13 Ağustos 2023 Pazar

Eskilerin Dünyası

Evimin yakınında yol üzerinde işlek bir market var. Şehrin değişik yerlerinde şubeleri olan mahalli zincir market. Zaman zaman alışveriş için bu markete giderim.

Bu marketi diğer marketlerden ayıran özelliği, alışverişinin zorluğu. Zira çetin mi çetin. Alacağını alıp çıkamıyorsun bir türlü. Düzenini kim yapmışsa, aralardan bir kişi ancak bir alışveriş arabasıyla zoraki geçebilir. Karşılıklı iki kişi karşılaşsa, ikisi birden yan yana dönerek geçebilir. Önlerinde araba varsa birinin centilmenlik yapıp geri geri gitmesi gerekir. Mümkün değil iki arabanın yan yana geçebilmesi.

İki kapısı var. Hem giriş hem çıkış olarak kullanılmakta. Her ikisinde iki kasiyer var. Bir kapıdaki kasa çoğu zaman kapalı olur. Tek kasiyerin önünde uzun sıra olur. Kazara ilerideki ürünlerden alacağın olursa yanlarından geçemezsin. Ancak müsaade istersen, ilerideki bir boşluğa kadar geçerse öyle geçebilirsin. Sırada durdukları yerin sağında ve solunda ürünler var. Buralardan bir ürün almak zorunda kalırsan, boşalmayınca alamazsın. Alışveriş arabasıyla hiç geçemezsin. Hoş, alışveriş arabası arasan da bulamazsın. Birkaç tane var. Onu da elemanları sahiplenmiş. Oradan oraya eşya taşıyorlar. Alışverişte kullanılmak üzere içine doğru dürüst eşya koyamayacağın değişik sepetler konmuş. Alıp kullanmaya kalkarsan ne yerde durur ne de sürülür.

Marketin ön yüzünde dışarıda market reyonu var. Buranın dizaynı da içeriden farklı değil. Aralarda market arabasını gezdiremezsin. Ya çoğu yerde takılır ya geçmez ya da karşıdan biri gelirse işini bitirmeden geri geri çıkmak zorundasın. Hoş araba yokken bile sebze seçmenin yanından geçemezsin. Ya boşaltacak ya da sürtünerek geçeceksin. Bir defasında savaştan sağ çıkmış gazi misali sebze ve meyveyi poşete koyup tartı işlerinde yardımcı olan personelin yanına geldiğimde, kızım, sağa sola çarpmadan gelene bedava mı ürünler dedim. Çünkü geçmek, seçmek, poşetlemek mesele. Bu ne darlık. Şu araları biraz açsanız olmaz mı dedim. Ne yapayım amca. Sahipleri böyle istiyor dedi. Belli ki sahiplerinin ne görüntü  zevki var ne de kolay alışverişi sağlama niyeti.

Market küçüktür. Ürün çeşidi çoktur demeyin. Bu marketin geniş diğer şubelerini de bilirim. Oralar da aynı. Aynı mantalite aynı mantık öbürlerinde de aynı. Acemi de değiller. Çünkü bu işi yıllardır yapıyorlar. Ne halleri varsa görsünler diyeceğim ama bir gün sahipleriyle müşerref olursam, böylesi dizaynın sebebini soracağım.

Neyse, akşamüstü girdim bu marketin bir kapısından. Aradığım ürünü araya araya öbür kapıya doğru yaklaştım. On kişilik bir kuyruk vardı kasada. Yine her zaman olduğu gibi diğer kasa kapalıydı. Arkamdan biri yüksek sesle bağırarak geliyordu. “Diğer kasayı niye açmıyorsunuz. Bu milleti bekletmekten zevk mi alıyorsunuz. Açın haydi. Elemanınız yok mu sizin” dedi durdu. Yemek molasında. Hemen çağırıyorum cevabı geldi.

Benim şimdilik kasada işim olmasa da acaba aradığım ürün kapının diğer köşesinde olabilir mi diye bekleşenlerin yanından zoraki geçmeye çalıştım. Ben müsaade istedikçe kadını, erkeği özür diledi. Aslında faullü duruşları yoktu. Beklerken sere serpe yayılmamışlardı. Dedim ya marketin dizaynı böyle.

