30 Mayıs 2023 Salı

Başarısızlık Başarısı

Efendim, orta yerde bir başarısızlık söz konusu. Bu durumda istifa etmeyi düşünmüyor musun hala?

Hayır, niye düşüneyim ki?

Ama efendim, olur mu?

Niye olmasın? Sonra ben başarısız değilim ki...

Nasıl olur? Sonuç ortada. Sonuç başarısızlık değil mi sizce?

Değil. Ben dün de başarısızdım. Bugün de. Hep başarısızlığın neresi başarısızlık olur. Biraz insaf lütfen.

Ama toplumda böyle bir beklenti var. 

Ben beklentiye göre hareket etmem. Ben bir misyon adamıyım. 

Nasıl? 

Bana biçilen rol, ortamı kimseye yani bir alternatife bırakmadan hep aday olmaktır. Bunu da bugüne kadar alnımın akıyla yerine getirdim. Ömrüm olursa, bundan sonra da aynı vazifemi yerine getireceğim. 

Yani siz kendinizi bir başkasını kazandırmak için mi sahaya sürüyorsunuz? 

Evet, ta kendisi. Benim varlık sebebim bu. Böylece hep kaybeden ben oluyorum, kazanan da bir başkası. Görevimi bu şekil bihakkın yerime getirdiğimden dolayı niçin istifam isteniyor, inan anlamış değilim. Takdir edilmem gerekir halbuki.

Kaybetmenin neresi takdir görür efendim?

Evet, kaybediyorum ama görevim kaybetmek olunca, bu kaybetme olmaz. Üstelik kaybedince her şeyimi kaybetmiyorum ki. Bütün bana ait olanlar yine benim. Aynı yerimde duruyorum. Aynı imkanlar elimin altında.

Şu anda şoktayım.

Şok geçirmenize gerek yok. Bak ben şok geçiriyor muyum? Üstelik size göre kaybeden biri olmama rağmen acıların çocuğu oldum hep. Ayrıca demokrasiye katkım yadsınamaz.

Nasıl?

Aday olmasam, orta yerde rakipsiz tek aday kalacak. Bu da demokrasiyle bağdaşmaz. Aday çıkarak oyunu kuralına göre oynuyorum. Düşünsenize, tek adaylık bir demokrasiyi. Başkası ne derdi bu duruma. Sonra kazandığı için birilerini sevindirmenin mutluluğunu bilmezsiniz siz. Bunu en iyi ben bilirim. Bu konuda büyük bir tecrübe birikimim var. Ömrüm kifayet ederse, bu birikim tecrübemi benden sonrakilere aktarmak isterim. Zira benimle gitsin istemem. Hasılı, tüm görevi kaybetmek ve başkasını kazandırmak olan benim için görev görevdir. Bu görevi kutsal kabul ediyorum. Kim kaybetmek isterse, seve seve ona nasıl kaybedeceğine dair kopya verebilirim.

Fakir misin?

Seçim zamanı partilerin seçim için açılmış standına akın ederler.

Mitinglere katılmak için saatler önceden miting meydanında yerlerini alırlar. Miting bitene kadar saatlerce ayakta dururlar. Bağırmaktan sesleri kısılır. Elleri ise bayrak ve parti bayrağı sallar.

Seçim zamanı gider, oyunu kullanır. Sonuçlara rakiplerden fazla sevinir ve üzülür.

Biri ölünce, gider mezar kazar. Cenaze sahiplerinden fazla mezara toprak atar. 

Yolda bir araba kalmışsa, gider araba kaktırır. Araba itekleyeceğim diye hışmış kalır. Sonunda araba çalışınca fakir nefes nefese kalır. Arabası çalışan ise hiç durmadan ya korna çalarak ya da sol elini kaldırarak yoluna devam eder. Bu arada iyi iş çıkardınız mesajı verir.

Askerlik zamanı gelince, birileri bedeliyle askerlik yaparken fakir askerliğini bedeniyle yapar. Burada unutamayacağı anılar biriktirir. Hayatı boyunca bu anıları döner döner anlatır. 

Milliyetçilik duyguları yüksektir.

Ülkede savaş çıkmışsa, savaşa katılmada gönüllüdür. Cephede ilk öne sürülür.

Kendisine dair işi yoktur. Hep parası olanın işinde çalışır.

Evinin iaşesini ve geçimini beden gücüyle yerine getirir.

Ömrü çalışarak geçer.

Ne iş olursa onu yapar.

Kazancı kendi kendine yetmez. O yüzden hep ayağını yorganına göre uzatmak zorunda. 

Tüm çabası bir evi, bir arabası olsun çabasıdır.

Fırsat bulursa ek iş yapmaya çalışır.

Kendisiyle beraber eşi ve çocukları da çalışır.

Fırsat buldukça hep başkasının cenazesine katılır ama kendi cenazesine pek katılım olmaz. Pek az eşi dostuyla birlikte sessizce defnedilir. Salaları bile zengininkinden farklıdır. Bunu da Yunus şöyle ifade eder:

Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin

Analarından doğduğu andan itibaren ömürleri çalışmakla geçen bu kişilerin dinlenebilecekleri en iyi yer mezarlarıdır. Orası onlar için ebedi istirahatgahtır.

Not: Tespitlerim her fakir için değildir. 

Bir Yarış Klasiği Daha

Muhitinin yüzde yirmi beşine hitap eden küçük bir işletmesi vardı. Başkasına göre azdı ama kendisine yetiyordu. O yüzden mutlu mu mutlu idi. Nasılsa ne eksilir ne artardı. Buradan alışveriş yapan müşterileri biz ne zaman büyüyeceğiz deseler de yine gidip aynı yerden alaverelerini yapıyorlardı. Niye böyle demeyin. Mutlu azınlık olmanın zevki bir başkadır. Zira mutlu çoğunluk olmaktansa mutlu azınlık olmak her daim iyidir.

Bakkal sahibi ve müşterileri körler, sağırlar misali birbirlerini ağırlarken yine de müşteriyi artıralım. Bakarsın bu sefer artar demişler. Her beş yılda bir yapılan müşteri artırma yarışmasına katılmaktan geri durmamışlar. Çünkü yarışa katılmamak demek eldeki küçük sermayeden de olmak demekti. Bu yüzden bakkal sahibinin önderliğinde, müşteri kapma yarışmasına hep katılmışlar. Her yarışa bu sefer olacak diye dört elle sarılıp sonuca bel bağlamışlar. Böyle böyle on yarışa katılmışlar. Yarışın hiçbiri beklentilerine cevap vermemiş. Zira hepsi kendileri için bir hüsran olmuş. Sonuç hüsran olsa da işin sevindirici yanı hiçbirinde müşteri kaybetmemişler. Çünkü müşteri portföyünün yirmi beşini tekrar alma başarısını gösterebilmişler ve kaybetme istikrarını hep korumuşlar. Vefalı müşteri ne de olsa.

Müşterinin çeyreğini alma başarısını hep gösteren bakkal, bu sefer olacak diye yarışın 11.sine katılmak için kolları sıvar. Yarışa hazırlanmak için bu sefer bir seferberlik başlatır. Bu sefer kazanacağına kendisini ve çevresini inandırır. Çünkü her yarışta müşterinin yarıdan fazlasını alan rakibi de bu sefer yorgun, bitkin ve yıpranmış idi. Bir vuruşluk canı vardı. Kendisi bir varlık gösteremese de müşterisi bu hasta haliyle gidip ondan alışveriş yapacak değildi ya. Ne de olsa işin ucunda tencere-tava vardı. En azından ondan bezen ve bıkan müşteri bize gelir hesabı yaptı.

Bakkala müşteri getirecek yeni ortaklar almaya karar verir. Öyle ya her bir ortak biraz müşteri getirse bu iş olurdu. Yeni beş ortak alır. Ortaklardan biri hariç diğerlerinin doğru dürüst sermayesi de yoktur. Arkasından getirecek müşterisi de. Sermayesi olmasa da birkaç akrabasını getirse yeter diye düşünür.  Bu bakkalı beraber yönetelim. Hangi malı kaçtan satacağımıza oy birliği ile karar verelim. İçimizden veya dışarıdan kazanacak birini seçelim der. İster ki onlar da bakkala katkı sunsun. Kaz gelecek yerden tavuğu esirgemez. Ne isterlerse kendinden kısarak onlara verir. İstekleri bitmez bir türlü. Biz bakkal yönetiminde yanında yardımcı olacağız derler. Ona da evet der. Biz şunu isteriz derler, ona da evet der.

Günler, aylar birbirini kovalar. Bakkalın sahibi yeni ortaklarıyla durmadan toplantı yapar. Her toplantıda yol haritasına dair kararlar alırlar. Her iş tamam olur. Nedense müşteriler dört gözle bakkala yeni müşteri çekecek rakibin açıklanmasını beklerken hiçbir toplantıda yarışa girecek kişiyi belirlemezler. Çünkü aday sorunları yoktu.

Nihayet yarışa ramak kala, bakkalı yarışa kim sokacak sorusu gündeme gelir. Sermayesi olan ortak kazanacak biriyle yarışa girelim itirazı dile getirse de sermayesi olmayan diğer ortaklar tecrübeli biriyle yarışa katılma yönünde irade ortaya koyarlar. Sermayesi olmayanlar ve bakkalın büyük ortağı ağırlıklarını koyarak rakibine karşı on beş defa yarışa katılmış ama hepsini kaybetmiş bakkalın eski sahibini 11. kez aday gösterirler. Çünkü kaybetme yönünden tecrübeliydi. Aynı zamanda sermayenin en büyük ortağıydı. Üstelik kendi sofrasını sermayesi olmayanlarla paylaşacak kadar fedakardı. Böyle bir aday kaçırılır mıydı? Hem bu sayede bir kuruş sermaye koymadan pay alacaklardı. Bu devirde almadan veren böyle kaç kişi bulunabilirdi?

Buna karşın devamlı ve hep kazanan yıpranmış aday boş durmadı. Kendisinden kaçan müşterilerin nerelere gitmekte olduğunu analiz etti. Müşteri kime kaçmışsa, onları yanına çekerek ortak aldı. Böylece uzaklaşan müşteriyi bir şekil yanında tuttu. Üstelik bu ortaklar biz şunu isteriz, bunu isteriz demedi.

Yarış sathı mailine girilince adaylar müşteri kapmak için yollara düştü. Vaat üzerine vaatte bulundular. O ne veriyorsa, beş fazlası benden misali kesenin ağzını iyice açtılar.

Sermayesi olmayan ortaklarla yola çıkanlar iddialar karşısında hep savunmada kaldılar. Çünkü hem rakip güçlüydü hem de sermayesi olmayan bazı ortaklar pot üzerine pot kırdı. Çıktı biri, halamı müşteri getirmede zorlanıyorum dedi. Öbürü, müşterimin bir kısmını getiremeyebilirim dedi, diğeri ortak karar olmazsa kriz çıkar dedi.

Hep kaybetme iradesi gösteren rakip bu şekil çok başlı görüntü verirken güçlü rakip birlik görüntüsü verdi.

Sonuçta bir müşteri kapma yarışı daha sona erdi. Hep kaybeden taraf, müşteriye yeterince güven veremedi ve 10. yenilgisine bir yenilgi daha ekleyerek kırılmayan rekorunu on bire çıkardı. Hep kazanan rakip ise tekrar başarı göstererek kırılmayan rekoruna bir yenisini daha ekledi. Yani kazanan ve kaybeden yönünden bir değişiklik olmadı. Yarışın en büyük kazananları kimdir derseniz, bir kuruş sermaye koymadan bakkal dükkanına ortak kabul edilenler oldu.