8 Mayıs 2023 Pazartesi

Alternatifsizlik Siyaseti

Başarını getiren yollardan bir tanesi de alternatifsizlik siyaseti diyorsunuz. Bildiğim kadarıyla karşınıza birden fazla rakip çıkıyor. Bunlar alternatif değil mi?

Sen onları alternatif mi sanıyorsun? En zayıf halka onlar. Onları gören yine en iyisi bu. Buna vermeyelim de şuna mı verelim deyip dönüyor bana.

Onlar durumlarını bilmiyorlar mı? Kazanamayacaklarını bildikleri halde karşına niye çıkıyorlar?

Yenilen güreşçi güreşe doymaz denileni yerine getiriyorlar.

Madem hep kaybediyorlar. Karşına çıkmayıp tek başına seçime girsen olmaz mı?

Olur mu öyle şey. Bu bir defa demokrasiye aykırı. Mutlaka karşına aday çıkmalı. Bir de tek başına seçime girdiğin zaman kazanmanın pek keyfi olmaz. Karşına çıkacaklar ki onları evire çevire yeneceksin.

Güçlü aday çıkarmıyorlar mı senin karşına?

Çıkaramazlar. Çünkü kendileri bir köşe başı tutmuşlar. Orayı kimseye bırakmak istemezler. Böyle bir adayı ben de istemem. 

Siz ne yapabilirsiniz ki? Sanki adayları sen mi belirliyorsun? 

Aslında kendileri belirliyor da ben belirliyoruz gibi bir şey. 

Nasıl yani? 

En zayıf halka adaya çık karşıma deyip muhatap alıyorum. Bunu gittiğim her yerde söylüyorum. Mecburen çıkıyor karşıma. 

Diyelim ki senden oh alacak, güçlü bir aday çıkarsa? 

Çıkmaya kalkanı dört bir taraftan bombardımana tabi tutarım. Ne olduğunu anlamadan dağılıyor. Bir nevi itibar suikastı yapıyorum. Bir diğer hamlem daha var. Potansiyel aday olursa, onu ne yapıp ne edip yanıma çekiyorum. Bakanlık, vekillik vs. veriyorum. Bir bakmışsın, yanımda. Böylece meydan bana kalıyor. 

Güçlü bir figür iken yanına nasıl geliyorlar? Nasıl beceriyorsun bunu?

Kaçın kurrasıyım. Bu işin içinde iyice piştim. Herkesin satın alınan zayıf bir noktası vardır. Orayı yakaladım mı, hiç kurtuluşu yok.

Tek başına nasıl yapıyorsun tüm bunları?

Tek göründüğüme bakma. Geri planda benim için çalışan bilinen ve bilinmeyen ne güçler var. Onlar geri planda senaryoyu hazırlar, işi pişirirler. Ben de oynarım.

Hasılı geri plandakiler, piyasaya çıkan rakipler hep sana çalışıyor ve meydan sana kalıyor.

Aynen öyle.

İstismar Siyaseti

Başarı ve kazanç yollarından biri de istismar siyaseti demiştiniz. Bununla ne kastediyorsunuz?

Din, iman, Allah, ayet, hadis vs. 

Bayrak, ezan, vatan, millet, Sakarya vs. 

Cami, imam hatip okulları vs. 

Slogan, hamaset vs. 

Başörtüsü, giyim-kuşam vs. 

Milli ve manevi değerler vs. 

Milliyetçilik, ülkenin bekası vs. 

Hizmet vs. 

Hak, hukuk, adalet vs. 

Namus, şeref, haysiyet vs. 

Derviş gibi görünmeye, dinin ve değerlerinin yegane savunucusu ve koruyucusu gibi gösteririm kendimi.

Tüm bunlar ve daha fazlasına söylemlerinde yer verirken rakiplerimi de bunların karşıtı gibi göstermeye çalışırım. 

Onları LGBT savunucusu, teröre destek veren, teröristlerle birlikte hareket eden olarak gösteririm. 

Ülke elden gidiyor, bunlar ülkeyi peşkeş çekecekler, terörist başını serbest bırakacaklar derim. 

FETÖ'cülerle görüşüyorlar derim. 

Diyaneti kapatacaklar derim. 

Derim oğlu derim. 

Rakiplerini itham ettiğine kendin de inanıyor musun?

Benim inanıp inanmamam önemli değil. Önemli olan halkın buna ikna olmasıdır.

İkna oluyorlar mı bari?

Hem de nasıl.

Bu söylemler sana başarı getirecek mi?

Yüzde yüz hem de.

Ayıp değil mi bu yaptığın?

Sonuç aldıktan sonra niye ayıp olsun.

Başarı için izlediğin başka yol var mı? 

Var elbette. Ben eşeğimi sağlam kazığa bağlarım. Bir de alternatifsizlik siyasetin var. 

O nedir? Onu da sonra anlatayım. 

7 Mayıs 2023 Pazar

Üçüncü Meşgalem

Emekli olup olmayacağımı sordu geçen gün bir yönetici.

Ne emekliliği? 65 yaş ve iki polis zoruyla, dedim.

*

Zaman zaman emeklisin değil mi diyorlar.

Hayır, hala çalışıyorum diyorum. 

Beni şaşırtan biraz da kendisi şaşırsın.

*

Çalışmayı düşünüyor musun hala diyen eksik olmuyor. 

Daha düşünmüyorum, şimdilik çalışıyorum. Emekli olup da ne yapacağım. Zira bir meşgalem yok diyorum.

Bulursun bir şey. Yok mu tarla, bağ diyor. Sanki alıverdi de olmaz dedim.

*

Geçen gün biri daha sordu ne zaman emekli olacağımı. 

Emekli olayım olmaya da ne iş yapacağım dedim. 

Ayıp oluyor ama senin işin var zaten dedi. 

Ne işi dedim. 

Yürüyüş yapıyorsun boşluk buldukça. Bol bol yürürsün. Bir de zaten yazıyorsun durmadan. Daha ne iş ararsın? Akşam birden olur dedi.

Ben de emeklilikte sonra iş verecek diye sevinmiştim.

*

Birbirini tanımamasına rağmen her gördüğüm çalışıp çalışmadığımı soruyor.

İlk zamanlarda beni düşünüyorlar diye düşündüm. Eksik olmasınlar dedim. 

Sonra düşündüm ki bu millet beni düşünmede bu kadar iyi olamaz. Bu biraz fazla. Var bunun altında bir şey dedim. 

Anladım ki eğitim ve öğretimin kurtuluşu benim emekli olmamda.

*

Tansiyon kontrolü için bazen eczaneye bazen de hastaneye gidiyordum. Gittiğim yere ikinci gidişimde bir mahcubiyet hissediyorum. 

En son gittiğim eczaneye fiyatlarını sordum. 600 TL fiyatı. Tansiyonunun kaç olduğunu kendisi sesli söylüyor. Yaşlılara bunu öneriyoruz dedi. Bir diğeri de 650 lira imiş. Her ikisi de garantili imiş. Belli ki bu eczacı hanım kızımız da beni yaşlı kategorisine koymuş. Bir de hala çalıştığımı söylesem ne derdi acaba? Al ondan sonra başına belayı. Belli etmedim ama sen misin beni yaşlı sınıfına dahil eden. Almayacağım dedim içimden. Bir değerlendireyim dedim, çıktım.

Aklı sıra kızımız ölçtüğünü sesli söyleyeni tavsiye ederken rakamları okuyamayacağımı düşündü. Bilmiyor ki genç kasiyer kızımızın gözlüğüyle okuyamadığı barkodu çıplak gözle okuduğumu.

Burada yaşlısın, kabul et diye eczacı kızımız gibi moral bozanınız çıkabilir. Ayakları çekmeyen kayın peder bile daha yaşlı olduğunu kabul etmiyor ki ben edeyim, öyle değil mi?

Neyse bana seslisini önererek bir müşteri kaybetti eczacı. Ama ikinci kez tansiyon ölçtürmeye de gidemezdim.

Olmayacak böyle bir tansiyon aleti almalıyım dedim. Sonunda bu ucuzlukta bir tane tansiyon aletim oldu. Akşam sabahın dışında günde sayısız kere ölçüyorum.

Tansiyon ölçmeden önce bir beş dakika, bir de tansiyon ölçerken belli bir vakit geçiyor. Bir de kendi kendime ölçüyorum, iyi mi? Bu arada pek kolay, pek de zevkliymiş ölçmek. Kimseden yardım almadan ölçünce, bunun keyfi daha bir başka oluyor. Hele bir de tansiyon kıvamında çıkarsa, zevkten dört köşe oluyorum. Beğenmedim mi bir daha bir daha  ölçüyorum. Sonunda tansiyon aleti pes ediyor. Daha dünyaya ne kazıklar çakarım diyorum.

Günlük sayısız ölçmeyi biraz daha artırırsam, yürüyüş ve yazma dışında bir üçüncü meşgale olarak tansiyon ölçme işim olacak. Keyfime diyecek yok. Kısa günün kârı. Daha ne isterim.

Emekli olduktan sonra gittiğim yere tansiyon aletini de götürür. Oturduğum bankta yanıma gelip oturana dur bir tansiyonunu ölçüvereyim deyip meşgaleyi artırmayı düşünüyorum.