Aradığımı bulamadım. Tekrar geri döneyim istedim. Bu sefer kasada bir tartışma başladığına şahit oldum. Kasanın en önünde, aldığı ürünleri geçirip ödemesini yapmakla meşgul orta yaşlı bir hanımefendi, herkesin duyacağı şekilde bir şeyler söylemiş olmalı ki cevap beş sıra arkasındaki daha yaşlı bir kadından gelmiş. Kadınların tartışması sesler yükselmeden devam etti. Çoğu erkekler gibi değildi. “Teyzeciğim ben pes ettim. Sustum tamam. Mücadele etmiyorum artık” dedi. Arkadaki yaşlı olan ise “Sen benim kızım yaşındasın. Biz geçmişi de gördük. Siz geçmişi görmediğiniz için böyle konuşursunuz. Biz geçmişi iyi biliriz” dedi. Kadın tekrar sustum, özür dilerim dedi. Arkadaki “kendince çalışıp çabalıyor, mücadele ediyor. Kolay mı sanırsın. Takdir etmek lazım” dedi. Öyle ya takdir varken bu tekdir niye. Mevcuda şükretmek ve rıza göstermek gerek yaşlı kadına göre. 

Aradaki tartışmayı tam anlayamasam da tahmin edebiliyorum. Belli ki önceki daha genç olanı fiyatlardan dert yanmış. Yanındakiler duyacak şekilde kendi kendine konuşmuş. Arkadaki kaçın kurası. Ne de olsa görmüş geçirmiş biri. Dertlenmeyi dert edinip geçmişi de bilirim demek suretiyle savunmaya geçivermiş. Belli ki öndeki olup bitene anlam veremiyor. Arkadaki ise ne var bunda. Sen bir de geçmişi gör demek suretiyle bugünü geçmişle kıyaslıyor. Biri bugünü yaşıyor, diğeri ise geçmişte yaşamaya devam ediyor. Aslında dünü bırakıp güne dair bir şeyler söylemek lazım.

İşsizlik Oranını En Doğru Tespit Etmenin Yolu

TÜİK'in açıkladığı işsizlik oranına inanıyor musun?

İnanmayıp da ne yapacaksın? Eldeki veri bu. Hem sonra doğrusunu öğrenip de ne yapacaksın? İşsizlere iş mi vereceksin?

Vereceğimden değil de benimki merak işte. Sen hiç merak etmiyor musun?

Merak etmeye gerek kalmadan merakımı gideriyorum.

Nasıl?

Boş ver benim nasıl tespit ettiğimi. Sen en iyisi GSM operatörlerine git. Hem merakını giderirsin hem de bu konuda en doğru bilgiye ulaşırsın.

GSM operatörleri ne alaka. İşsizlik oranlarından bahsediyorum.

Ben de onu diyorum.

İşsizlik oranlarını GSM operatörleri de mi tutuyor?

Tutmuyor efendim ama bir düğmeye bassalar, Türkiye'deki işsizlik oranını en sağlıklı bir şekilde ortaya koyarlar.

Nasıl yapacaklar bunu?

Çok kolay efendim. Türkiye'de kaç operatör varsa bunların genel merkezine ulaşacaksın.

Ulaştım diyelim.

Onlardan, haftada bir hiç sektirmeden cuma mesajı gönderenlerin sayısını alacaksın.

İşsizlerin sayısını diyecektin galiba.

Hayır efendim. Cuma mesajı gönderenlerin sayısını isteyeceksin.

Bağlantı kuramadım.

Cuma mesajı gönderenlerin sayısı eşittir Türkiye'deki işsiz sayısı.

İlginç.

İlginç ama bu konuda en sağlıklı bilgi bu.

İyi ama işi olduğu halde bu mesajı gönderenler de var.

Onları da işsizler arasında say gitsin. 13.08.2022

12 Ağustos 2023 Cumartesi

Cuma Tatil Olmalı mı? *

04.08.2023 tarihli Cuma hutbesinin konusu, CUMA: HAFTALIK BAYRAM GÜNÜMÜZ başlıklı yazı idi. Cumaya gidenler bu hutbeyi dinledi. Namazını kılan işine gücüne dağıldı.

Bu hutbenin ardından bir cuma daha geçti ama taraflar arasında bu hutbenin yankıları devam ediyor. Bir kesimin tepkisini diğer kesimin göğsünü okşayan hutbenin son paragrafında geçen şu cümleler idi. “İş yerlerimizdeki mesai saatlerini, okullarımızdaki ders programlarını Cuma namazının vaktine göre düzenleyelim”. Bir kesim, iş yeri ve okulların cuma namazına göre ayarlanması isteğinin bir ileri aşamasının cuma gününün tatili olacaktır demek suretiyle tepkilerini dile getirirken diğer kesim ise “Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın yanındayız! Başkanın cuma günleri öğrencilerin ve çalışanların namaz vecibelerini yerine getirebilmeleri için çalışma ve ders saatlerinin düzenlenmesine yönelik teklifini destekliyoruz. Bu konuda verilen tepkileri doğru bulmuyoruz." paylaşımıyla sosyal medyada Sayın Erbaş'a destek veriyor. 

