16 Mayıs 2023 Salı

Birleşik Oy Pusulası

Bu seçimde dikkatimi çeken, milletvekili genel seçim birleşik oy pusulasının uzunluğu idi. Yanımda metre olmadığı için uzunluğunu ölçemedim ama göz kararı öyle zannediyorum, 1 metre vardı. Parti üyelerinden birine kaç cm dedim. Ondan da metre olmayınca karışladı. 5,5 karış dedi. Bu yazıyı yazmaya başlayınca İnternette bunun doğru bilgisini bulabilirim dedim ve buldum. Partilerin illerde ittifak veya ayrı ayrı girmesine göre 9 ayrı oy pusulası basılmış. Konya'nın oy pusulası ise 1 metre imiş. Oy pusulasının bu kadar uzun olmasına üzüntü duydum.

Seçmen kabine girdikten sonra oy vereceği partisini bulmak için epey bir efor sarf etmesi gerekti.  

Seçmenin vereceği partiyi bulup tercih ve evet mührünü bastıktan sonra katlaması, katladığı pusulayı zarfa yerleştirebilmesi öyle zannediyorum, çoğu seçmeni zorladı.

Katlanan oy pusulası zarfı da anormal bir şekilde kalınlaştırdığı için zarfı oy sandığına katmak da mesele oldu. Zarflar kalın olduğu için görevliler zarflar iyice yerleşsin diye sık sık sandığı sallamak zorunda kaldı.

Tüm bunlar oy kullanan için stres ve oy kabininde uzun durma demektir. Dışarıda bekleyenler için de zaman kaybı. Bu da oy vermek için bekleyenlerin uzun kuyruk oluşturmasına sebep oldu. Bu yüzden kabindekiler görevliler tarafından acele edin diye sık sık uyarıldı.

Sandıklar açıldıktan sonra oy pusulasıyla imtihan sandık görevlilerine geçti. Bu pusulaları yırtmadan zarftan çıkarmak, bunları masanın üzerine koymak, tek tek saymak, evet mührünün basıldığı yeri bulmak için sandık başkanının gözünün sağa sola epey bir gidip gelmesi gerekti. Bir mührü bulmakla da iş bitmiyor. Acaba mükerrer mühür var mı diye tekrar pusulanın bir başından diğer başına bir hızla göz gezdirmesi, pusulanın arkasına bakması gerekti.

Bununla kalsa iyi. Pusula uzun olunca haliyle her parti ve bağımsızların aldığı oya çentik atmak için bir o uzunlukta tutanak gerekiyordu. Bereket tutanaklar o uzunlukta değildi ama 5-6 sayfadan müteşekkil A4 kağıdına geçirildi. Pusuladaki her partiye oy çıksaydı, yazanların çekeceği vardı. İyi ki seçmen her partiye oy vermemiş, seçmenin verdiği partiler 5-6 parti ile sınırlı kalmış. Değilse, adını ilk defa duyduğun partinin sütununu ara dur. 5-6 bilemedin 7-8 parti dışında diğer partiler ve bağımsız adaylar sıfır çekti.

Hasılı, birleşik oy pusulasının bu kadar uzun olması, adını ve sanını ilk defa duyduğumuz parti bolluğundan. Bazı partiler başka partinin listesinden girmeyip onlara da ayrı bir sütun açılsa, varın oy pusulasının uzunluğunu düşünün. Bir de seçime girmeyen 75-80 civarında parti var. Bunlar da seçime girmeye kalsaydı, öyle zannediyorum 2-3 metrelik bir oy pusulası ile karşı karşıya kalacaktık. Herhalde böyle bir oy pusulasını kabine birkaç kişi tutunarak götürmesi gerekecekti. İyi ki tüm partiler seçime girmediler.

Bu uzun oy pusulasının kazananı öyle zannediyorum, bu uzunluktaki bir matbaaya sahip olup bu pusulayı basan firmadır. Bir diğer fayda sağlayan ise oyları okuyan sandık başkanlarının gözlerine olmuştur. Çünkü evet mührünü bulmak, mükerrer mühür var mı diye gözlerini sağa sola çevirmek için tüm eforlarını gözlerine vermeleri göz jimnastiği yönüyle faydalı olmuştur.

Yazımı sonlandırırken bu ülkede bu kadar partinin olmasının garip olduğunu, kurulan her partinin seçime girmediğini, seçime giren çoğu partinin bir oy bile alamayarak sıfır çekmeleri, sıfır çekeceklerini bile bile seçime girmeleri ve bundan mütevellit oy pusulasının uzamasına sebebiyet vermeleri düşündürücü. Gerçekten hiç tabanı olmayanlar niçin parti kurup seçime girerler? Sıfır çekince kendilerini niçin sorgulamazlar? Niçin partilerini kapatma yoluna gitmezler? Haydi bunlar çeşitlilik olsun diye parti kurup seçime giriyorlar. Devlet yüzde bir bile alamayan partilere niçin müdahale edip sınırlama getirmez? Pekala iki seçime girmeyen parti kapatılır, seçime girdiği halde yüzde birin altında oy alan parti lağvedilir veya yüzde birin altında oy alan partiden, payına düşen seçim masrafı alınır şeklinde bir maddeyi yasaya ekleyebilir.

Ne yapılıp ne edilecekse, parti sayısının ve seçime katılan parti sayısının alabildiğine düşürülmesinde fayda var. Öyle ben parti kuruyorum, şu da listemiz müracaatıyla, tabanı olmadığı halde önüne gelen parti kurmaya kalkmamalı. Bu ülke bu parti enflasyonundan ve seçimlerde bir metrelik oy pusulasından bir an evvel kurtulmalı. Ekonomik enflasyon bu ülke insanına yeter de artar bile. Ayrıca ikinci enflasyona gerek yok.

Siyaset ve Seçmen

Her seçmen siyasetçi için bir müşteridir. Bu müşteri velinimettir. Siyasetçi bu velinimet sayesinde siyaset yapmaktadır.

Siyasi yolculuğa çıkan iyi ve güven veren bir ekiple yola çıkmalıdır.

Siyasette varlık göstermek ve yönetimde söz sahibi olmak isteyen siyasetçi, müşterisini iyi tanımalıdır. Bu tanıma içerisinde seçmenin inancını, fikrini, zikrini, hoşlandığı ve nefret ettiğini, isteklerini ve beklentilerini bilmek vardır. Kısaca toplumu okumak gerekir. 

Toplumu okuduktan sonra sorunları tespit etmeli, bu sorunları öncelik sırasına göre ivedi, orta ve uzun vade olarak belirlemeli, bunlara dair çözüm önerilerini tespit etmelidir. 

Kendini ifade etmede, sorun ve çözüm önerilerini aktarmada ikna edici olmalıdır. İkna edemediğin doğru doğru değildir. Bunun için güven vermek şarttır. 

Hitabeti güçlü olmalıdır.

Hazırcevap olmalıdır.

Halkın dokusuna uygun projeler geliştirmelidir. 

Halka rağmen siyaset yapmamalıdır. 

Halkın değerleriyle cebelleşmemeli. Halka ve değerlerine yabancı olduğu görüntüsü vermemeli. 

Halka tepeden bakmamalı, halktan biri ve halkın içinden geldiğini hissettirmeli. Seçmen kendisini görünce kendisinden biri bilmeli. 

Kazanmak için elinden gelen çabayı göstermeli. Gerisini gereği için seçmene bırakmalı.

Seçimi kaybettiği takdirde seçmeni suçlamayı aklının ucundan bile geçirmemeli, seçimlerde hile var, oylar geç sayıldı, sayımda yönlendirme yapıldı türünden mazeretleri arkasına sığınıp bahane üretmemeli.

Centilmenliği elden bırakmamalı. Kazanan partiyi ve siyasetçiyi tebrik edebilmeli.

Kazandığı takdirde havaya girmemeli.

Kazanan nasıl kazandığını, kaybeden niçin kaybettiğini derinlemesine irdelemeli. Aksayan yönleri tespit edip bir sonraki seçimde aynı hataları yapmayacak şekilde dersler çıkarmalıdır.

Koyduğu hedefi yakalayamadığı veya kazanamadığı takdirde görevini bir başkasına bırakacak şekilde istifa edebilmelidir. Partisine taze kan gelmesinin yolunu açmalıdır. Koltuğunda çakılıp kalmamalıdır.

Muhafazakarlık Tasvip Edilecek Bir Şey midir?

Türkiye halkının büyük bir çoğunluğu kendini muhafazakar olarak ifade eder. Bazıları muhafazakar olmayı bir övünç kaynağı olarak söylerken bazıları muhafazakarlığı eleştiri konusu yapar.

Muhafazakarlık övünülecek bir şey midir yoksa eleştirilecek bir şey midir? Önce kelimeye bir bakalım. 

Muhafaza; koruma, saklama,

Muhafazakar; tutucu,

Muhafazakarlık; tutuculuk anlamına geliyor TDK'ye göre.

Baştan söyleyeyim, tutucu anlamı bana itici gelse de muhafazakar ifadesi kulağıma daha hoş geliyor. Kendisini muhafazakar olarak tanımlayan birinin de öyle zannediyorum, tutuculuğu kabul edeceğini sanmıyorum.

Muhafazakarlığı mevcudu koruma, yenilik ve gelişmelere özellikle dini ve siyasi alanlarda kapalı olma, tuttuğunu bırakmama, öğretilmiş ezberlere göre hareket etme, ezberleri bozmama şeklinde anlayabiliriz.

Muhafazakarlığa bu anlamları versek de Türkiye'de kendisini muhafazakar olarak tanımlayan kişilerin çoğunluğu kendini dini değerlere saygılı ve dinin gereklerini yerine getirmeye çalışan olarak görür ise de kendisini dindar olarak tanımlamayan; laik, seküler, Kemalist ve çağdaş görenlerin aynı zamanda sosyal demokrat, sağcı, milliyetçi ve mukaddesatçı, örf ve afetlere bağlı görenlerin çoğu da mevcutlarını korumaları hasebiyle onlar da muhafazakar sayılır. Çünkü gördüğüm kadarıyla düşünce olarak mahallelere bölünmüş insanımız kendisini ait gördüğü muhiti kolay kolay terk edemiyor. Zaten terk etmek ise de mahalle baskısına maruz kalır. Kendi mahallesinden dışlanır ve satılmış muamelesi görür. Bu yönüyle bu ülkede yaşayanlar farklı mahallelerde yaşasalar dahi muhafazakardır. Çünkü tüm mahalleler mevcut düşünce ve yaşantısında ödün vermemek üzere bilenmiş durumda. Her biri de gittiği ve tuttuğu yolun doğru olduğuna inanmaktadır.

Bu ülkenin muhafazakarlığından, teşbihte hata olmaz ise konuyu Kur’an’ı Kerim’de eleştirilen müşrik Arapların dinine getirelim. Önce bu konuda nazil olan iki ayetten birine yer verelim: “Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklar)?”(Bakara, 170.ayet). Müşrik Arapların dinine bu ayetten hareketle “Atalar dini” adını verebiliriz. Getirdiği dinin İbrahim peygamberin dini olduğunu Hz Muhammed söylemiş olmasına rağmen müşrikler, “Biz de İbrahim’in dini üzereyiz ama Muhammed gibi düşünmüyoruz” demek suretiyle Hz Muhammed’in din anlayışına şiddetle karşı çıkmışlar  ve mevcut din anlayışlarını muhafaza etme mücadelesi vermişler ve peygamberi yıllar yılı uğraştırmışlardır. Mevcudu koruma, yeni din anlayışına karşı olmaları sebebiyle peygamberin mücadele ettiği müşrik Arapları, bugünün terimiyle muhafazakar görebiliriz.

Bu tür muhafazakarlıkta geçmiş müktesebatı kaybetme korkusu vardır. Var gücüyle postu deldirmemeye çalışır. Bu yönüyle bakarsak muhafazakarlık tasvip edilecek bir şey değildir.