24 Haziran 2023 Cumartesi

İlk Kârlı Alışverişim

Üç hafta önce bir esnaftan yazlık pantolon aldım. Şu üzerindeki eşofman güzelmiş. Bana böylesi lazım dedim. İşte şu dedi aynısından çıkarıp verdi. Üstü yok mu dedim. Hayır bunlar tek altlık dedi. Fiyatını sordum. 200 lira dedi. İkramın yok mu dedim. Bir başkasına, 200 dedim. Kaç olur dedi. O da 200'den aşağı olmaz. Olacağı bu dedi. Şimdilik kalsın deyip pantolonu alıp çıktım.

Eşofmanı almadım ama içimde kaldı. Rengini de çok beğenmiştim. 

Bugün yarın derken üç hafta sonra çarşıda aklıma gelip eşofmanı almak için aynı dükkana tekrar gittim. İçimden, o zaman 200'e almamıştım. Aradan kaç hafta geçti. Dolar da nassın zıddına faiz artırımına rağmen aldı başını gitti. O esnaf o eşofmanı bana eski fiyata verir mi? Vermez. Hatta üzerine koymuştur. Çünkü dolar yükseldi diyecek en azından dedim.

Daha önce gördüğümden farklı iki kişi vardı dükkanda. Daha önce birinin üzerinde bir eşofman vardı. Onu almaya geldim. Hani o kimseyi göremedim dedim. Siz babamın giydiğinden istiyorsunuz, işte şu dedi. Tamam bu dedim. Kaça olur dedim. 180 dedi. İkramın olur mu dedim. 10 lira daha almayayım dedi. Boyumdan az büyük geldi. Ölçümü alıp kestirmeye gitti. Paçasını yaptırıp geldi. Poşetin içine koyup uzattı. 170 lira verip çıktım.

Bu alışverişten memnun kaldım. Nasıl memnun olmam ki. Üç hafta öncesine göre nicedir yoğun bakımdaki paramız felç olmuş bir ortamda iken daha önce 200’e almadığım eşofmanı daha pahalısına almadığım gibi 30 lira indirimli almış oldum. Fiyatı ne olursa olsun, bir üründe indirim oldu mu, bayılır, kendimi kaybeder, ihtiyacım olsun veya olmasın alırım. Tek fiyat söyleyip indirim yapmayan esnafa, madem indirim yapmayacaksın. Fiyatı biraz yüksekten söyleyip ardından sana şu fiyata olur deyip bu dediğin fiyatı söylesen olmaz mı dediğimde, bazıları haklısın, bizde pazarlık yapılmadan olmaz deyip gülerken bazıları da yine aynı fiyat olurdu, ne fark ederdi demek suretiyle şaka yaptığına pişman ettiği olmuştur.

Gelelim tekrar eşofman indirimine.

Birileri durmadan hayat pahalı dese de gördüğünüz gibi bu kadar pahalılığa rağmen bu eşofman önceki fiyatından uyguna alınmıştır. Bir de bugün aldığın her ürün yarına göre daha ucuz diyorlar.

Bu indirimden memnun kalsam da esnafın yaptığı doğru değildi. Çünkü esnaflık bu değildir. Esnaflık güven üzerine yürür. Aynı ürüne farklı iki esnaf farklı fiyat söylese, eh diyeceğim. Ne de olsa serbest piyasa. Yalnız aynı ürüne, aynı dükkanda birbirinden farklı çalışan kişiler farklı zamanda iki ayrı fiyat vermişlerdir. Benim işime gelse de hoş bir durum değil bu. Önce iki yüz dese de ardından indirim yapsa, buna da olur diyeceğim. Ne de olsa fiyat belli. Biri indirim yapmadı, diğeri yaptı. Böyle bir durum da olmadığına göre demek ki bu tür esnaf tutturabildiği fiyatı söylüyor müşteriye. Bu da esnafa güvensizliği doğurur. Esnaflık, içeride çalışan kaç kişi olursa olsun, aralarında bir fiyat birliğinin olmasıdır. Çünkü bu müşteriye daha güven verir.

Bu alışverişte baba ile oğlu iki farklı fiyat verdiğine göre milenyum nesli gençlik babalarına göre daha merhametli.

Sonuç olarak geciktirmemden dolayı zarar etmeyip kar ettiğim tek alışverişti bu. Temennim, arkası gelsin.

Bu arada genci kandırmışsın demeyin. Paça yapılıp geldikten sonra baba geldi. Ödemeyi o zaman yaptım. Baba bu fiyata bir şey demedi. 

Dolmayan Dolar

Üstünde "Biz Allah'a inanıyoruz" ya da "Allah'a güveniyoruz" yazılı dolar dünyanın geçer akçesi belki de tek parası. 

Hesap kitap, ülkelerin borcu, bir şeyin girdi maliyeti, ithalat ve ihracat hemen hemen her şey dolara endeksli.

Bir ülkenin rezervi dolara göre ölçülüyor. 

