26 Mayıs 2023 Cuma

Ömer b. Abdülaziz (2)

Kendisinden önceki Emevi halifelerinin hazine malının kendilerinin mülkü görmesi uygulamasını kaldırmış, el konan kamu mallarının hazineye geri iadesini sağlamıştır. Bu konuda kendisine yapılan tehditlere boyun eğmemiştir. Muaviye tarafından Mervan’a ikta olarak verilen araziyi geri alarak ehlibeyte tahsis etmiştir. Peşkeş çekilen arazileri hazineye kazandırmıştır. Devlet adamlarına ait olan saraydaki kıymetli eşyaları da hazineye devretmiştir. Eşinin altınlarını ve evindeki fazla malı da hazineye aktardığı söylenir.

Halifeliği döneminde maaş almamıştır.

Döneminde halk ile devlet barıştırılmıştır. Ali evladına Muaviye zamanından beri hutbelerde okunan lanet etme ve sövme fiiline son vermiş, Ali evladının itibarını geri iade etmiştir. Aynı zamanda Ali evladından haksız yere alınan emvalin geri iadesini sağlamıştır. Bugün hutbelerin bitiminde “Allah iyiliği….emreder”, ayetinin okunmasını başlatmış, bu uygulama halen devam etmektedir.

Haricilerin sertlik yanlısı politikalarını ikna yöntemiyle çözmüş, döneminde hiç harici isyanı olmamıştır. Mümkün mertebe güce başvurmamıştır.

Kaderiye anlayışına karşı çıkmış, bu konuda ilmi münazaralar yaptırmak suretiyle kaderci anlayışı yıkmaya ve insanları ikna etmeye çalışmıştır.

Kamu gelirlerini harcama konusunda çok hassastır. Tövbe süresi 60. ayet gereği zekat verilmesi gereken kesimlere harcamıştır. Esirlerin kurtarılmasına, borçlulara, evlenemeyen bekarlara yardım etmiş, aşevleri kurmuş, konaklama yerleri yaptırarak uzun yol gidenlerin ücretsiz konaklamalarını sağlamıştır.

Lüks ve şatafata şiddetle karşıdır. Saltanat görüntüsünden uzak bir hayat yaşamıştır. Toplumdan kendini soyutlamamış, onlardan biri olmuştur. Bu yönüyle 5. halife diye anılır.

Adaleti yönüyle Hz Ömer’e benzetilmiş, ikinci Ömer denmiştir. Hz Ömer’in anlatılan mum hikayesi aslında Ömer b. Abdülaziz ile ilgilidir.

Saraylarda oturmamıştır. Kamu malını yetim malına benzetmiştir. Hazine parasıyla köle ve cariyeleri özgürlüğüne kavuşturmuştur. Hazineyi kendisine bırakılmış emanet mal görmüştür.

Kendisinden sonra gelen halifeler Ömer gibi olamamış ve tarihin tozlu sayfalarında yerini almışlardır. Ömer b. Abdülaziz ise gönüllerin halifesi olmuş ve olmaya devam etmektedir.

Emeviler yıkıldıktan sonra tüm Emevi halifelerinin mezarları tahrip edilirken Muaviye ve Ömer b. Abdülaziz’in mezarlarına dokunulmamıştır. Niçin? Muaviye sahabe olduğu için Ömer de bu uygulamalarından dolayı gönüllerde ayrı bir olduğu için.

Halifeliği döneminde birçok olumlu icraatlara imza atan Ömer b. Abdülaziz, 3 yıl değil de yıllar yılı halifelik yapmış olsaydı, belki de İslam dünyası bugün çok farklı bir yerde olurdu. Allah ondan razı olsun.

Not: İsrafil Balcı'nın Ömer bin Abdülaziz videosundan yararlanılmıştır.

Ömer b. Abdülaziz (1)

Emevi halifelerinden biridir.

680 yılında Medine’de dünyaya gelmiş. Baba tarafından  Emevilerden Mervan b. Hakem’in, anne tarafından Hz Ömer’in torunudur.

Enes b. Malik, Abdullah b. Ömer dahil olmak üzere birçok sahabiyi tanımış, sahabe terbiyesiyle yetişmiş biridir.

Abdülmelik’in kızıyla evlenmiştir.

26 yaşında iken Hicaz valiliği yapar, 7 yıl kadar bu görevde kalır. Bu süre zarfında Mescidi Nebi’yi genişletmiş, sorunların çözümünde istişareyi esas almış, sertlik yanlısı Irak valisi Haccac’ı şiddetli bir şekilde eleştirmiştir. Bu eleştirisinden dolayı 1.Velit tarafından görevden alınmıştır.

717-720 yılları arasında 3 yıl kadar halifelik yapar. Kısa halifeliği döneminde önemli icraatlara imza atmıştır:

İdarede istişareye önem vermiş, adaleti ve şeffaflığı esas almış, ehliyet ve liyakati öncelemiş, idarede peygamberimiz ve Hz Ömer’i örnek almıştır.

Saygın isim ve alimleri danışman tayin etmiştir. Valilerine de aynı prensipler dahilinde hareket etmesi talimatını vermiştir.

Muaviye ile birlikte başlatılan fetihlerin İslam’ı yaymaktan ziyade mal, mülk elde etmek amacıyla yapılan fetihler olduğunu, bu fetihlerin istilaya dönüştüğünü söyleyerek cephelerdeki tüm askerleri geri çekmiş, sınır güvenliğine önem vermiştir. Orduların geri çekilmesini, devletin gelirlerinin azalacağı iddiasıyla karşı çıkan komutanlara, Allah bu peygamberi başkalarının malına, mülküne çöksün diye göndermedi, peygamberin görevi İslam’ı yaymaktı, sizin göreviniz de budur demiştir.

Eşitlikçi politika uygulamıştır. Gelirler azalmasın diye Muaviye’den itibaren Müslüman olan mevaliden alınan haraç vergisini, Arap olanlar bu vergiyi vermiyorsa, Arap olmayanlar da vermeyecektir demek suretiyle Emevilerin mevaliye uyguladığı bu ikinci sınıf muameleyi kaldırmıştır. Bazı valilerin içlerinde gayri Müslimlerin de olduğu kişilerin mallarına el koyma uygulamasını kaldırdığı gibi daha önce bu şekil alınan haksız el koymaları da geri iade etmiştir.

Yaşlı ve muhtaçlara hazineden yardımlar yapmıştır.

İslam’ı yaymak amacıyla çevre devletlere mektuplar göndermiş, ikili ilişkileri geliştirmiştir. Yaptığı bu çalışmalar dolayısıyla Tunus, Fas, Cezayir’in, Horasan bölgesinin, Hint Alt Kıtasının ve Mısır’daki Kıptilerin Müslüman olmalarında katkısı büyüktür. Döneminde toplu ihtidalar olmuştur.

Zimmilerin din adamlarından ve cizye ödeyecek gücü olmayanlardan vergi almamıştır.

İyi ve düzenli bir vergi politikası uygulamadığı için döneminde devlet ciddi bir ekonomik krize girmiştir.

Halka zulmetmemeye çalışmış, yolsuzluk yapmamaları konusunda valilerini sık sık uyarmıştır.

Görevlendirmelerde işinin ehli ve güven veren kişilere yer vermiş, ahbap çavuş ilişkisine geçit vermemiştir. Görevlendirme yaparken kabilesine, ırkına bakmamıştır.

Yöneticilerin hediye almalarını yasaklamıştır.

Hep mazlumların yanında yer almıştır. Müştekilerin doğrudan kendisine müracaat etmesinin yolunu açmıştır.

Hapishaneleri ıslah etmiştir. Suçluları ikna yoluna gitmiştir.

23 Mayıs 2023 Salı

Evlilik Merasimlerinde Yapılan Dua

Nikahın dinisi, hocalısı, imamlısı olmasa da bu ülkede iki türlü nikah kıyılır. Biri resmi diğeri dini olmak üzere. İşin bu çelişkisi üzerinde durmayacağım.

Üzerinde duracağım husus, dini nikahlarda, nişan merasimlerinde, ağız tadında, söz kesmede, düğünde gelin alınırken, gelin indirilirken ve damadı zifafa katarken eşler adına yapılan duadır. Bu tür merasimlerde “Allâhümme ellif beynehümâ kemâ ellefte beyne Âdeme ve Havvâe ve beyne Muhammedin sallallâhü ‘aleyhi ve selleme ve Hadîcete’l-Kübrâ ve beyne ‘Aliyyin Kerremellahû vechehû ve Fâtımete’z-Zehrâ radıyallâhü ‘anhâ...” duası okunur. Aldığım kısmın anlamı: “Âdem ile Havvâ’nın, Muhammed ve Hatîce-i Kübrâ’nın, Ali ve Fâtımatü’z-Zehrâ’nın aralarına nasip ettiğin ülfet ve muhabbetten, bu kardeşlerimize de nasip eyle!” anlamına gelir.

Duada baştan sona yeni evli çiftlere bu şekil “aralarında sevgi ve muhabbet olsun, nefret, firar ve fitne olmasın, hayırlı evlat ver” şeklinde dua edilir.

Duanın içinde yeni çiftlerin evliliklerinin  de huzurlu, mutlu ve sevgi üzerine yürümesi hususunda Hz Adem ile eşinin, Hz Muhammed ile eşinin ve Hz Ali ile eşinin evlilikleri örnek verilir.

Yapılan duaya söylenecek söz yok. Zira güzel bir duadır.

Buradan evlilikleri örnek verilenlere geleyim. Hz Adem ile Havva’nın evliliklerinin nasıl olduğunu bilmiyoruz. Zira geçimsizliklerine dair bir bilgi yok. Bu durumda evliliklerinin sükunet üzere devam ettiğini düşünebiliriz.

Hz Muhammed’in hayatını en ince teferruatına kadar biliyoruz. Birbirlerini isteyerek evlenmişler ve birlikteliklerinden altı çocukları olmuş. Kaynaklarda bir geçimsizlikleri söz konusu değil. Mutlu ve örnek bir evliliklerinin olduğunu söylersek yanılmış olmayız.

Hz Ali ile Hz Fatıma’nın evliliklerine gelince, bu birlikteliğin ilk iki örnekte olduğu gibi mutlu bir evlilik sürdürmedikleri, Hz Fatıma’nın bu evliliği istemediği, babasının ısrarı üzerine bu evliliği kabul ettiği, Hz Ali’nin ekonomik durumunun iyi olmadığı, evin ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı, çoğu zaman Hz Muhammed’in destek çıktığı, Hz Fatıma’nın isteklerine Hz Ali’nin babandan iste dediği, çoğu zaman aralarında huzursuzluk çıktığı, her defasında Peygamberimizin araya girerek aralarını düzelttiği, Hz Ali’nin, Hz Fatıma’nın üzerine evlilik yapmak istediği, Peygamberimizin buna karşı çıktığı vs. durumlar bazı İslam tarihçileri tarafından dillendirilmektedir. Kısaca dokuz yıl süren evliliklerinin çok mutlu olmadığı söylenebilir.

Hz Fatıma’nın bu evliliğe sıcak bakmamasında Hz Ali’nin maddi sıkıntı içerisinde olması yatmaktadır. Hz Ali ne doğru dürüst mihr verebilmiş ne düğün için bir şeyler alabilmiştir. Evlilikleri yokluk üzere devam etti denebilir.

Hz Fatıma maddiyata çok önem veren biri olmasa da her genç kız gibi onun da hayallerinin olması doğaldır. Ablası Zeynep zengin biriyle evli idi. Rukiye ile Ümmügülsüm yine durumu iyi olan Hz Osman ile evlilik yapmışlardır. Öyle zannediyorum, Hz Fatıma da geçim sıkıntısı çekmeyecek bir evlilik murat etmekteydi.

Amacım Hz Ali ve Hz Fatıma arasındaki huzursuzluk evliliği anlatmak değil. Şu bilinmeli ki evlilikler hep gül bahçesi değil. Zira gülün dikeni de var. Her evlilikte olduğu gibi Hz Ali-Fatıma evliliğinde de sorunlar çıkmıştır. Sonuçta isteksiz yapılan bu evlilik arada kırgınlık ve huzursuzluklar olsa da bu evlilik Hz Fatıma’nın vefatına kadar devam etmiş. Yani bir yastıkta kocamışlar, evlilikleri başa kadar sürmüştür.

Amacım, çok mutlu olmayan bu evliliği anlatmak değil ise de İslam tarihçilerinin bu evlilikle ilgili anlattıkları doğru ise yani evliliğinde Hz Fatıma’nın yüzü pek gülmemişse, nikah dualarında Hz Ali ile Fatıma’nın aralarında sevgi ve ülfetin olduğu niçin söylenir? Garibime gitmedi değil.