23 Mayıs 2023 Salı

Evlilik Merasimlerinde Yapılan Dua

Nikahın dinisi, hocalısı, imamlısı olmasa da bu ülkede iki türlü nikah kıyılır. Biri resmi diğeri dini olmak üzere. İşin bu çelişkisi üzerinde durmayacağım.

Üzerinde duracağım husus, dini nikahlarda, nişan merasimlerinde, ağız tadında, söz kesmede, düğünde gelin alınırken, gelin indirilirken ve damadı zifafa katarken eşler adına yapılan duadır. Bu tür merasimlerde “Allâhümme ellif beynehümâ kemâ ellefte beyne Âdeme ve Havvâe ve beyne Muhammedin sallallâhü ‘aleyhi ve selleme ve Hadîcete’l-Kübrâ ve beyne ‘Aliyyin Kerremellahû vechehû ve Fâtımete’z-Zehrâ radıyallâhü ‘anhâ...” duası okunur. Aldığım kısmın anlamı: “Âdem ile Havvâ’nın, Muhammed ve Hatîce-i Kübrâ’nın, Ali ve Fâtımatü’z-Zehrâ’nın aralarına nasip ettiğin ülfet ve muhabbetten, bu kardeşlerimize de nasip eyle!” anlamına gelir.

Duada baştan sona yeni evli çiftlere bu şekil “aralarında sevgi ve muhabbet olsun, nefret, firar ve fitne olmasın, hayırlı evlat ver” şeklinde dua edilir.

Duanın içinde yeni çiftlerin evliliklerinin  de huzurlu, mutlu ve sevgi üzerine yürümesi hususunda Hz Adem ile eşinin, Hz Muhammed ile eşinin ve Hz Ali ile eşinin evlilikleri örnek verilir.

Yapılan duaya söylenecek söz yok. Zira güzel bir duadır.

Buradan evlilikleri örnek verilenlere geleyim. Hz Adem ile Havva’nın evliliklerinin nasıl olduğunu bilmiyoruz. Zira geçimsizliklerine dair bir bilgi yok. Bu durumda evliliklerinin sükunet üzere devam ettiğini düşünebiliriz.

Hz Muhammed’in hayatını en ince teferruatına kadar biliyoruz. Birbirlerini isteyerek evlenmişler ve birlikteliklerinden altı çocukları olmuş. Kaynaklarda bir geçimsizlikleri söz konusu değil. Mutlu ve örnek bir evliliklerinin olduğunu söylersek yanılmış olmayız.

Hz Ali ile Hz Fatıma’nın evliliklerine gelince, bu birlikteliğin ilk iki örnekte olduğu gibi mutlu bir evlilik sürdürmedikleri, Hz Fatıma’nın bu evliliği istemediği, babasının ısrarı üzerine bu evliliği kabul ettiği, Hz Ali’nin ekonomik durumunun iyi olmadığı, evin ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı, çoğu zaman Hz Muhammed’in destek çıktığı, Hz Fatıma’nın isteklerine Hz Ali’nin babandan iste dediği, çoğu zaman aralarında huzursuzluk çıktığı, her defasında Peygamberimizin araya girerek aralarını düzelttiği, Hz Ali’nin, Hz Fatıma’nın üzerine evlilik yapmak istediği, Peygamberimizin buna karşı çıktığı vs. durumlar bazı İslam tarihçileri tarafından dillendirilmektedir. Kısaca dokuz yıl süren evliliklerinin çok mutlu olmadığı söylenebilir.

Hz Fatıma’nın bu evliliğe sıcak bakmamasında Hz Ali’nin maddi sıkıntı içerisinde olması yatmaktadır. Hz Ali ne doğru dürüst mihr verebilmiş ne düğün için bir şeyler alabilmiştir. Evlilikleri yokluk üzere devam etti denebilir.

Hz Fatıma maddiyata çok önem veren biri olmasa da her genç kız gibi onun da hayallerinin olması doğaldır. Ablası Zeynep zengin biriyle evli idi. Rukiye ile Ümmügülsüm yine durumu iyi olan Hz Osman ile evlilik yapmışlardır. Öyle zannediyorum, Hz Fatıma da geçim sıkıntısı çekmeyecek bir evlilik murat etmekteydi.

Amacım Hz Ali ve Hz Fatıma arasındaki huzursuzluk evliliği anlatmak değil. Şu bilinmeli ki evlilikler hep gül bahçesi değil. Zira gülün dikeni de var. Her evlilikte olduğu gibi Hz Ali-Fatıma evliliğinde de sorunlar çıkmıştır. Sonuçta isteksiz yapılan bu evlilik arada kırgınlık ve huzursuzluklar olsa da bu evlilik Hz Fatıma’nın vefatına kadar devam etmiş. Yani bir yastıkta kocamışlar, evlilikleri başa kadar sürmüştür.

Amacım, çok mutlu olmayan bu evliliği anlatmak değil ise de İslam tarihçilerinin bu evlilikle ilgili anlattıkları doğru ise yani evliliğinde Hz Fatıma’nın yüzü pek gülmemişse, nikah dualarında Hz Ali ile Fatıma’nın aralarında sevgi ve ülfetin olduğu niçin söylenir? Garibime gitmedi değil.

Haccac b. Yusuf (Haccac'ı Zalim)

Mervan b. Hakemin valiliği döneminde öne çıkan isimlerdendir.

Emevilere yalakalığından dolayı köpekçi, köpek yavrusu anlamında kendisine Kuleyb denir.

Mervan b. Hakemin Abdullah b. Zübeyr ile savaşında babası Yusuf ile birlikte Mervan’ın ordusunda yer alır. Savaşı Abdullah b. Zübeyr kazanır. Baba ile oğul canlarını zor kurtarır.

Haccac’ın esas yıldızı Abdülmelik b. Mervan’ın valiliği döneminde parlayacaktır.

Musab b. Zübeyr karşısında gösterdiği başarılardan dolayı Abdülmelik kendisini Irak valiliğine getirir.

2000 kadar askeriyle 6 ay kadar Arafat’da karargah kurarak Mekke’nin dışarıya bağını keser. Hac mevsiminde hac falan dinlemez, araya Abdullah b. Abbas ve Abdullah b. Ömer’in aracı olmasıyla hac esnasında katliama ara verilir. Abdullah b. Zübeyr’i kıskaca alır. İbni Zübeyr Kabe’ye sığınır. Kabe’de yakalanarak öldürülür. Muhasara sırasında Kabe’yi mancınıklatır ve Kabe tarumar olur. Hac mevsiminde oluk oluk kan akıtır. Çıkan yangında ahşap kısımları yanar. Kabe yeniden inşa edilir. Bu başarısından ötürü Abdülmelik onu Hicaz, Yemen ve Yemame bölgesinin valisi olarak atar.

Üç yıllık Hicaz valiliğinin ardından Irak’ta çıkan olaylar nedeniyle Haccac, Hariciler in ve Ali taraftarlarının çok olduğu Irak’ta görevlendirilir.

Küfe’de bir hutbe irat eder. İyi bir fasihtir aynı zamanda. Konuşmasında fitneye vurgu yapar. “Fitne ve dedikodular çoğaldığı zaman acılar çoğalır. Bunu ancak kılıcın yok edeceğini” söyler. Beni sevseniz de benden nefret etseniz de önemli değil. Nefret etseniz bana zarar veremezsiniz. Sevmenize zaten ihtiyacım yok. Düşmanlığınız beni üzmez. Aranızda olgunlaşmış kelleler görüyorum. Sakal ve sarıklar arasından kan akacak diyor. Bir başka hutbesinde kimin hastalığı varsa devası bendedir. Kimin ömrü uzunsa, onu kısaltmayı da bilirim. Kimin başı ağırlık yapıyorsa, onu hafifletmek de benim elimdedir. Şeytanın (muhaliflerin) taifesi varsa, sultanın da kılıcı vardır. Sizi uyarıyorum. Sonra affetmem. Kılıcımın keskin ağzı isyan edenlerin gerdanlığında duruyor, orayı süsleyecek.

Muhalif hareketleri demir yumruğuyla ve kanla bastırmıştır. İnsanlar bu tehdit karşısında ya isyan ediyor ya da korkup Medine Valisi Ömer b. Abdülaziz’in yanına sığınıyor. Ömer b. Abdülaziz Haccac’ın yaptıklarını eleştirince araları açılır. Abdülmelik b. Mervan bu sürtüşmede Haccac’ı tercih eder ve Ömer b. Abdülaziz’i valilikten alır.

İsyanları hep kanlı bastırmıştır. Kanlı eylemlerinden dolayı kendisini eleştiren alimler de bundan nasibini almıştır. Enes b. Malik onun hışmından kurtulamamış, Sait b. Cübeyr onun zindanlarında can vermiştir. Binlerce kişiyi zindanlara atmış ya da öldürmüştür. Zincire vurma, sürgüne gönderme ve mal ve mülküne el koyma da uygulamaları arasındadır.

Mutlak itaat ister. Herkesten biat alır. Biat eden isyan etmişse onun gözünde mürtettir. Onun gözünde öldürülmesi gerekir.

İyi bir ehlibeyt düşmanıdır. Abdülmelik'in ricasıyla Hz. Ali soyundan hanımını da boşamıştır. Aynı zamanda iyi bir mevali düşmanıdır. Müslüman olmalarına rağmen vergi koymuştur. Mevaliden, şehre gelenlerin ellerini damgalayarak üretim yapacaksınız diye köylere geri gönderir.

Zindanları muhaliflerle doludur. Yerin altına inşa ettirdiği zindanlar karanlık ve bir kişinin ayakta durup oturabildiği şekilde tek kişiliktir.

Sait b. Cübeyr’i öldürttükten sonra kendisi de hastalanır. Müthiş bir mide hastalığına yakalanır. Akli dengesinin bozulduğu, bağıra bağıra öldüğü belirtilir. Ölümü duyulunca alimler ve halk sevinç gösterisi yapar, şükür secdesine kapanır. Hasan Basri onu kaldırdığın gibi uygulamalarını da kaldır diye dua eder. Ömer b. Abdülaziz şükür secdesine kapanır, İbrahim en Nehai sevincinden ağlar. Mezarı tahrif edilmesin diye izbe bir yere defnedildiği, bulunamasın diye üzerinden su akıtılarak mezar yeri kaybedilir.

Zalimliği ile ünlü Haccac’a, Haccac’ı Zalim denir. Aslında bu kişi çocukluğundan itibaren dini terbiye ile yetiştirilmiş, çocuk yaşta hafız olmuş, daha sonraki dönemlerinde de Kur’an’a hizmetleri dokunmuş biridir. Her gece Kur’an okuduğu söylenir. Valiliği döneminde hafızları toplar, Kur’an harfleri üzerine çalışmalar yaptırır. Bazı sürelerdeki 11 kelimenin imla yanlışını düzelttirerek kıraate uygun hale getirtir. Kendisinden önce başlayan noktalama ve harekelemeye son şeklini verdirir. Bugünkü okuduğumuz noktaya getiren, sayfa numarası veren, ayetlere bölendir.

Başarılı olmak için her yolu mubah gören kişidir. Kendisine itaat edenlere de son derece cömert.

Mala çok önem vermediği söylenir. Ölünce bir atı bir eyeri bir mushaf bir rahlesi bir kılıcı ve üç yüz dirhemi varmış.

İsrafil Balcı’dan dinlediğim Haccac b. Yusuf’un akıttığı kan, katliamı, halka yaşattıkları saymakla bitmez. Tarih olup gitti. Bu yaptıklarıyla rahmet dilenecek biri olmadığı açık. Haccac bu kanlı fiillerinde yalnız değil, zamanın Emevi halifeleri bunun suç ortağı ve teşvikçisidir. Çünkü onlardan bu gücü almazsa, bu menfur eylemlere imza atamazdı. Emevilerin kısa sürede nasıl büyük bir devlet oldukları, doksan yıl gibi kısa bir sürede niçin yıkıldıkları da böylece anlaşılmış oldu. Çünkü kimse zulümle abad olmaz. 

Beni en çok üzen de ilgili kişinin dini eğitim almış ve küçük yaşta Kur’an’ı ezberlemiş olması. Ezberlemekle de kalmamış, kanlı eylemlerinde bile onu okumaktan geri durmamış. Bu yüzden bir elinde Kur’an, diğerinde kan diyebiliriz kendisine. Hac mevsiminde, haram ayında bile kan akıtmaktan, Kabe’yi kana bulamaktan, Kabe’nin içinde adam öldürmekten, Kabe’yi yıkmaktan geri durmuyor. Öyle ki kanla ayakta duran, kanla beslenen biri.

Aynı dönemde Medine Valisi olan Ömer b. Abdülaziz gönüllerin sultanı iken Irak valisi olan Haccac zalimliğiyle ün yapmıştır. Bir Ömer’e bakın bir de Haccac’a. İkisi de Müslüman, her ikisi de İslami hassasiyeti olan biri. Biri hala hayırla yad edilirken diğerine lanet okunuyor. Demek ki hafız olmak, Kur’an okumak, dini eğitim almak ve dindar olmak tek başına yetmiyor. Müslüman olmadan önce insan olmak gerekiyor.

22 Mayıs 2023 Pazartesi

Din Görevlisi ve Partizanlık

Bu ülkenin kadın, erkek yediden yetmişi partizan. Sabah akşam kim kazanacak, şu iyi, bu kötü muhabbeti yapılır. Bu muhabbet bir müddet sonra kırgınlığa sebep olacaksa da kimse partizanlıktan vazgeçmiyor.

Partizanların önemli bir kısmının yaptığı da partisini ölümüne savunma, rakip gördüğü partiyi kötüleme adına trollük yapmaktır. Bu işi yaparken de çoğu, başkaları tarafından hazırlanıp servis edilen paylaşımının doğru olup olmadığına bile bakmıyor. Zira iş iştir. Ayrıca doğruluğuna bakılmaz. Yeter ki bizi desteklemiş olsun.

Akşamdan sabaha seçim konuştuğumuza göre seçimden seçime, bir seçimin ardından diğer seçime seçim konuşmaları ve paylaşımları bu ülkenin değişmez gündeminin seçim olması hiç yadırganmamalı. Çünkü biz siyasetin konuşulmadığı günü boşa geçirmiş gün görürüz. 

Allah'ın günü siyaset yapanlar, partilerin yetkili kurullarında görev alanlar olsa, görevidir dersin, garipsemezsin. Çünkü bunlar profesyoneldir. Buradan ekmek yiyecekler. Siyaset yapmamaları kendilerini inkar anlamına gelir ve görevlerini yapmamış olurlar.

Profesyonel siyasetçinin dışında işçi, memur, esnaf, emekli vb. kişilerin profesyonel siyasetçi gibi akşam sabah partizanlık yapmasına ne demeli? Çünkü bu ülkenin böyle bir gerçekliği var. Bu gönüllü partizanlıklarının kendilerine maddi ve manevi bir getirisi olsa, bu kapıdan ek gelir elde ediyorlar, varsın yapsınlar dersin. Bildiğim kadarıyla hiçbirine bu konuşma, paylaşım ve yazışmalarının bir getirisi yok. Diyelim ki bu mesele vatan, millet ve ülke meselesidir. Ayrıca getiri aranmaz. Bu durumda esas görevlerini ihmal etmiyorlarsa ve bugüne kadar bu paylaşımlarından dolayı savundukları parti veya adaya bir kişi kazandırmışlarsa, varsın bunlar da yapsınlar.

Siyaseti amma profesyonel amma amatör kim yaparsa yapsın, bir yere kadar anlaşılabilir. Anlaşılmayan, garip karşılanan ve tartışmalara neden olan ise camilerde görev yapan din görevlilerinin partizanlık yapmasıdır. Burada, herkes siyaset yaparken din görevlileri yapamaz mı? Bunlar bu ülkenin vatandaşı değil mi? Bunların söz hakkı ve bu konuda söyleyecekleri olmasın mı itirazını dillendirenler olabilir.

Elbette, din görevlileri de bu ülkenin vatandaşıdır. Bunların da siyasi tercihleri vardır. Eş, dost ortamında görüşlerini açıklamalarının önünde bir engel yok. Cemaatinin siyasi görüşünü bilmesinde de bir sakınca olmayabilir. Hatta kendi profilinde tercihini de izhar edebilir. Her nerede, ne yaparlarsa yapsınlar ama camide, vaaz kürsüsünde, hutbede, cami havlusu ve müştemilatında ima ile bile olsa siyaset, kişi siyaseti ve particilik yapmamalıdırlar. Zira cami, kışla ve okul dışında siyasetin girmemesi gereken üçüncü yerdir. Çünkü parti demek hizip demektir. Hizipçiliğin olduğu yerde taraflar vardır. Tarafın olduğu yerde bölünmüşlük olur. Bölünmüşlük ise camide olmaması gerekir. Çünkü cami dediğimiz yer, Allah’ın evi kabul edilir ve ibadet yeridir. İbadete ise Müslümanlar gelir. Müslümanlar tekdüze midir? Değil. İçlerinde dindar, mütedeyyin olup caminin sürekli müdavimi olanları vardır. Ara ara uğrayanları vardır. Haftalık cumalarda ve bayram namazlarında uğrayanları vardır. Hatta münafık olanlar bile namaz kılmak için camiye gelebilir.

Camiye gelenlerin her birinin tek partiye veya tek adaya oy vermesi mümkün olmadığına, bu ülkede irili ufaklı yüz civarında parti olduğuna göre camiye her partiye oy veren cemaat gelebilir. Çünkü az veya çok dindar olsun, camiler bu milletin ortak değeridir. Düşüncesi ve siyasi fikri ne olursa olsun, herkese kapısı açıktır, herkesi cem eder. Az günahkarı da çok günahkarı da barındırır ve birleştirir. Görevlinin kürsü ve hutbede siyasi tercihe yönelik küçük bir iması bile cemaati böler, ikilik yaratır. Tartışmalara sebebiyet verir. Bunun yeri de burası değildir.

Gönlü bir aday veya partinin kazanması yönünde olsa bile görevlinin, partiler üstü davranmasında ve böyle görünmesinde cemaat birliği adına bir zaruret vardır. Din görevlilerinin bu konuda azami gayret ve hassasiyet göstermesinde fayda vardır. Camilerin her renk ve düşünceden insanı birleştirme misyonu vardır. Bu misyonu tartışılır hale getirmeye hiçbir din görevlisinin hakkı yoktur. Her şeye rağmen camide siyaset yapacaksa, ihsası reyde bulunacaksa, bu durumdakilerin sarık ve cübbeyi çıkarıp profesyonel siyasete soyunmasında fayda vardır. Bunun önünde de bir engel yoktur. Zira kim, ne diyebilir buna. Yok, bu işi Allah rızası için yapıyorlarsa, ne olur, Allah rızası için bunu yapmasınlar.

Burada din görevlilerinin çoğunu tenzih ederim. Bir siyasi tercihleri olsa da bunu camiye yansıtmıyor. Her camiada olduğu gibi bu meslek grubunda da camiye siyaseti girdirenler ara ara çıkıyor. Sözümüz de bunlaradır.