17 Mayıs 2023 Çarşamba

Başa Çalınacak Yardım

Okumadım ama yapılan açıklamalara göre sosyal medyada depremzedeler için birileri içindeki kini kusmaya başlamış. Güya yardım yapmışlar. Depremzedeler de gidip siyaseten cumhurbaşkanı adaylarından birine ağırlıklı olarak destek vermiş. Yani oy tercihinde bulunmuş. 

Bu oy tercihini birileri hazmedememiş olmalı ki yaptığı yardımın pişmanlığını dile getiriyor. Bunlara göre oy tercihini bir başka adaydan yana yani kendi adaylarından yana kullanmaları gerekiyormuş. İşte o zaman yardımı hak edecekler.

Bu şekil içinde sakladıkları kini sosyal medya üzerinden boşaltanların sayısı ne kadardır, bilmiyorum. Milletin çoğunluğunu temsil etmeseler de gerekirse bu şekil yazıp çizenin sayısı bir kişi olsun. Hoş, böyle başa kakanların yardım yaptığını da sanmıyorum.

Tek kelimeyle ayıptır ayıp. Ne zamandan beri mağdur olan insanımıza şartlı yardım yapılır oldu. Bu anlayışın yıllardır misyonerlerin, gittikleri yerde bir elinde İncil, diğer elinde ekmek olmak suretiyle "Hristiyan olursanız, karnınızı doyururuz" dediklerini eleştirmemizden ne farkı var? 

Ne zamandan beri yardım yapılacak kişinin dini, inancı, görüşü ve siyasi tercihi sorgulanır oldu. Biz nasıl bir millet olduk böyle? Ne ara bir elin verdiğini diğeri görmeyecek anlayışından bu noktaya evrildik? Ne ara balık bilmezse Halik bilsin düzeyinden bu seviyeye düştük? Madem böyle bir beklenti vardı. Yardımdan önce -şayet yardım yaptılarsa- pekala “Şu adaya oy verirseniz, size yardım yaparız” şeklinde şartlı bağışta bulunabilirlerdi. O can pazarında da böyle bir şart ne de güzel (!) giderdi.

Kimin, kime oy verdiği, hangi adayı tercih ettiği ve edeceği, umurumda değil. Maalesef bizi bu noktaya getiren, siyaseten geldiğimiz nokta. Batsın bu şekil siyaset anlayışımız. Bu anlayışa düşmemizde bizi kutuplaştırarak sonuç almaya çalışan siyasetçilerimizin payı büyük. Halkın bir seçim sonucunda ateşle barut olmasının başka izahı olamaz.

Sosyal medyada depremzedelere kinini kusanlar bu derece alçalmışlarsa, onlara söz söylemeye gerek yok ama yine de bu tiplerin yolundan gitmek isteyenlere bir çift sözüm olsun. Sayın gözlerini kin bürümüş beyefendiler ve hanım efendiler, seçim bitti mi? Bitmedi. Daha bu seçimin iki hafta sonra rövanşı var mı? Var. Seçmen yeniden sandığa gidecek mi? Gidecek. Adaylar bu yarışa aldıkları oy oranı ve sayısıyla mı girecekler? Hayır. Biri önde, diğeri geride bitirse de ilk seçim sonucuna göre bir aday ikinci seçime psikolojik üstünlükle girse de her iki aday yarışa sıfırdan başlayacak. Yani daha önceki oyların üzerine oy verilmeyecek. İlk seçimde bir adaya oy tercihinde bulunan, belki ikincide diğer adaya kullanacak. Belki sandığa gitmeyecek. Belki istediğin adaya bir yönelim olacak, yarışı kazanacak. Belki birinciye fazla oy alan aday ikincide farkı açacak. Bütün bunlar bir tahmin. Kesin sonuç, ikinci turda belli olacak.

Yalnız siz böyle hırlamaya ve ayıp etmeye devam ederseniz, bilin ki ilk seçimi önde kapatan aday ikinci seçimde farkı açar. Bunun böyle olacağını bile bile sosyal medyadan bu şekil paylaşımlar yaptığınıza göre kendi adayınıza mı çalışmış oldunuz yoksa istemediğiniz adaya mı? Belli ki bir seviyesi olmayan bu kapasitenizle rakip gördüğünüz lehine çalışıyorsunuz. Çünkü iş değil, çiş yaptınız.

Bu arada sizin gibi rakibine çalışan bir başka İrlandalı daha var. Yani yalnız değilsiniz. O da otelde misafir ettiği depremzedelere oteli boşaltın yazısı gönderen. Unutmayın ki varlığınız, aldığınız nefes, içinizin dışına çıkması, hepsi rakip gördüğünüze giden bir oydur. Partinizin ve adayınızın başka düşmana ihtiyacı yok. Ben o adayın yerinde olsam, seçim çalışması falan yapmam. Nasıl ki sayenizde yağıyor oylar.

Bir diğer husus, bundan sonra Allah rızası için yardım yapmayın. Ne ihsanınızı isteriz ne de gölgenizi. Alın yardımınızı başınıza çalın.

Yaşlanma Yaşının Hızı

Küçüklüğümde büyüklerin gittiği kahvehaneye girebilmek için çok çabuk büyümek istedim. Bir 18 yaşını doldurayım dedim durdum. Çünkü büyükler giriyor, bize dışarı dendi. Günler, aylar, yıllar kaplumbağa yürüyüşünden hiç ödün vermedi. Yaşımı soranlara girdiğim yaşı söyledim.

Nihayet 18'i doldurduktan sonra merak ettiğim kahvehanelere girdim. Okey ve tavla oynamayan biri olarak buralar çok da hoşuma gitmedi. İçtiğim çayları da beğenmedim.

Geldim bugünlere. Geçmez ve bitmez dediğim yıllar geçip gitmiş. Geriye dönüp baktığımda benim kaplumbağa yürüyüşü dediğim yıllar arşiv oluşturmuş. Kaplumbağa yürüyüşüyle gıdım gıdım ilerleyen yaşım, tazı gibi koşmaya başladı. Çifter çifter atlıyor gibi geldi bana. Yavaş diyorum, dinlemiyor beni. 

Eskisi gibi yaşımı soranlara girdiğim değil, doldurduğum yaşı söylüyorum. Kısaca fiziken görünen köy kılavuz istemese de yaşımı küçük göstermeye çalışıyorum. 

Dayanamayıp yıllara sordum. Ne oldu sana yıllar, bu hızın ne, seni ağır ağır yürüyüşünden bu kadar hızlandıran ne dedim. Ben aslında hep böyleyim. Bir tempo ile yürüyorum. Değişen bir şey yok. Yıllar, aylar hepsi aynı. Değişen senin bakış açın.

Kabullenmek ve yaşını göstermek istemesen de yaşlanıyorsun artık. Var gör, yakını görme sorunun da başlamıştır. Dişlerin dökülmüştür. Sert şeyleri eskisi gibi kıramıyorsundur. Saçının ve sakalının ağardığını zaten söylememe gerek yok. 

Hasılı gidiyorsun artık. Şurada ıskartaya çıkarılmana az kaldı. Bundan sonra moralin bozulsa da yaşını çok soracaklar. Çocuklarını gören baban hala yaşıyor mu diyecek.

Hayat böyledir işte. Önce ağır ağır çıkarsın bu dünya merdiveninden, sonra iniş aşağı doğru gidişin hızlanır. Sonra bir bakmışsın tabutun içindesin. 

Sakın nereye gidiyorum. Yerim doldurulamaz, dünya benden kolay kolay vazgeçemez deme. Çünkü defnedileceğin toprak vazgeçilmezlerle dolu.

Geriyi hiç merak etme. Zira hemen biri doğar, yerini doldurur. O da bir büyüsem hayali kurar. Ağır ağır çıkar merdivenleri. Sonra iniş ve finiş. Bir bakmışsın yanında. Dünyanın kuralı bu ve değişmez.

Sen en iyisi ah çocukluğum, gençliğim demeyi bırak da ânı yaşamaya devam et. Gerisini merak etme sen. 

Bu arada iyi biri olmaya çalış. Giderken kubbede hoş bir seda bırakmaya bak.

Bu dünyadan da pek bir şey beklemeye kalkma. Çünkü beklentin ne kadar artarsa, hayat o kadar çekilmez olur. Kafana hiçbir şey takma. Nasılsa her şey varacağına varır. Dünyayı düzeltmeye kalkma. Zaten gücün yetmez. Gücün yetiyorsa, kendini düzeltmeye çalış. Ötesi seni aşar.

Mahalledeki Rekabetin Bozulması

Mahallemde gıda üzerine iş yapan dört firma var. Ticaretin dini, imanı olmasa da biri dindar, diğeri milliyetçi, bir diğeri solcu, öbürü rengini pek belli etmeyen.

Her birinin az veya çok müşterisi var. Fiyatlar genelde birbirine yakın olsa da bazı günlerde bazı ürünlerde fiyat indirimine gittikleri de olur.

Esnaflar yılların esnafı. Her biri bu sektörden ekmek yiyor. Vatandaş indirimleri takip ederek dört marketten de alışveriş yapıyor. Alışveriş yaparken de şu dindar, bu milliyetçi, şu solcu, bu renksiz demiyor. Esnaf da bizim adam demiyor. Satışını yapıyor, işine bakıyor.

Mahallede dört esnafın olması, aralarında tatlı bir rekabeti de beraberinde getiriyor. Alternatifleri olduğu için etiketlere öyle uçuk kaçık fiyatlar da yazamıyorlar. 

Vatandaş birinde bulamadığı ürünü gidip rahatlıkla öbüründen alabilse de  belli müşterilerin kafa dengi hesabı yaptığı, bu yüzden kendi düşüncesine uygun olan esnafı tercih ettiği de bir vakıa.

Mahalleli, tüketiciler ve esnaf, aralarında hiçbir sorun olmadan bu şekil yaşayıp gidiyorlar.

Ne zaman ki mahalledeki bazı din görevlileri araya girdi. Çünkü bazı din görevlileri önce özel sohbetlerde sonra konuyu hutbeye getirerek "Şunlardan alışveriş yapmak caiz değil. Kim onlardan alavere yaparsa cehennemdeki yerini hazırlasın. Falan esnaftan alışveriş yapmak farzdır. Kim diğerlerinden alışveriş yaparsa, küffar ve fasıkları kazandırmış olur. Dindar kardeşim, alışveriş yaparken kimden aldığına dikkat et. Yoksa kıldığın namaz kabul olmaz" şeklinde ayet ve hadis okuyarak halkı yönlendirmeye başlayınca, ne tüketicinin ne mahallelinin ne de esnafın ağzının tadı kaldı. Mahalle hiç olmadığı kadar kutuplaştı.

Bazıları hoca, işini yap. Bu iş senin işin değil, kimsenin ekmeğiyle oynama. Bu cami, bu mikrofon, bu hutbe bu anlattıklarının yeri değil. Bak bu şekil cemaati bölüyorsun. Halbuki buranın görevi halkı birleştirip bütünleştirmektir. Sen bu yaptığınla birinin lehine çalışıp diğerlerini karşına alıyorsun. Karşına aldığın esnaf her gün gelmese de haftada bir arkana geçip namaz kılıyor. Bu ayrıştırıcı tutumunla bu insanlar arkana geçip sana nasıl uysunlar? Senin görevin halkı din konusunda aydınlatmaktır. Fahiş fiyata satmayın, bozuk çürük malı tereklere koymayın, insanları kandırmayın, yemin ederek mal satmaya kalkmayın, hileye ve hurdaya yer vermeyin şeklinde konuşmaktır. Sen sadece bir marketin değil, tüm marketlerin hocasısın. İşi dine getirip haksız rekabeti körüklüyorsun, dini ve güzel değerlerimizi emellerine alet ediyorsun. Böyle yapmaya devam edersen, haftada bir gelenleri de camiden ve namazdan soğutacaksın. Bu din bunu emretmiyor şeklinde nasihat ettiyse de hoca, bunu ben değil, din böyle diyor, ayet şöyle diyor demek suretiyle nasihatlere kulak vermediği gibi bak, yarın önüme geleceksin, senin cenazeni yıkayıp defnetmem, helallik dilemem. Aklının başına al demek suretiyle aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmez.

Hocaya bazıları bu şekil gönül koysa da hoca bu konuda yalnız değil. Yaşa, var ol, bir tanesin, gerçekleri söylüyorsun demek suretiyle alkış tutar.

Bu mahalle hocasının yaptığı diğer mahalle hocalarını bağlamasa da mahallelinin zoruna giden, bu hocaya dindar market sahibinin sahip çıkması. Hoca doğru yolda demesi. Halbuki hoca, sen işine bak. Vatandaş istediği yerden alışveriş yapar, bizim mahalledeki esnafla aramızda sorun yok. Herkesin inancı ve düşüncesi kendisine dememesi. Niye desin? Nasılsa müşterisi eskiye oranla arttı. Satıştan memnun.

Hasılı mahalle tedirgin. İnsanlar mahalle baskısından dolayı istediği markete gidip alışveriş yapamıyor. Gitmek zorunda kalsa da bir gören olur mu endişesi taşıyor...

Not: Yazının aslı astarı yoktur. Hayal gücüyle yazılmıştır.