Böyle bir tartışmaya şaşırmadım. Çünkü bu ülke için vakayı adiyedendir bu tür tartışmalar. 

Tepki gösterenlere gelelim. Bu ülkede cuma günleri tatil olmaz. Tatil olsa da kıyamet kopmaz. Zaten daha önce cuma günleri tatil idi. Dünyayla entegre olmak amacıyla cuma günü tatili kaldırılmıştır. Şu aşamada ve daha sonra cuma gününün tatil olmasına ihtiyaç var mı? Yok. Cuma günü çalışmak, okumak cuma namazına mani midir? Değil. Zaten cuma ayetinin devamında "Namaz kılınınca yeryüzüne dağılın. Allah'ın lütfundan nasibinizi arayın" demek suretiyle Allah cuma gününün tatil edilmesini, yatılmasını istemiyor. Bilakis çalışmayı teşvik ediyor. Çalışan ve okuyanlar için cuma namazı planlaması, cumaya gidecekler için bir kolaylıktır. Böyle bir planlama laikliğe falan aykırı olmaz. Devletin kuralları da çiğnenmiş olmaz.

Cuma namazı planlamasını yanında cuma günlerinin tatil olmasını isteyen bir kesim yok mu? Var. Bunlar "Nasıl ki cumartesi Yahudilerin, pazar Hıristiyanların bayramı ve ibadet günü ise bugünler bundan dolayı tatil oluyorsa, cuma da Müslümanların bayramıdır ve cuma namazı vardır. Bugün tatil olsun, rahatça cuma namazı kılınsın" diyor. Cuma planlamasına tepki gösterenlerin endişesi bu tür söylemlerden kaynaklanmaktadır. “CUMA: HAFTALIK BAYRAM GÜNÜMÜZ” başlığı da tatil havasını içinde barındırıyor. Çünkü bizde bayram demek tatil demektir. Bayram günü çalışılır mı? Uzanıp yatacağız anlaşılır.

Çalışan ve öğrenciler için cuma planlaması teklifine destek verenlere gelince, sanırsın ki bu insanlar bu ülkede yaşamıyor. Çünkü okullar, cumaya gitmek isteyenler ibadetini yapabilsin diye öğretmenlerin ders programını nicedir ona göre planlıyorlar. O gün kadın öğretmenlere ders veriyorlar. Erkek öğretmenlere ya o gün ders vermiyor ya cuma saatine gelen ders saatini boşaltıyor ya da cuma saatine göre sabah dört saat işleniyorsa, yerine göre beş saate çıkarıyor, beş işliyorsa dörde indiriyor. Ders saati bile olsa cumaya gitmek isteyen öğrenci ve öğretmen rahatça cumasına gidiyor. Yanlış hatırlamıyorsam, yetkili konfederasyon ile hükümet arasında yapılan maaş ve özlük hakları görüşmesinde; memur, öğretmen ve personele cuma kolaylığının sağlanması maddesi uzlaşılan maddelerden biri. Yine bildiğim kadarıyla cuma namazı kolaylığı için okullara yazı gönderildi. Memur ve işçi hakeza cumasına gidiyor. Kısaca çalışan ve öğrenciler için cuma namazına gitme kolaylığı nicedir sağlanıyor. Cuma kılmak isteyenler için ülkenin hiçbir yerinde ve kurumunda bir zorluk çıkarıldığını düşünmüyorum. Durum bu iken yani sözlü veya fiili olarak bir cuma engeli yok iken hutbede, böyle bir planlama yapılmasının istenmesi manidar. Manidar olduğu kadar gereksiz bir tekliftir. Bu teklif namaz kılan birine namazını kıl veya namaz kılmasına izin veren birine buna izin ver demek gibidir.

Kısaca bu ülkede kimseye cuma zorluğu çıkarılmıyor. Ülkenin böyle bir sorunu yok. Olmayan sorun üzerine konuşmak abesle iştigaldir. Erbaş, zait teklifte bulunacağına, “Bu ülkenin üretim sorunu var. Üretmiyoruz, tüketiyoruz durmadan. Üretime gereken önemi verelim, gereksiz harcama yapmayalım. Cuma ile işi, namaz ile işi karıştırmayalım. İkisini birlikte yürütelim. İkisi birbirine mani değildir. İşte namazımızı kıldık. Şimdi üretme zamanı. Haydi herkes işinin başına, deseydi namazdan sonra rızkınız için dağılın ayetine uygun hareket etmiş olurdu.

*18/08/2023 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır.