6 Temmuz 2023 Perşembe

Hep Kaybederken Hep Kazanmak

Efendim, epeydir bu alanda iştigal ettiğinize göre çok başarılı olmalısınız. 

Başarı göreceli bir kavram. Neye göre kime göre? 

Değişse de başarının en azından belli başlı bazı kriterleri vardır. Bir şeyi kazanıyorsan, başarılısın. Kaybediyorsan, başarısızsın. Gördüğüm kadarıyla hep kaybedensin.

Hep kaybettiğime bakma. Zira ben başarılım. O senin gördüğüm buz dağının görünen kısmı. Ayrıca her başarısızlık, başarısızlık değildir, aynı şekilde her başarı da başarı değildir. Bazen başarısızlık başarıdır. Yeter ki misyonunun hakkını ver. Ben kaybederken kazananlardanım. Dikkatini çekerim. Bu kadar kayba rağmen koltuğunu kaybetmeyen kaç kişi var şu yeryüzünde?

Doğrusunu söylemek gerekirse bu alanda kimse eline su dökemez.

Bak gördün mü? Gerçeği sen de kabullendin. Kaçın kurrasıyım ben.

Bu hakkı zaten teslim ediyoruz. Yalnız buna rağmen bu koltuğu nasıl koruyabiliyorsun?

Çok basit.

Açıklar mısın?

Ne münasebet. Meslek sırrı açıklanır mı? Bu mesleğin ettiğine saygılıyım. Zira misyon adamı misyonunun gereğini her daim yerine getirir.

Misyon derken hep kaybetmek mi misyonun?

Ne sandın ya!

Kaç yıllardır bu koltukta oturduğunuza göre var sizde bir şeyler. 

Var elbet. En azından benim gibisini bulamıyorlar ki hala buradayım. Misyonumu devam ettirdiğim müddetçe beni bu koltuğa getirenler nezdinde bitmez tükenmez kredim var.

Benim göremediğim ne görüyorlar sizde?

Bir defa adamlar maldan anlıyor. Neyi, kime emanet edeceklerini iyi biliyorlar. Benim esas işim hesap uzmanlığı olunca bu işler benim için çocuk oyuncağı.

Gördüğüm kadarıyla koltuğunuzu uzun süre işgal etmenizin dışında gözle görülür bir başarınız yok. Başarıdan kastınız koltuk ise bu konuda çok başarılısınız. Rakibinize karşı hep başarısız olmanıza rağmen koltuğunuzun hiç sallanmaması gerçekten bir başarı. Üstelik bu başarı egale edilemeyecek bir rekordur. Sahi nasıl başarıyorsunuz bunu?

Dedim ya ben hesap uzmanıyım. Bu işler ince işler ve kimseye söylenmeyecek bir meslek sırrıdır.

Sırrınızı söyleyin demiyorum. Hep başarısızlığa rağmen bu koltukta kalmanızın sırrını istiyorum sizden. 

Madem ısrar ettiniz. Allah'ın bildiğini kulundan niye saklayayım. Söyleyeyim gitsin.

Lütfen!

Yukarıda dedim, ben misyon adamıyım diye. Bir defa beni bu koltuğa getiren güç böyle istiyor. Misyonumu devam ettirmekle onlara olan vefa borcumu ödemeye devam ediyorum. Demokrasiye katkı sunuyorum. Hep kaybedeni belirleyerek ve hep kaybeden olarak istikrarı koruyorum. Geride planlanan oyunu ben ileride oynuyorum. Hasılı ben bu koltuğu hiç kaybetmiyorum. 

Pes doğrusu!

Siz pes edebilirsiniz. Ben ise asla pes etmem.

5 Temmuz 2023 Çarşamba

Şeytana Pabucunu Ters Giydiren Hesap

Başlığı, “Şeytana Pabucunu Ters Giydiren Kurum” koysam daha uygun olurdu aslında. Çünkü enflasyon rakamlarını milim milim hesaplayan, bize her ay TÜFE ve TEFE aynı zamanda yıllık enflasyon rakamlarını açıklayan, sözünün üzerine söz söylenmeyen, bulduğu sonuçlara olmaz, olamaz dense de hep dediği olan, bulduğu sonuca göre memur ve işçi maaşları baz alınan kurum olarak TÜİK, tüm sızlanma ve eleştirilere aldırmadan yoluna ve metoduna devam ediyor. Zira çizgisini hiç değiştirmiyor.

Uyguladığı metodu da kendisinden başka kimse bilmiyor. Vardığı veya varmak istediği sonucu, değme istatistikçiler ve matematikçiler bir araya gelse aynı sonucu bulamaz.

Sır gibi saklanan ve herkesin merak ettiği bu enflasyon rakamları halen gizemini koruyor ve her ay ulaştığı sonuç, ekonomistleri ve vatandaşı şaşırtmaya devam ediyor.

TÜİK'in sonuçlar dışında paylaşmadığı bu ilmi, şeytanın dahi çözeceğine inancım kalmadı. Zira şeytan bu hesabı ve çıkan sonucu görse, ben bu işte yokum, seviyem el vermez, bükemediğim eli öperim deyip kenara çekilir. Çünkü şeytanın hiçbir mahareti ve dalaveresi bu ilmi çözmeye yetmez.

İşin ilginci, şimdilerde durulsa da bir ara TÜİK'te akşam sabah bir görevli işten el çektirilirdi. Devletin her kurumunda gizli ve saklanması gereken bilgi, belge ve duyum olsa da bir zaman sonra bu gizli bilgi az veya çok dışarıya sızarken, TÜİK'te bu kadar kişi çalışmasına, giren ve çıkan sirkülasyonu olmasına rağmen TÜİK ilmine dair dışarıya en ufak bir bilginin sızmaması takdire şayan. Bu yönüyle de TÜİK'ten bir şekilde ayrılanlar, istihbaratta değerlendirilirse çok iyi olur kanaatindeyim. Ne de olsa hem yetişmiş eleman hem de iyi sır saklıyorlar.

Kaç yıldır beni şaşırtmayan TÜİK, şu an itibariyle bu görüntüsüyle nazarımda en ciddi devlet kurumudur. 

TÜİK’in her ay açıkladığı enflasyon rakamlarına başta bordro mahkumları kızıp köpürse de vatandaş yüksek enflasyon kaynaklı hayat pahalılığından beli bükülüp dert yansa da bu çıkan sonuçların bir güzel yanı var. Enflasyon düşüyor morali veriyor ve acı acı gülümsetiyor. Piyasada düşmese de durum böyle. Gerçekten hangi kurum haziran enflasyonu 3,92 yıllık enflasyonu 38,21 çıkarır?

Bunun için tek başına yetenek yeterli değil, TÜİK ilminin künhünü de bilmek gerek. Aynı zamanda meslek sırrını da bir başkasına öğretmeden saklamayı iyi bilmek lazım. Bir diğeri de her türlü eleştiri ve ayıplamaya karşı kınayanların kınamasına aldırmadan yoluna devam etmek de bir ciddiyeti gerektirir. Tüm bu özellikler ve daha fazlası buranın çalışanlarında var.

Hasılı bu kurumu bu özellikleriyle kıskanmıyor değilim. Gıpta da ediyorum. Böyle bir kurumda çalışmak isterdim. Kim istemez ki... Hani sende o yetenek, TÜİK ilmi, sır saklama, kınayanların kınamasına aldırmama ve ciddiyet dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız. Hiçbiri bende olmasa da burada çalışma özlemimin önüne kimse geçemez. Yalnız böyle bir özlemim olsa da her geçen gün başarı skalası yükselen gözbebeğimiz bu kurumun çıtasının benim yüzünden düşmesini de istemem. Çünkü farz edelim ki bende her özellik olsa da sır saklayamam. Bu da böyle biline. 

Çok Uluslu Bir Ülkeye Doğru

Hangi park, bahçe, cadde, sokak, mahalle, mevki, sosyal gezinti alanı vb. yerlere girersen, yabancılarla karşılaşmak mümkün. Buralarda, kısaca insanın olduğu her yerde Arap, Afgan, Afrikalı vs. 72 milletten insanlar görmek mümkün. Sanayi vb. iş hayatında da hakeza. 

Teşbihimde hata olmasın, cadde, sokak ve parklar yakın zamana kadar görmediğimiz yabancıların işgali altında. Önün, arkan, yanın, oturanlar, gezinenler bunlarla dolu.

Hal ve tavırlarıyla çok rahatlar. Bu ülkeye dışarıdan gelmiş, yabancı biri görüntüleri yok. Sanırsın ki bu ülkede doğup büyümüşler. Nereye gideceklerini, nerede gezeceklerini, ne yaptıklarını ve ne yapacaklarını çok iyi biliyorlar. Park ve bahçelerde oturup kalkıyor, gezintiye çıkıyorlar. Siyahi renkliler hariç diğerlerinin kendi aralarında konuşurken, dillerinden yabancı olduğunu ancak anlayabiliyorsun. Çünkü giyim ve kuşamları, renk ve ten renkleri bize benziyor. Bazı Suriyeli kadınların giyim şeklinden Suriyeli olduklarını kestirebiliyorsun. 

Çarşı, pazar, park, bahçe, hemen her yerde görmeye alıştığımız bu yabancı nüfusu görünce, bu görüntüsüyle çok uluslu millet olduk dense yanlış olmaz. 

Dil sorunları yok, haliyle anlaşma sorunları da. Hepsi rahat bir şekilde Türkçe konuşuyorlar. 

Hepsi de gepegençler. Yanlarında ise irili ufaklı çocukları. Ne kadarı bu ülkede doğdu bilmem ama bu genç yaşlarıyla bu ülkede üreme oranları yüksek. 

Geçmişte Güneydoğuda çalışırken bazı Kürt dostlar, "Biz çok çocuk sahibi olup yakında nüfus yönünden sizi geçeceğiz" derlerdi gülerek. Kürtlerde de nüfus artışı fazla olmasına rağmen nicedir içimizde yaşayan bu yabancıların nüfus hızı Kürtleri sollayıp geçeceğe benziyor. 

Bizimkiler edi ile büdü geze dursunlar. Gençler evlenmesin, kedi-köpek gezdire dursun. Evlenenler de bir-iki çocuk sınırlaması yapa dursun. 

Mevcut yabancılar kalmaya devam etsin, arkası yine ülkemize gelmeye devam etsin, üreme hızları aynı hızla devam etsin. Çok değil, yakın bir zamanda bu ülkede bu ülkenin asli unsuru olanlarla, yabancı sayıları önce eşitlenir, sonra sollayıp geçip giderler. Biz de azınlık durumuna düşeriz gibi geliyor bana.

Yabancı düşmanı değilim. Farklı ırk unsurlarını görmekten de rahatsızlık duyan biri değilim. Gördüğüm yabancıların çoğunun uyumsuz bir görüntüsüne de şahit olmadım. Belli başlı bazı olayları saymazsak, sorun çıkaran tipler de değiller. Yalnız yabancıların bu çokluğu ister istemez herkesin dikkatini çekiyor. Bugün sorun değillerse bile bunun bir de yarını var. İleride böyle böyle nasıl olacak, bu gidişat nerede, nasıl duracak endişesi hakim toplumda. Toplumun sadece bir kesiminde değil; dindarından, seküler olanına varıncaya kadar hemen hemen her görüşten insanımızın çoğunda yabancılara karşı olumsuz bir bakış açısı söz konusu. Bugün kendi hallerinde işinde ve gücünde olan bu yabancıların, yarın organize olup kenetlenerek türlü türlü taleplerde bulunmayacaklarının ve sorun çıkarmayacaklarının bir garantisi yok.

Toplumun bu endişesini dikkate almakta fayda var. Çünkü dün Kürt-Türk, Alevi-Sünni çatışmasından bu toplum büyük bedeller ödedi. Yarın aramıza yeni gelen bu yabancılarla sorun çıkmayacağının garantisini kim verebilir.

Son sözü de yabancılar için söyleyeyim. Ben başka bir ülkede olsam, benim gibi olanların sayısı o ülkede de fazlaca olsun, çok dikkat çekmeyelim diye ortalık yerde çok dolaşmazdım. Ne sakıncası var demeyin. Cadde, sokak, park ve bahçelerin bu derece yabancılarla dolup taşması bir yabancı düşmanlığını ve ırkçılığı tetikleyebilir.