18 Temmuz 2023 Salı

Sen misin Başöğretmen Olmak İsteyen!

Başöğretmenlik sınavına girebilmek için MEB tarafından hazırlanan eğitim programı seminerini oba.gov.tr adresine girerek yüklenen videoları dinlemek gerekiyor. 

Uzaktan sağlanan bu seminer 17 Temmuzda başladı, 19 Eylül günü sona erecek. MEB bu seminer videolarının istenen saatte dinlenmesi için iki aylık uzun bir süre vermiş. 

Süre uzun olsa da son günlere bırakmayalım diye seminerin ilk gününün akşamında verilen siteye şifre ile giriş yaptım. İzleyeceğimiz videolar için süre olarak 240 rakamını gördüm. Toplam 4 saatlik bir seminer için verilen bu iki aylık süre çok olmuş. 4 saat dediğin nedir ki bir oturuşta dinlerim hepsini dedim. 

Sayfayı aşağıya doğru indirdim. 12 modül var. Her modülün içinde ayrı ayrı yüklenmiş ve süreleri saniyelerine kadar belirtilmiş dersler gözüme çarptı. Meraklılar için yazayım:

1.modülde 18 ders, 2.modülde 14 ders, 3.modülde 19 ders, 4.modülde 16 ders, 5.modülde 15 ders, 6.modülde 14 ders, 7.modülde 15 ders, 8.modülde 13 ders, 9.modülde 11 ders, 10.modülde 23 ders, 11.modülde 11 ders, 12.modülde 12 ders var. 

Videoların hiçbiri bir ders saati olan 40 dakikayı bulmuyor. En kısası, yanlış görmedi isem, 12 dakika 4 saniye, en uzunu 35 dakika 33 saniye. (Değişik üniversitelerdeki akademisyenlerin sunum yaptığı bu seminerde benim anladığım, halen uzman olan öğretmenler başöğretmen olunca, ders işlerken 40 dakika planlama yapmalarına gerek kalmayacak. Konu ne zaman biterse süre o kadar.)

Bu süreleri görünce 12 modülde 181 ders, her ders videosunun içinde dakikası ve saniyesi yazıldığına göre bu kadar dakika ve saniyeyi toplarsak, kaç dört saat eder. Bu süre normal değil dedim. Eğitim hakkında kısmını açıp süreye baktığım zaman 240 dakika sandığım sürenin 240 saat olduğunu anladığımda şok geçirdiğimi söylememe gerek yok. 

Bu iki yüz kırk saati, verilen seminer süresine böldüğüm zaman bu sınava girecek bir başöğretmen adayının bilgisayarın karşısında ya da elinde telefonla dinlemek suretiyle günlük 4 saat seminer alması demektir. Geçen yıl ilk başöğretmenliğe müracaat edenler videolardan ve süresinden dert yanmışlardı da öyle bir derdim olmadığı için hiç kulak vermemiştim. Meğerse yerden göğe haklılarmış. İş başa düşünce anladım bu vahameti. Bu semineri planlayanlar iyi bilir ama bu kadar video bu kadar süre hiç pedagojik değildir.

Hazırlanıp servis edilen videoların pdf’leri de sisteme yüklenmiş olmasına rağmen katılım belgesi almak için tüm bu videoların dinlenmesi gerekiyor. Videolar öyle hazırlanmış ki dinlerken başka bir iş yapmana izin vermiyor. Bilgisayarda başka bir sayfa açıp dinleyeyim desen dahi izin vermiyor. Video hemen duruyor. Şu videodan başlayayım demene de izin vermiyor. 1.modül, 1.dersten başlıyorsun. Saniyesi dahi bitmeden ikinci derse geçemiyorsun.

Naçar dinleyeyim diyorsun. Dinlerken zaman zaman “A network error caused the media download to fail part-way” (Bir ağ hatası, medya indirme işleminin kısmen başarısız olmasına neden oldu.) hatasıyla karşı karşıya kalıyorsun. Kapatıp tekrar açıyorsun. Bir bakmışsın ki et tekrar ahsen, velev kane yüz seksen (Tekrar güzeldir velev ki yüz seksen kere olsun) der gibi kaldığın yerden değil de videoyu en başından başlatıyor. Başlayan videoyu ne geriye sardırabiliyorsun ne de burayı dinledim az önce deyip ileri yürütebiliyorsun.

Hasılı, ben bu başöğretmenlik serüveninde;12 modül, 181 ders ve 240 saatten müteşekkil semineri görünce, sen misin başöğretmen olmak isteyen. O zaman gör gününü dendiğini anlıyorum. Tek kelimeyle pes!

17 Temmuz 2023 Pazartesi

Son Kurşun

Olmadı böyle.

Niye olmasın. Bal gibi oldu. 

Fazla koydun. 

Olacağı buydu. Daha ne bekliyordun?

Hani iyiydi her şey? Öyle demiştin.

O dündü. Bugün yeni bir gün. Vaz mı geçiyorsun yoksa benden. 

İnadına yine sensin ama üzerimize kurşun yağdırıyorsun bugünlerde.

Dün her istediğinizi verirken bir şey demiyordun. Hatta yaşa var ol diyordun. Nereden veriyorsun demiyordun. Bugün ne oldu böyle? Ne istediniz ise verdim. Olanı da olmayanı da. Verdim verdim şimdi alma sırası bende. Unutma ki almadan vermek Allah'a mahsus. 

Madem böyle yapacaktın. Vermeyeydin. Karşılığı yoksa niye verdin? Açılacağını bile bile bunca bonkörlük niye?

Verdim ise verdim. Ne zaman vereceğimin kahyası mısın? Yok yok yok. Ne yapayım başka? Her şey kazanmak içindi.

Başka seçeneğin yok muydu?

Yoktu. Tek seçeneğim bu kurşun kaldı. Bu son kurşunu atacağım. Bu kurşun kafa mı yarar yoksa baş mı, orasını bilemem. Bilsem de benim meselem değil. Zira mesele edinmiyorum. 

Peki, nicedir bu son kurşunla uzatmalara oynadın?

Kaç senedir böyle.

O zaman kaç sene niye bekledin? İhtiyaç olduğunda bu kurşunu atman gerekmiyor muydu? Mesela verirken atsaydın.

Verirken kurşun atacak kadar keriz değilim. Benden öncekiler de böyle yapıyordu, ben de öyle yapıyorum.

Onlar senin akıl hocan mı?

Değil ama devlette devamlılık esastır.

Onların bu yaptığını eleştiriyordun ama.

Olabilir. Buraya oturuncaya kadardı her şey.

ÖTV Zammı Sonrası Ben

15 Temmuz gecesi saatler 00.13'ü gösterdiğinde, her camiden toplu sela verilmeye başlayınca, yılda bir rutin uygulama olmasına rağmen bir an için ne oluyoruz, öldük de selamız mı veriliyor dedim. İçimi bir üzüntü kapladı. Ne de olsa ölümü hatırlattığı için selalarda hep bir hüzün vardır. 

Sendelemeyi şimdi atlatırım derken Whatsappıma akaryakıt ÖTV zammı düştü. Bir düşüncedir kapladı içimi. Sen ne üzülürsün. Gören de hep arabaya biner sanır. Bırak hep binmek zorunda olanlar düşünsün desem de kendimi ikna edemedim. Tamam, arabayla pek işim olmaz. Ne kadar binmesem o kadar rahat ederim dedim ama gel sen bunu bana anlat. Çünkü arabaya binmesem de akaryakıta zam geldi mi iğneden ipliğe her şeye zam gelir. 

Gelmekte olan uyku gitti. Yatağa girdim. Sağa sola derken olmadı. Sırt üstü ve yüzü koyun yatmayı da denedim. Sair zamanlarda uyumak için denediğim tüm uyku seanslarını bir bir uyguladım. Gözlerim kapalı hayal alemine daldım. Kendini kandırma. Bu zamlarla hapı yuttun. Uyusan da uyumasan da bu gerçek değişmez damdı içime. 

Bu haletiruhiye içinde uyu da göreyim. Karadeniz’de batan gemi neyse oyum. Olmayacak, telefonu açıp yazı yazayım. Gözlerim yorulur, uyuya kalırım dedim. Ne mümkün. Ne elim gitti yazmaya ne de gözüm kesti sanal alemde gezinmeye. Arada bir, depoyu bari doldursaydın dedim ama bu ah ve vahin ne faydası olacaktı.

Saate baktım. İmsake 10 dakika var. Kalktım abdest alıp namaza hazırlandım. Vakit girdikten bir 20 dakika sonra sabah namazını kıldım. Zam geldiyse geldi. Dünyanın sonu değil. Yat zıbar dedim ama nafile. Belli ki diğer zamlardan daha fazla etkiledi bu ÖTV zammı beni. Biri vah yazık dese, sesimi salıp ağlayacağım.

Beş suları, uyku vücuduma galebe çaldı. Uyumuşum mışıl mışıl hem de hiç kabus görmeden. Rüyada ne ÖTV vardı ne de zamlar. Tedaviyi buldum böylece. Uyanık kalmayacaksın. Uyuyacaksın sadece. Ne dert kalıyor ne de tasa. Sabaha da dinç uyanıyorsun.

Dinç uyansam da kahvaltıda yine bu ÖTV zammı aklıma geldi. Ye de göreyim. Uyanmamak ve hep uykuda kalmak varmış dedim içimden. İçime desem de içim dışıma, özellikle yüzüme vuruyor.

Acı zulüm kahvaltıyı yaptım. Az oyalandım. Bir meşgale bulmak için yazmaya çalıştım. Baktım olmayacak. Bana geceyi unutturacak bir uğraşı bulmalıydım. Muhacir pazarına gideyim. Böylece kaç gündür marketten getirdiğim sebze için iyi değil, pazara gitmek lazım tekerlemesinden de kurtulmalıydım. Pazardan hem tazesini alacaktım hem hesaplı hem de rutin yürüyüşümü yapacaktım. Öyle ya devir hesap devri idi. Ne alınacağını öğrendim. Oğlana bodrum kattan pazar arabasını çıkarıvermesini istedim.

Pazar 20-25 dakikalık bir mesafedeydi. Hava sıcak. Arabayla git deseler de gecesinde yediğim ÖTV zammından sonra kolay kolay biner miydim arabaya. Pazar arabası neyime yetmezdi. Üstelik masrafı da yok.

Pazar arabasını sol elimle çeke çeke, sağ elimle de telefon karıştırma karıştıra pazara vardım.

Fiyatları pahalı gördüm. Bizim pazarcılar gecenin ÖTV zammını yansıtmışlar dedim. Ne alaka demeyin. Adamlar pazara sebze meyveyi sırtında getirmediler. Patates ve soğanın dışında ürünlere pek fiyat da yazmamışlar. Buradan belliydi ürünlerin cep yaktığı. Fiyat uygun olsaydı, esnaf zaten yazardı. Alıcı ve bakıcı etikete bakar, bir de ürüne. Alıcı ise yanaşır. Pek fiyat yazılı olmayınca gelip geçen domates kaça, patlıcan kaça sorup geçiyor. Öğle öğle esnafın yorgunluğu da böylece anlaşılmış oldu. Demek ki her sorana fiyat söylüyorlar. Yorgunluktan mı başka bir sebep mi yüzleri de pek gülmüyordu. Belki de ürün elimde kalacak endişesi vardı kendilerinde.

Birkaç pazarcı geçtikten sonra fiyatlar hakkında az buçuk malumatım oldu. Çok dolaşmaya gerek yok. Alacağım sebzenin en serti arabanın altına gelecek şekilde alışverişimi yapayım dedim. Salatalıktan başlayayım dedim. 20 lira imiş. Bir kilo ver dedim. Al kendin seç dedi esnaf. Poşeti uzattı. Koydum poşete biraz. Elimle tartar gibi yaptım. Gelir bir kilo dedim. Uzattım. Pazarcı teraziye koydu. Tam bir kilo deyip uzattı. Bir kilo olup olmadığını görmedim. Çünkü arkasındaydı terazi. Ben onun yalancısıyım ama bir kilo gelmesi beni sevindirdi. Elim terazi dedim. Denk gelmiştir dedi. Yanında elemanın yok. Adam lazımsa geçeyim yanına. Kaçırma beni. Teraziye de ihtiyacın olmaz dedim. Yok kardeşim, kendim kazanmıyorum. Seni nasıl doyuracağım. Bir başına yeterim. Sana nasıl para vereceğim? Öğle yemeğin var dedi. Öğle yemek yemem. Gerekirse oruç da tutarım dedim ama pazarcı ne şakadan anladı ne de muhabbet etmek istedi. Halbuki pazarlarda bazen muhabbet pek eksik olmazdı. Belli ki kendi derdi kendine yetiyordu.

Patlıcan almaya yöneldim. 12 lira imiş. Uygundu fiyatı. Öğün savardı ayrıca. Hem de kaç çeşit yemeği yapılırdı. Salatalığı ise salatada kullanırsın, bir de zevkine. Hepsi bir nimet ama patlıcanın diğer nimetler arasında yeri ayrıydı. Her gün evde patlıcan yemeği olsa, etten bıkarsın ama patlıcandan asla. Adama, 20 liralık ver dedim. O da al kendin seç dedi. Salatalığın ardından patlıcanı da seçtirmesi Konya pazarcı adına bir mesafe. Çünkü çoğu yerlerde seçtirmezler. Karnıyarık için uzun, kısa, kalın, ince nasıl seçeyim dedim. Ne bileyim kardeşim ben. Mutfakta yapacak olan sensin dedi. Ben alıcıyım. Mutfaktan ve yemekten anlamam. Biraz kopya ver desem de pazarcı inadım inat dedi. Belli ki bunun da keyfi yoktu. Belli ki bugün kafa dağıtmak için esnafın da ağzının tadı kalmamıştı.

Diğer alacaklarımı da alıp bir iki yüz lirayı bayıldım. Arabam tam dolmadan geldiğim yolu geri teptim.

Kapının önünden aldıklarımı verdim. Oğlana seslendim. Oğlum, İşin kolay tarafı bitti. İşin zoru sana kaldı. Şu pazar arabasını aldığın yere götür dedim. Bunda da ciddiydim. Km’lerce yürüyeyim, pazara gidip alışveriş yapayım. Zoruma gitmez. İzbeden bir şey almak, izbeye bir şey götürmek bana çok zor gelir.

Akşamında, çay içmek için evde demlediğim çayı termosa koyup bahçe senden, bohça benden diyen bir arkadaşın kamelyasına gittim. Çay içerken bekledim ki dün geceki ÖTV zammından bahsetsin de içimi dökeyim. Nuh dedi peygamber demedi. Tuzu kuru belli ki. Herkes ben mi?

ÖTV zammı sonrası ve ertesi günü yaşadığım haletiruhiyemi ve yaptıklarımı anlatmaya çalıştım. Elime bir şey geçmedi bilirim. İstedim ki yükümü alasınız. Çünkü insanlar paylaştıkça dertleri azalırmış. Bizim yükümüz bize yeter, başka kapıya derseniz, kimseye gönül koymam. Yalnız elime fırsat geçerse, şu kadının yaptığını yapacağım: Gecenin geç vakti olmasına rağmen sağa sola dönüp bir türlü uyuyamayan kocasına kadın sorar: Neyin var senin? Kocası, hanım, şu yan komşudan aldığım borcun vadesi yarın. Borcu denkleyemedim. Yarın ona ne söyleyeceğim bilmiyorum. Gözlerimin uyku tutmaması da bundan demiş. Kadın, üzüldüğün şeye bak. Dur ben o işi çözerim der ve evin duvarına vurarak komşu komşu seslenir. Ne oldu komşu der komşusu. Bizim yarın ödememiz gereken borcumuz var ya demiş kadın. Komşusu evet demiş. İşte o borcu vermeyeceğiz demiş. Ardından kocasına haydi yat, biraz da onlar uykusuz kalsın demiş. Vurup kafayı mışıl mışıl uyumuşlar. Kıssadan hisse derim ki elime imkan geçerse, beni uykusuz bırakanları uykusuz bırakma gibi bir niyetim var. Dost düşman herkese duyurulur.