Her ülkenin paritesi, alım gücü, paranın değeri ya da değersizliği dolara endeksli. 

Ülkeler krize giriyorsa da krizden çıkıyorsa da dolarla krize giriyor, dolarla krizden çıkıyor. Bir ülkede dolar bolluğu varsa ya da yeter seviyede ise ülkede ekonomi normal yoksa ölümlerden ölüm beğen. 

Durum bu iken dünyada doların yanında birkaç gelişmiş ülke dışında o ülkelere ait milli para niçin vardır, merak ediyorum.

Bu dolar nasıl bir şey ki ülkelerin parası bunun karşısında tutunamıyor. Her geçen gün her saat her saniye dolar karşısında eriyor. Kendi kendine yetmeyen ülkelerin parasını pul ediyor.

İşin garibi bu dolar yükselse de dert, yerinde dursa da dert, düşse de dert. Hasılı başımızda onsuz olmayan ama baş belası bir işlevi var. Bir de adına dolar demişler. Nasıl dolar anlamadım. Dolmuyor bir türlü. Bizim gibi ülkelerin parasını değersizleştirip bol sıfırlı hale getirerek şişiriyor. Buna rağmen dolmuyor. Dolmadığı için doymuyor da.

Oldu olacak buna dolar demektense dolmaz ya da doymaz dense yeridir. Çünkü hayatımızı derinden etkileyen bu dolar ne doluyor ne de doyuyor.

Faizleri düşürüyorsun, fırlıyor, olmadı yükseltelim diyorsun, yine fırlıyor. Öyle zamanlar oluyor ki saniyeden hızlı yükseliyor. Buna rağmen bu doların ne gözü doyuyor ne de midesi.

Güya üzerine de “Biz Allah’a inanıyoruz/güveniyoruz” yazmışlar. Bu paranın inançlılığı da bizim söylemde olan ama eyleme geçmeyen Müslümanlığa benziyor. Bu nasıl inanç ve inanma böyle? Halbuki benim bildiğim inançlı birinin gözü biraz tok olur. Zira inanma ve güvenmenin temelinde kanaat vardır. Bu dolarda bu insafı, bu erdemi ara ki bulasın. Çünkü kendine Müslüman.

Aslında bu doların ipliğini pazara çıkarmak bizim için çocuk oyuncağı. ABD diyecek ki benim paramı milli paranız gibi basın dese, biz bu doları kendi paramıza benzetir, dünyada beş para etmeyen, pul olmuş bir para haline getiririz. O zaman herkesin TLden kaçtığı gibi dolardan da herkes kaçar. Doların saltanatı böylece sona erer.

Merak ettiğim, her şeyimizle bağlı olduğumuz, hayatımızı ve ekonomimizi derinden etkileyen; zam, enflasyon ve hayat pahalılığında bizimle kedinin fare ile oynadığı gibi oynayan bu dolar ABD’nin mi milli parası yoksa bizim mi? Dolar bizim milli paramız ise TL bizim neyimiz olur? Sahi biz bu TL’yi niye tutuyoruz elimizde?

İnanın, hiç hamasete gerek yok. Bizim TL okullarda öğretmenlerin her dönem yaptığı sınavlara benziyor. Öğrenci için esas önemli sınav ve neredeyse tek kriter LGS, YKS, AYT, KPSS gibi merkezi sınavlardır. Durum bu iken öğretmenler okullarda niye sınav yapar, anlaşılır gibi değil. Kısaca okul sınavları bir nevi etkisiz eleman gibidir. Teşbihten gidersek, dolar karşısında bizim paramız bir nevi etkisiz elemandır.

Hamasete gerek yok dedim. Bunun sağlamasına uygulamada bakalım. Dolar kendisine, Amerikalılar dolarlarına tıpkı paralarının üzerinde yazdığı gibi güvenirken bizde TL’den kaçan kaçana. Herkes ya mevcut parasının alım gücünü korumak ya da kazanmak için dolara yatırım yapıyor. Bunu test etmek için bankalardaki vatandaşa ait 150 milyar doları bulan mevduat hesabını gözümüzün önüne getirelim. Kimin, neye güvendiği daha net anlaşılmış olur. Vah yazık bu ülkeye...

Kimse kusura bakmasın, parasını dolar karşısında pul edenler milliyetçilik hamaseti yapmasınlar. Göz göre göre yerinde ve zamanında kalıcı tedbirler almayıp bu paranın pul olmasına seyirci kalmak milliyetçilik değildir. Bu devirde parasının değerini dolar karşısında korumak esas milliyetçiliktir. Ötesi hamasettir, kuru kuruya milliyetçiliktir. Hamasetin ise pratikte hiçbir karşılığı yoktur.

Tadımlığın Yasak Olduğu Şehir (2)

Konya’daki çoğu marketlerin şeker ve lokum reyonlarında gördüğüm bu garip uygulamanın sebebini, en iyi bu tedbirleri alan market sahipleri bilir. Benimki tamamen bir tahmin. Aldıkları bu tedbirlerle marketleri anlamaya çalışsam da bu uygulama izaha muhtaç. Aynı zamanda ayıptır.

Her market böyle mi? Girip çıktığım marketler Konya yöresine ait kendi çapında zincir marketler. Ümit ediyorum ki tüm marketler böyle değildir.

Geçen ramazan başlayan, bu kurban bayramında daha sıkı tedbirlerle uygulanan bu nahoş ve onur kırıcı reyon manzarasını temaşa edince, 2006 yılında Malatya’daki bir kayısı dükkanında hakkal yakin yaşadığım bu anekdot aklıma geldi. İster istemez Malatya nere, Konya nere. Nasıl aramazsın, elan depremle cebelleşen Malatya’yı dedim içimden. Tamam, Malatya esnafı gibi ikramlık vermesinler ama tadımlığı da esirgemesinler. Çünkü bilinen marka da olsa bazen ürün eski ve bayat olabiliyor. Müşteri sert mi, yumuşak mı veya tadı nasıl bakmak isteyebilir ya da önceki yıllar aldığı markayı değiştirip yeni markayla tanışmak isteyebilir. Burada, beğenmedi ise değiştirebilir, artmasına gerek yok denebilir. Vatandaş niye iki emekli olsun. Ki geri iade markete de yük aynı zamanda.

Bu arada şu hakkı da teslim edeyim. Konya’daki tüm marketler böyle değil. Türkiye’de yaygın zincir marketlerden birine girdim. Şeker reyonunu kapının girişine açmışlar. Kimsecikler yoktu başında. Şekerin etrafına naylon çekilmediği gibi tatmak yasak levhası da yoktu. Görevli bekledim, yardımcı olayım diye gelecek birini. Kimse gelmedi. Az ileride gördüğüm şarküteri görevlisine, şekeri kendimiz mi dolduruyoruz dedim. Evet dedi. Onca gördüğüm marketten sonra bu marketin bu görüntüsü ve aldığım bu cevap beni cezbetti.

Reyona geri döndüm. Kopardım oradan bir poşet. Aldım elime bir kürek. Alacağım şekerden doldurmaya başladım. Doldururken de yine kimsecikler yoktu etrafımda. Ne bir görevli ne de müşteri. Şundan bir tadayım demedim. Kendi kendime içimde şu duygular belirdi: Görgü başka bir şey. Diğer gördüklerim de market, burası da bir market. Herkes market açabilir ama her market, market değildir. Şekeri paranla her yerden alabilirsin ama görgüyü satın alamazsın. Zira parayla satılmaz. Bu markete bir kesim yıllar yılı ön yargı ile baksa da yıllarca prensiplerinden ödün vermeden, bir marka olarak Türkiye’nin her yerinde bu sektörde var olmaya devam ettiğine göre demek ki kendini ispatlamış. Demek ki bundan büyük ve bundan dolayı ayakta. Varsın param buraya gitsin dedim. Üstelik aradığım aynı marka ürünün fiyatı da diğerlerinden uygundu. (Size belli etmesem de benim için bu alışverişin en cazip yönü bu idi. Zira bayılırım ucuza.) Bu vesileyle bu markete karşı kafamdaki ön yargıyı da yıkmış oldum. Hayatımda alışveriş için hiç uğrak yerim olmayan bu marka markete, öyle zannediyorum, bundan sonra daha sık uğrayacağım. Zira tüm soğukluğum gittiği gibi içim ısınıverdi. Keşke öbürleri de böyle olsa dedim.

Yazıma son verirken Konya’nın yerel marketlerine bir çift söz daha etmek isterim. Şu kısa ömrümde Konya’da adından söz ettiren, birden büyüyen ve çoğu yerde şubesini açan nice yerel market zincirleri gelip geçti. Çoğu el değiştirdi çoğu battı çoğu satmak zorunda kaldı. Kısaca uzun ömürlü olmadılar. Bence bu sektörde uzun ömürlü olamayan ve markasının değerini koruyamayan bu marketler niye böyle olduk diye bir düşünmeli. Düşünürken de büyük düşünmeli. Şeker ve lokumda olduğu gibi küçük hesaplar yapmamalı. İki kilo tadımlık şeker onları batırmaz. Onları, ancak böyle küçük hesaplar batırır. Batmasalar da yerinde sayar dururlar ve büyük marka olamazlar ve yerele hitap ederler. Unutmasınlar ki müşteri memnuniyetini esas almayan, müşteriyi velinimet bilmeyen, buna dair kendini yenilemeyen ve geliştiremeyen hiçbir firma uzun ömürlü olamaz. Ayakta kalırlarsa da hep küçük olarak kalırlar. Tıpkı "Satılan mal geri alınmaz" yazan esnafın büyümeyip, gelişmeyip hep küçük kaldığı gibi. 

Not: Yanlış anlaşılmasın, Konya yerelindeki tüm marketler gördüğüm marketler gibidir demek istemem. Zira genelleme yanlış olur. Çağı okuyan, müşteri memnuniyetini esas alan firmalara sözüm olamaz.