiye'deki işsizlik oranını en sağlıklı bir şekilde ortaya koyarlar.

Nasıl yapacaklar bunu?

Çok kolay efendim. Türkiye'de kaç operatör varsa bunların genel merkezine ulaşacaksın.

Ulaştım diyelim.

Onlardan, haftada bir hiç sektirmeden cuma mesajı gönderenlerin sayısını alacaksın.

İşsizlerin sayısını diyecektin galiba.

Hayır efendim. Cuma mesajı gönderenlerin sayısını isteyeceksin.

Bağlantı kuramadım.

Cuma mesajı gönderenlerin sayısı eşittir Türkiye'deki işsiz sayısı.

İlginç.

İlginç ama bu konuda en sağlıklı bilgi bu.

İyi ama işi olduğu halde bu mesajı gönderenler de var.

Onları da işsizler arasında say gitsin. 13.08.2022