Evimin yakınında yol
üzerinde işlek bir market var. Şehrin değişik yerlerinde şubeleri olan mahalli
zincir market. Zaman zaman alışveriş için bu markete giderim.
Bu marketi diğer
marketlerden ayıran özelliği, alışverişinin zorluğu. Zira çetin mi çetin.
Alacağını alıp çıkamıyorsun bir türlü. Düzenini kim yapmışsa, aralardan bir
kişi ancak bir alışveriş arabasıyla zoraki geçebilir. Karşılıklı iki kişi
karşılaşsa, ikisi birden yan yana dönerek geçebilir. Önlerinde araba varsa
birinin centilmenlik yapıp geri geri gitmesi gerekir. Mümkün değil iki arabanın
yan yana geçebilmesi.
İki kapısı var. Hem
giriş hem çıkış olarak kullanılmakta. Her ikisinde iki kasiyer var. Bir
kapıdaki kasa çoğu zaman kapalı olur. Tek kasiyerin önünde uzun sıra olur.
Kazara ilerideki ürünlerden alacağın olursa yanlarından geçemezsin. Ancak
müsaade istersen, ilerideki bir boşluğa kadar geçerse öyle geçebilirsin. Sırada
durdukları yerin sağında ve solunda ürünler var. Buralardan bir ürün almak
zorunda kalırsan, boşalmayınca alamazsın. Alışveriş arabasıyla hiç geçemezsin.
Hoş, alışveriş arabası arasan da bulamazsın. Birkaç tane var. Onu da elemanları
sahiplenmiş. Oradan oraya eşya taşıyorlar. Alışverişte kullanılmak üzere içine
doğru dürüst eşya koyamayacağın değişik sepetler konmuş. Alıp kullanmaya
kalkarsan ne yerde durur ne de sürülür.
Marketin ön yüzünde
dışarıda market reyonu var. Buranın dizaynı da içeriden farklı değil. Aralarda
market arabasını gezdiremezsin. Ya çoğu yerde takılır ya geçmez ya da karşıdan
biri gelirse işini bitirmeden geri geri çıkmak zorundasın. Hoş araba yokken
bile sebze seçmenin yanından geçemezsin. Ya boşaltacak ya da sürtünerek
geçeceksin. Bir defasında savaştan sağ çıkmış gazi misali sebze ve meyveyi
poşete koyup tartı işlerinde yardımcı olan personelin yanına geldiğimde, kızım,
sağa sola çarpmadan gelene bedava mı ürünler dedim. Çünkü geçmek, seçmek,
poşetlemek mesele. Bu ne darlık. Şu araları biraz açsanız olmaz mı dedim. Ne
yapayım amca. Sahipleri böyle istiyor dedi. Belli ki sahiplerinin ne görüntü
zevki var ne de kolay alışverişi sağlama niyeti.
Market küçüktür. Ürün
çeşidi çoktur demeyin. Bu marketin geniş diğer şubelerini de bilirim. Oralar da
aynı. Aynı mantalite aynı mantık öbürlerinde de aynı. Acemi de değiller. Çünkü
bu işi yıllardır yapıyorlar. Ne halleri varsa görsünler diyeceğim ama bir
gün sahipleriyle müşerref olursam, böylesi dizaynın sebebini soracağım.
Neyse, akşamüstü girdim
bu marketin bir kapısından. Aradığım ürünü araya araya öbür kapıya doğru
yaklaştım. On kişilik bir kuyruk vardı kasada. Yine her zaman olduğu gibi diğer
kasa kapalıydı. Arkamdan biri yüksek sesle bağırarak geliyordu. “Diğer kasayı
niye açmıyorsunuz. Bu milleti bekletmekten zevk mi alıyorsunuz. Açın haydi. Elemanınız
yok mu sizin” dedi durdu. Yemek molasında. Hemen çağırıyorum cevabı geldi.
Benim şimdilik kasada
işim olmasa da acaba aradığım ürün kapının diğer köşesinde olabilir mi diye
bekleşenlerin yanından zoraki geçmeye çalıştım. Ben müsaade istedikçe kadını,
erkeği özür diledi. Aslında faullü duruşları yoktu. Beklerken sere serpe
yayılmamışlardı. Dedim ya marketin dizaynı böyle.
Aradığımı bulamadım.
Tekrar geri döneyim istedim. Bu sefer kasada bir tartışma başladığına şahit
oldum. Kasanın en önünde, aldığı ürünleri geçirip ödemesini yapmakla meşgul orta
yaşlı bir hanımefendi, herkesin duyacağı şekilde bir şeyler söylemiş olmalı ki cevap
beş sıra arkasındaki daha yaşlı bir kadından gelmiş. Kadınların tartışması
sesler yükselmeden devam etti. Çoğu erkekler gibi değildi. “Teyzeciğim ben pes
ettim. Sustum tamam. Mücadele etmiyorum artık” dedi. Arkadaki yaşlı olan ise “Sen
benim kızım yaşındasın. Biz geçmişi de gördük. Siz geçmişi görmediğiniz için
böyle konuşursunuz. Biz geçmişi iyi biliriz” dedi. Kadın tekrar sustum, özür
dilerim dedi. Arkadaki “kendince çalışıp çabalıyor, mücadele ediyor. Kolay mı
sanırsın. Takdir etmek lazım” dedi. Öyle ya takdir varken bu tekdir niye. Mevcuda şükretmek ve rıza göstermek gerek yaşlı kadına göre.
Aradaki tartışmayı tam anlayamasam da tahmin edebiliyorum. Belli ki önceki daha genç olanı fiyatlardan dert yanmış. Yanındakiler duyacak şekilde kendi kendine konuşmuş. Arkadaki kaçın kurası. Ne de olsa görmüş geçirmiş biri. Dertlenmeyi dert edinip geçmişi de bilirim demek suretiyle savunmaya geçivermiş. Belli ki öndeki olup bitene anlam veremiyor. Arkadaki ise ne var bunda. Sen bir de geçmişi gör demek suretiyle bugünü geçmişle kıyaslıyor. Biri bugünü yaşıyor, diğeri ise geçmişte yaşamaya devam ediyor. Aslında dünü bırakıp güne dair bir şeyler söylemek lazım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder