19 Mayıs 2023 Cuma

Diderot Etkisi ve Eşyanın Kölesi

“Denis Diderot (1703 – 1784), ünlü bir Fransız yazar ve filozoftur. Aydınlanma Çağı'nın en önemli kişilerinden birisi olarak kabul edilir. Fransız Devrimi'ni hazırlayan düşünsel gelişmelerde katkısı vardır. Yeni felsefi ve bilimsel düşünceleri ve bilgileri Avrupa’ya yaymak amacıyla Jean Le Rond D’alembert ile birlikte yazdığı Ansiklopedi en çok bilinen eseridir.

Diderot, büyük borç altına girmiş ve paraya ihtiyacı en üst düzeye çıkmışken 1765 yılında Rus İmparatoriçesi Büyük Catherine, sanat ve bilimin koruyucusu olarak, Diderot’nun kütüphanesini satın aldı ve hemen sonra o kütüphaneyi yine Diderot’ya bıraktı. Böylece Diderot’nun eline önemli bir miktar para geçmiş oldu. Catherine bununla da yetinmeyip 25 yıllık maaşını peşin vererek Diderot’yu kütüphanecisi olarak işe başlattı.   

Diderot, eline geçen bu büyük parayla öteden beri almayı düşünüp de alamadığı kırmızı pahalı bir sabahlık aldı. Sabahlık o kadar görkemliydi ki Diderot evdeki eşyaların ona uymadığını fark etti ve başladı eşyalarını sabahlığına uygun olacak yenileriyle değiştirmeye. Her değiştirmede diğerleriyle uygunsuzluk daha da arttı ve ötekileri de yenilemeye başladı. Sonunda kendisini, evdeki bütün eşyaları yenileriyle değiştirmiş ve yeniden borçlu duruma düşmüş olarak buldu.

Diderot, bütün bunlardan sonra “Eski Sabahlığım İçin Pişmanlık” başlıklı bir yazı yazdı ve içine düştüğü tüketim çılgınlığını şu cümlesiyle ifade ediyor: Eski sabahlığımın efendisi iken yeni sabahlığımın kölesi oldum.” (Mahfi Eğilmez).

1700 ve 1800 yıllarda yaşanan ve kişiyi borç batağına sürükleyen bu alışveriş çılgınlığı günümüzde hız kesmeden devam ediyor.

Diderot Etkisi adı verilen bu alışveriş çılgınlığını okuyan nicemiz böyle de olmaz, iyi ki ben böyle değilim dese de aslında çoğumuz alışverişte Diderot’u aratmayız. Belki Diderot kadar ödeyemeyecek kadar borçlanmasak da ihtiyaç veya değil, alışverişe devam ediyoruz. Giyim kuşam üzerine yaptığımız alışverişi saymıyorum. Mutfak alışverişinden bahsetmiyorum. Evdeki bir eşyayı değiştirince tümden değiştirme gibi bir lüksümüz var. Yeter ki bir mobilya değiştirelim. Ardından renk uyumu olacak diye perde, halı vb. alışverişler takip ediyor. Nasılsa kredi kartına taksit olduktan sonra bayılırız ev eşyamızı değiştirmeye. Ömrün çoğunu bu şekil ileriye doğru borçlanarak geçiriyoruz.

Tam her şeyi yeniledim. Borçları kapattım derken aldıklarımız demode olunca sil baştan ev eşyasını yenileme yeniden başlıyor.

Sizin böyle bir tüketim çılgınlığınız olmasa da evinize gelen eş dost, bu buraya olmamış demek suretiyle sizi alışverişe mecbur bırakıyor. Güya iyilik yapmış oluyorlar.

Bir diğer alışveriş çılgınlığımız da indirim ve kampanya dönemlerinde kendisini gösterir. Yazlık ve kışlık sezon indirimleri ihtiyacımız olmadığı halde bir bakmışsınız, kendinizi alışveriş mağazalarında bulabiliyorsunuz.

Tüm bu olup biteni Diderot, “Eski sabahlığımın efendisi iken yeni sabahlığımın kölesi oldum” şeklinde özetliyor. Kabul etsek de etmesek de her birimiz daha mutlu olacağız daha konforlu yaşayacağız diyerekten eşyanın kölesi olup çıkıveriyoruz. Reklamlar ve çevre bizi maalesef köle olmaya teşvik ediyor. Keşke alışveriş yaparak mutlu olabilsek, eh mutluluk için değer diyeceğim. Maalesef hepimiz biliyoruz ki eşya mutluluk getirmiyor.

18 Mayıs 2023 Perşembe

Her Şey İsrail'in Güvenliği İçin miydi Yoksa?

1948 yılında başka ülkelerden getirilen Yahudilerle Orta Doğu’da suni bir devlet olarak dayatılan İsrail, Doğu Akdeniz kıyısındadır. Batısında Akdeniz, kuzeyinde Lübnan ve Suriye, doğusunda Ürdün, güneybatısında Sina Yarımadası ve Gazze vardır. Ülkenin güneyi ise Necef Çölü'nden ibaret.

Bu devleti tanıyan İslam ülkeleri olduğu gibi tanımayanlar da var. Tanımayan İslam ülkeleri: “Afganistan, Cezayir, Bangladeş, Brunei, Çad, Komorlar, Cibuti, Gine, Endonezya, İran, Irak, Kuveyt, Lübnan, Libya, Malezya, Mali, Fas, Nijer, Umman, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Somali, Sudan, Suriye, Tunus ve Yemen.”

Tanıyanlar ise “Azerbaycan, Bosna-Hersek, Burkina Faso, Arnavutluk, Fildişi Sahili, Mısır, Eritre, Gambiya, Gine-Bissau, Ürdün, Kazakistan, Kırgızistan, Moritanya, Senegal, Güney Sudan, Tacikistan, Türkiye, Türkmenistan, Özbekistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri.”

Komşularından Lübnan ve Suriye İsrail’i tanımamış. Gazze tarafında Hamas var. Geriye çöl, deniz ve Ürdün kalıyor. Bir de kendisini tanıyan Sina Yarımadası tarafında Mısır var.

Komşularının ve bölgenin çoğunun tanımadığı İsrail, 1948’den bugüne dimdik ayakta olduğu gibi gücüne güç katarak güçlenip yerleşiyor. Normal şartlarda komşularının çoğunun tanımadığı bir ülke ayakta duramaz.

İsrail ayakta durduğu gibi kendisine zaman zaman tehdit olan ya da İsrail’in tehdit gördüğü devletler bugün can çekişiyor. Saddam’ın Irak’ına, baba Esed’in Suriye’sine, Kaddafi’nin Libya’sına devlet demeye bin şahit lazım. İran ve Suriye’nin desteğiyle zaman zaman İsrail’e korku veren Lübnan Hizbullah’ının hiç sesi çıkmıyor. Ülkesinde birçok Filistinliyi barındıran Ürdün İsrail için hiçbir zaman zaten tehdit olmadı. İsrail’e tehditler savuran İran ambargo ile cebelleşiyor. Hoş, ambargo yokken bile gürlemesiyle kaldı hep.

Her İsrail-Filistin gerginliğinde Türkiye, Filistinlinin yanında yer aldı. Yüksek perdeden İsrail’i eleştirdi. İsrail’i telin mitingleri yapıldı. Sonuçta İsrail daha da pervasızlaştı.

Tüm bunlar ve tepkiler İsrail’i durdurmadığı gibi İsrail kafasına koyduğunu yapmaktan geri durmadı. Üstelik kaç ramazandır eften püften bahanelerle elinizden geleni ardınıza koymayın dercesine Filistinliye ramazanı zehir etmekte. Kudüs’ü başkent ilan etti. Tampon bölge Golan Tepelerini de sınırlarına kattı. Bugün devlet olma özelliğinden uzak Suriye, Irak, Suriye, Lübnan ve Libya’ya girmek istese, önünde duracak bir devlet yok. Çünkü bu devletler en güçlü zamanlarında Arap İsrail 6 gün savaşlarında İsrail’e yenilmişlerdi.

Tunus’ta başlayan, Mısır, Suriye ve Libya şeklinde devam eden, adına Yasemin Devrimi denen yönetim değişikliklerinin de bugünden bakınca İsrail’in güvenliği için yapıldığı anlaşılıyor. Çünkü bu ülkeler istikrarsızlaştırınca orta yerde İsrail’e tehdit olacak bir güç kalmadı.

Öyle zannediyorum, bir zamanlar Büyük Ortadoğu projesi denilen şey de İsrail’in güvenliği içinmiş. Ülkelerin ve ülke liderlerinin niyetini bilmiyorum ama tüm bağırıp çağırmalar, tehdit ve eleştiriler İsrail’in daha fazla yayılmasına ve iyice yerleşmesine katkı sağladı. Aklım almıyor ama bilerek veya bilmeyerek her yapılan İsrail’e yaradığına göre acaba her şey ve herkes İsrail’in güvenliği için mi çalışıyor diye düşünmeden edemiyorum.

17 Mayıs 2023 Çarşamba

Başa Çalınacak Yardım

Okumadım ama yapılan açıklamalara göre sosyal medyada depremzedeler için birileri içindeki kini kusmaya başlamış. Güya yardım yapmışlar. Depremzedeler de gidip siyaseten cumhurbaşkanı adaylarından birine ağırlıklı olarak destek vermiş. Yani oy tercihinde bulunmuş. 

Bu oy tercihini birileri hazmedememiş olmalı ki yaptığı yardımın pişmanlığını dile getiriyor. Bunlara göre oy tercihini bir başka adaydan yana yani kendi adaylarından yana kullanmaları gerekiyormuş. İşte o zaman yardımı hak edecekler.

Bu şekil içinde sakladıkları kini sosyal medya üzerinden boşaltanların sayısı ne kadardır, bilmiyorum. Milletin çoğunluğunu temsil etmeseler de gerekirse bu şekil yazıp çizenin sayısı bir kişi olsun. Hoş, böyle başa kakanların yardım yaptığını da sanmıyorum.

Tek kelimeyle ayıptır ayıp. Ne zamandan beri mağdur olan insanımıza şartlı yardım yapılır oldu. Bu anlayışın yıllardır misyonerlerin, gittikleri yerde bir elinde İncil, diğer elinde ekmek olmak suretiyle "Hristiyan olursanız, karnınızı doyururuz" dediklerini eleştirmemizden ne farkı var? 

Ne zamandan beri yardım yapılacak kişinin dini, inancı, görüşü ve siyasi tercihi sorgulanır oldu. Biz nasıl bir millet olduk böyle? Ne ara bir elin verdiğini diğeri görmeyecek anlayışından bu noktaya evrildik? Ne ara balık bilmezse Halik bilsin düzeyinden bu seviyeye düştük? Madem böyle bir beklenti vardı. Yardımdan önce -şayet yardım yaptılarsa- pekala “Şu adaya oy verirseniz, size yardım yaparız” şeklinde şartlı bağışta bulunabilirlerdi. O can pazarında da böyle bir şart ne de güzel (!) giderdi.

Kimin, kime oy verdiği, hangi adayı tercih ettiği ve edeceği, umurumda değil. Maalesef bizi bu noktaya getiren, siyaseten geldiğimiz nokta. Batsın bu şekil siyaset anlayışımız. Bu anlayışa düşmemizde bizi kutuplaştırarak sonuç almaya çalışan siyasetçilerimizin payı büyük. Halkın bir seçim sonucunda ateşle barut olmasının başka izahı olamaz.

Sosyal medyada depremzedelere kinini kusanlar bu derece alçalmışlarsa, onlara söz söylemeye gerek yok ama yine de bu tiplerin yolundan gitmek isteyenlere bir çift sözüm olsun. Sayın gözlerini kin bürümüş beyefendiler ve hanım efendiler, seçim bitti mi? Bitmedi. Daha bu seçimin iki hafta sonra rövanşı var mı? Var. Seçmen yeniden sandığa gidecek mi? Gidecek. Adaylar bu yarışa aldıkları oy oranı ve sayısıyla mı girecekler? Hayır. Biri önde, diğeri geride bitirse de ilk seçim sonucuna göre bir aday ikinci seçime psikolojik üstünlükle girse de her iki aday yarışa sıfırdan başlayacak. Yani daha önceki oyların üzerine oy verilmeyecek. İlk seçimde bir adaya oy tercihinde bulunan, belki ikincide diğer adaya kullanacak. Belki sandığa gitmeyecek. Belki istediğin adaya bir yönelim olacak, yarışı kazanacak. Belki birinciye fazla oy alan aday ikincide farkı açacak. Bütün bunlar bir tahmin. Kesin sonuç, ikinci turda belli olacak.

Yalnız siz böyle hırlamaya ve ayıp etmeye devam ederseniz, bilin ki ilk seçimi önde kapatan aday ikinci seçimde farkı açar. Bunun böyle olacağını bile bile sosyal medyadan bu şekil paylaşımlar yaptığınıza göre kendi adayınıza mı çalışmış oldunuz yoksa istemediğiniz adaya mı? Belli ki bir seviyesi olmayan bu kapasitenizle rakip gördüğünüz lehine çalışıyorsunuz. Çünkü iş değil, çiş yaptınız.

Bu arada sizin gibi rakibine çalışan bir başka İrlandalı daha var. Yani yalnız değilsiniz. O da otelde misafir ettiği depremzedelere oteli boşaltın yazısı gönderen. Unutmayın ki varlığınız, aldığınız nefes, içinizin dışına çıkması, hepsi rakip gördüğünüze giden bir oydur. Partinizin ve adayınızın başka düşmana ihtiyacı yok. Ben o adayın yerinde olsam, seçim çalışması falan yapmam. Nasıl ki sayenizde yağıyor oylar.

Bir diğer husus, bundan sonra Allah rızası için yardım yapmayın. Ne ihsanınızı isteriz ne de gölgenizi. Alın yardımınızı başınıza çalın.