13 Haziran 2023 Salı

Paylaşımlarda İtina

İlim müminin yitiğidir. Nerede bulursak alalım. Bunda bir beis var mı? Yok.

Faydalı gördüğümüzü başkası da yararlansın diye paylaşabilir miyiz? Bunda da bir sakınca yok. Hatta iyi bile olur. Bu vesileyle belki de hayra vesile olmuş oluruz.

Tüm bunları yaparken de bunu kendimize mal etmeden, “falandan aldım” dense veya yazanın ismine yer verilse, daha şık olmaz mı? Şıktan da öte olması gerekendir.

Bilelim ki isme yer vermek kişinin itibarını düşürmediği gibi yüceltir. Bilgiye, araştırmaya ve alıntı yaptığı kişiye saygının bir gereğidir.

İlgili kişinin ismine yer vermemek -kişinin böyle bir kastı olmasa da- bu benim mahsulüm anlamına gelebilir. Bu da başkasına ait emeği sahiplenme anlamına gelir. Bu da başkasının malını izinsiz almaktır. Buna da mal sahibinin rızasının olacağını sanmıyorum.

Yazanı veya orijinal fikrin sahibini bulamazsak, o zaman isme yer vermeye gerek yok. Böyle durumlarda bile yazının sahibinin ismine rastlayamadım veya alıntı demek ya da alıntıyı tırnak içine almak gerekir diye düşünüyorum. Böyle yapmakla bilginin kaynağına yer vermiş oluyoruz.

Tüm bunları yapmak çok zor olmasa gerek. Zor olmasa da yazının sahibine yer vermeyen hatta ismini silip kendisine mal ederek paylaşan o kadar çok kişi var ki yaptıkları tek kelimeyle intihaldir. Bu da hırsızlıktan başka bir şey değildir. Nedense maddi hırsızlığı ayıplarken bilgi hırsızlığını özümsedik iyice. Zamanında sınıf geçmek için çok kopya çektiğimizden olsa gerek.

Burada isme ne gerek var, önemli olan insanların faydalanması değil mi demeyin. Hiç çekemem. Zira ne şakanın sırasıdır ne de sulandırmanın. Bu ikisi de değilse, vahim bir durumla veya patolojik bir vakayla karşı karşıyayız demektir.

Konu intihalden açılmışken burada bir hakkı teslim edeyim. Sosyal medyada başkasının adına açılmış, tek görevi trollük olan, birilerini övmek, birilerini yermek amaçlı o kadar sahte hesap var ki bu tür hesapların müşterileri, noktası virgülüne dokunmadan bu tür paylaşımları durmadan paylaşıyorlar. Bilime, emeğe saygı ve amaca hizmet diye buna derim. Bu tipler intihale hiç yeltenmezler. Tek farkına varmadıkları ya da farkında iseler de görmezden geldikleri, bu paylaşımlarının sahte olduğudur.

Profil ve paylaşımın bir algı oluşturmaya yönelik sahte olduğu ayan ve beyan iken bu tür paylaşımlar niçin yapılır? İnanın, anlamak zor. Bu tipler sahte olduğunu bildiği halde yine de paylaşıyorlarsa, vay halimize! Bu tipler unutmasınlar ki bu yaptıkları tek kelimeyle yalandır ve iftiradır. Bu durumda bu tipler bilsinler ki bu yaptıklarıyla, ben başkasının yalancısıyım diyorlarsa, unutmasınlar ki her duyduğunu aktarana bu yaptığı günah olarak yeter de artar bile.

Bazılarının Misyonu

Efendim, bulunduğunuz makam ve statünün taliplisi çokken karşına kimse çıkmayıp olağanüstü bir ortamda bu makama geldiniz. Daha doğrusu getirildiniz. Sizi getirmek için makamı işgal eden, bir şekilde gönderildi. Değilse, top atılsa onu kimse kaldıramazdı yerinden, kimse onu yerinden edemezdi, tıpkı şu anda kimsenin seni yerinden edemediği gibi. Şaşırdığım o kutsal göreve niçin kimse talip olmadı? Siz düşünmediğiniz halde niçin bu makamdasınız?

Gelmem gerekiyordu. Geldim. Makamı işgal eden duayen gönderilmesi gerekiyordu. Gönderildi. Beni kimse yerimden edemez. Ben bile. O göreve başkası talip olamazdı. O yüzden herkes haddini bildi. Ben istemiyorum dedim. Yan cebime koyun dedim ve o gündür, bugündür buradayım.

O gündür, bugündür yerinizde olduğunuzu biliyorum. Zira ya karşına aday çıkmadı. Çıktı ise de hep siz kazandınız.

Kazanırım. Çünkü o süreçte çok çalıştım. Aşağıdan yukarıya hepsini ben atadım.

Sizi çok seviyor olmalılar.

Tam öyle değil de öyle diyelim. Onları ben getirdim. Onları ancak ben götürürüm. Onlar ben burada olduğum için oradalar. Ben yoksam, onlar da yoklar. Bunu bildikleri için uslu duruyorlar. Yani kazan kazan durumu. Bir maraz çıkaran olursa, kapının dışında bulur kendisini. Öyle güçlüyüm ki bugün değme karizma liderler gelse, karşımda tutunamaz.

Atatürk gelse de mi?

Maalesef öyle.

Efendim, yeriniz sağlam. Bunu çok iyi biliyoruz. İç rekabette başarıda kimse elinize su dökemez. Anlamadığım, ezeli rakibinize karşı sayısını bilemediğim kadar hep kaybettiniz. Ama hala yerinizdesiniz. Sana niye kimse başarılı olamadın. Çekil artık köşene demez? Diyelim ki cesaret gösterip kimse sana bunu telaffuz edemedi. Rakibinin karşısında hep yenile yenile utanmıyor musun? Niçin benimle olmuyor demiyorsun?

Bu işleri çocuk oyuncağı sanırsın. Öyle değil. Bekara avrat boşamak kolay tabi. Kimse bana çekil diyemez. Ben de başarısız oldum, çekileyim diyemem. Utanmaya gelince, bu yola ilk çıktığımda her yenilgi sonrası utanıyordum. Artık utanmıyorum. Rolümü tam iyi oynayamadığım yıllar o yıllar. Sonra anladım ki aslında utanmam gereken bir durum yok ortada. Çünkü ben görevimi yapıyorum. İçeride yeneceğim. Dışarıda hep yenileceğim.

Rol derken?

Misyon adamıyım efendim. İçeride hep galip dışarıda ise hep mağlup. Buna kendi evinde puan kaybetmeyen ama deplasmanda hep kaybeden diyelim.

Misyon derken?

Beni zamanında buraya oturtanlar git derse, işte o zaman giderim. Başka türlü beni hiçbir güç yenemez. Dışa karşı hep mağlup oluşum, görevimi hakkıyla yerine getirdiğim anlamına gelir. Zira ben rakibimi kazandırmak için buradayım. Hep o kazandığına göre niye mağlup sayılıyorum? Ben zaten ona çalışmıyor muyum? İşte beni üzen de burası. Benim için esas mağlubiyet, kendimin kazanmasıdır. Benim buradaki görevim, alternatif görünüp ama alternatif olamamak, rakibimi yenecek bir alternatifin önüne takoz olmak. Kısaca oyunumu ve rolümü iyi oynuyorum. Beni üzen diğer şey, hep rakibimi kazandırmama rağmen sayemde hep kazanan rakibimin beni hedef tahtasına oturtması. Aynı şekilde rakibimin taraftarlarının hep bana kızması. Buna nankörlük, kadir kıymet bilmezlik denir. İnan, benim onlara yaptığım iyiliği babaları yapmaz onlara. Bunu bilseler, sayende kazanıyoruz derler ve heykelimi dikerler. Heyhat ki heyhat...

12 Haziran 2023 Pazartesi

Hıdırdır Adım

Sosyal medyayı, yazdığım yazıları paylaşmak için kullanırım. Paylaşımlarımda mizah vardır, hiciv vardır, dokundurma vardır, eleştirel bakış açısı vardır.

İçime sinmeyen bir hareket, tavır, tasarruf ve konuşma, yazılarımda eleştiri olarak kendini gösterir. Sadece yazılarımda değil, hayatın içinde de bu türden olumsuzluklara sözlü tepki gösteririm. Tepki vermediğim zaman vicdan azabı duyarım. Söylemeliyim derim.

Eleştiri yaparken kişi tercihi yapma, birilerini koruyup kollama, birilerini görmezlikten gelme vb. mizacım yoktur. Bu işi yapmadaki niyetim, eleştirinin kişi, kurum ve zihniyetleri mükemmelliğe götürdüğüne olan inancımdır.

Kırıp dökmeden, insan onurunu koruyarak yaptığım eleştirilerde önceliğim; içinden çıktığım, aynı iklimi teneffüs ettiğim, aynı kaynaktan beslendiğim, huyu ve suyu bana benzeyen, aynı yağmurda ıslandığım, kendimi kendilerinden sandığım, savunduklarımızı dava olarak gördüğüm kişi, kesim ve mahallemdir. Çünkü bunlar babamın oğlu olmasa da benim ailemdir. Üstelik babamın oğlunu çok severim. Çünkü kardeşimdir. Zamanında beraber üzülüp beraber sevindiğim kişidir. Babamın oğlunu sevmem, onu eleştirmeyeceğim anlamına gelmez. Çünkü sevgi böyle bir şeydir. Kim kardeşinin kötü olmasını ister. Kardeş dediğin iyi şeyler yaparsa, kimin kardeşi derim ve omuzlarım kabarır. Kötü bir şey yaparsa, üzülürüm.

Bir üzüntüm de kardeşimi evin dışından birinin eleştirmesidir. O yüzden yanlışından dolayı kardeşimi yani babamın oğlunu kol kırılır, yen içeride kalır misali hatasından vazgeçirmeye çalışırım. Bu yaptığın yanlış derim. Kardeşim söz dinler ve hatasından vazgeçerse, ona sevgim bir kat daha artar. Onu savunmaya ve uçan kuştan korumaya çalışırım. Ama kardeşim hata üzerine hata yapar, uyarılara aldırmaz, kırdığı yumurta kırkı geçer, yanlış yapmayı alışkanlık haline getirir, burnunun dikine gider, bu yanlışlarından dolayı mağduriyetler oluşuyor, hoşnutsuzluk alıp başını gidiyor... Kardeşimin bu gidişatından sağır sultan haberdar ise yağmurdan beraber ıslandığım bu kardeşim benim eleştiri oklarıma muhatap olur. Kol kırılsın, yen içinde kalsın demem. İçime atmam, serzenişimi dile getiririm. Eleştirmekle de kalmam. Öneriler getirerek yol da gösteririm. Ne de olsa bizden biri, aynı ailenin evlatlarıyız demem. Çünkü düzeltme evin içinde başlar. Ayrıca dost acı söyler yüze söyler.

Bu kişi değil babamın oğlu, kendi oğlum da olsa tavrım değişmez. Kazara oğlum, komşunun çocuğuyla kavga etse, ortalığı teskin etmek için bir ona bir buna tokat atacaksam, ilk tokadı oğluma atarım. Oğluma tokat atmam, onu sevmediğim, ondan nefret ettiğim anlamına gelmez. Bu durum sadece babamın oğlu için değil, babam için de böyle, annem için de böyle, kendim için de böyle. Oturup kendimi konuşsam, saatlerce eleştiririm kendimi.

Hayat felsefem haline gelen bu tavrıma geri dönütler olumlu mu? Hayır. Sözlerim tepki çekiyor mu? Çekiyor. Bana kızıyorlar mı? Kızıyorlar. Dışlıyorlar mı? Evet. Çizik atıyorlar mı? Evet. Yanımdan uzaklaşıyorlar mı? Uzaklaşıyorlar. Bana mesafe konuyor mu? Evet. Eleştiriyorsun da eline ne geçiyor diyen var mı? Var elbet. Çok değişti, çok savruldu diye düşünen var mı? Vardır mutlaka. Bu yönüm bana zarar olarak dönüyor mu? Dönmez olur mu? Tüm bunlardan dolayı zaman zaman üzülüyor muyum? Elbette üzülüyorum. Yalnız kendimi anlatamıyorum, beni anlamıyorlar diye huylu huyumdan vaz mı geçeceğim. Ne yapayım ben buyum. Adım Hıdır, elimden gelen budur.

Herkes beni anlasın, herkes beni desteklesin diye bir beklentim yok. Tüm bu dediklerimden, ben doğru yoldayım. Bir ben doğruyum gibi bir düşüncem hiç olmadı, olmayacak da. Başkasından tek istediğim, tavrım ve gittiğim yol hoşlarına gitmese de saygı. Başka da bir isteğim yok. Teşbihte hata olmazsa, benim dinim bana, onlarınki onlara.

Bembeyaz sayfalara derdimi ve içimi dökmektir tüm yaptığım. Bu konuda ben böyle düşünüyorum. Bu durumlardan ben hoşnut değilim, cümle alem duysun, beni böyle bilsin diyorum. Bugüne kadar böyle geldim, böyle gideceğim. Allah izin verdiği müddetçe de bu yolun yolcusuyum. Bu yolum birilerini üzermiş, şimşekleri üzerime çekerim demem. Alıcısı olmasa da birilerinin hoşuna gitmese de bu yol üzereyim. Bu yol üzere kendi doğrularımı ifade etmeye çalışacağım.