8 Mayıs 2023 Pazartesi

İstismar Siyaseti

Başarı ve kazanç yollarından biri de istismar siyaseti demiştiniz. Bununla ne kastediyorsunuz?

Din, iman, Allah, ayet, hadis vs. 

Bayrak, ezan, vatan, millet, Sakarya vs. 

Cami, imam hatip okulları vs. 

Slogan, hamaset vs. 

Başörtüsü, giyim-kuşam vs. 

Milli ve manevi değerler vs. 

Milliyetçilik, ülkenin bekası vs. 

Hizmet vs. 

Hak, hukuk, adalet vs. 

Namus, şeref, haysiyet vs. 

Derviş gibi görünmeye, dinin ve değerlerinin yegane savunucusu ve koruyucusu gibi gösteririm kendimi.

Tüm bunlar ve daha fazlasına söylemlerinde yer verirken rakiplerimi de bunların karşıtı gibi göstermeye çalışırım. 

Onları LGBT savunucusu, teröre destek veren, teröristlerle birlikte hareket eden olarak gösteririm. 

Ülke elden gidiyor, bunlar ülkeyi peşkeş çekecekler, terörist başını serbest bırakacaklar derim. 

FETÖ'cülerle görüşüyorlar derim. 

Diyaneti kapatacaklar derim. 

Derim oğlu derim. 

Rakiplerini itham ettiğine kendin de inanıyor musun?

Benim inanıp inanmamam önemli değil. Önemli olan halkın buna ikna olmasıdır.

İkna oluyorlar mı bari?

Hem de nasıl.

Bu söylemler sana başarı getirecek mi?

Yüzde yüz hem de.

Ayıp değil mi bu yaptığın?

Sonuç aldıktan sonra niye ayıp olsun.

Başarı için izlediğin başka yol var mı? 

Var elbette. Ben eşeğimi sağlam kazığa bağlarım. Bir de alternatifsizlik siyasetin var. 

O nedir? Onu da sonra anlatayım. 

7 Mayıs 2023 Pazar

Üçüncü Meşgalem

Emekli olup olmayacağımı sordu geçen gün bir yönetici.

Ne emekliliği? 65 yaş ve iki polis zoruyla, dedim.

*

Zaman zaman emeklisin değil mi diyorlar.

Hayır, hala çalışıyorum diyorum. 

Beni şaşırtan biraz da kendisi şaşırsın.

*

Çalışmayı düşünüyor musun hala diyen eksik olmuyor. 

Daha düşünmüyorum, şimdilik çalışıyorum. Emekli olup da ne yapacağım. Zira bir meşgalem yok diyorum.

Bulursun bir şey. Yok mu tarla, bağ diyor. Sanki alıverdi de olmaz dedim.

*

Geçen gün biri daha sordu ne zaman emekli olacağımı. 

Emekli olayım olmaya da ne iş yapacağım dedim. 

Ayıp oluyor ama senin işin var zaten dedi. 

Ne işi dedim. 

Yürüyüş yapıyorsun boşluk buldukça. Bol bol yürürsün. Bir de zaten yazıyorsun durmadan. Daha ne iş ararsın? Akşam birden olur dedi.

Ben de emeklilikte sonra iş verecek diye sevinmiştim.

*

Birbirini tanımamasına rağmen her gördüğüm çalışıp çalışmadığımı soruyor.

İlk zamanlarda beni düşünüyorlar diye düşündüm. Eksik olmasınlar dedim. 

Sonra düşündüm ki bu millet beni düşünmede bu kadar iyi olamaz. Bu biraz fazla. Var bunun altında bir şey dedim. 

Anladım ki eğitim ve öğretimin kurtuluşu benim emekli olmamda.

*

Tansiyon kontrolü için bazen eczaneye bazen de hastaneye gidiyordum. Gittiğim yere ikinci gidişimde bir mahcubiyet hissediyorum. 

En son gittiğim eczaneye fiyatlarını sordum. 600 TL fiyatı. Tansiyonunun kaç olduğunu kendisi sesli söylüyor. Yaşlılara bunu öneriyoruz dedi. Bir diğeri de 650 lira imiş. Her ikisi de garantili imiş. Belli ki bu eczacı hanım kızımız da beni yaşlı kategorisine koymuş. Bir de hala çalıştığımı söylesem ne derdi acaba? Al ondan sonra başına belayı. Belli etmedim ama sen misin beni yaşlı sınıfına dahil eden. Almayacağım dedim içimden. Bir değerlendireyim dedim, çıktım.

Aklı sıra kızımız ölçtüğünü sesli söyleyeni tavsiye ederken rakamları okuyamayacağımı düşündü. Bilmiyor ki genç kasiyer kızımızın gözlüğüyle okuyamadığı barkodu çıplak gözle okuduğumu.

Burada yaşlısın, kabul et diye eczacı kızımız gibi moral bozanınız çıkabilir. Ayakları çekmeyen kayın peder bile daha yaşlı olduğunu kabul etmiyor ki ben edeyim, öyle değil mi?

Neyse bana seslisini önererek bir müşteri kaybetti eczacı. Ama ikinci kez tansiyon ölçtürmeye de gidemezdim.

Olmayacak böyle bir tansiyon aleti almalıyım dedim. Sonunda bu ucuzlukta bir tane tansiyon aletim oldu. Akşam sabahın dışında günde sayısız kere ölçüyorum.

Tansiyon ölçmeden önce bir beş dakika, bir de tansiyon ölçerken belli bir vakit geçiyor. Bir de kendi kendime ölçüyorum, iyi mi? Bu arada pek kolay, pek de zevkliymiş ölçmek. Kimseden yardım almadan ölçünce, bunun keyfi daha bir başka oluyor. Hele bir de tansiyon kıvamında çıkarsa, zevkten dört köşe oluyorum. Beğenmedim mi bir daha bir daha  ölçüyorum. Sonunda tansiyon aleti pes ediyor. Daha dünyaya ne kazıklar çakarım diyorum.

Günlük sayısız ölçmeyi biraz daha artırırsam, yürüyüş ve yazma dışında bir üçüncü meşgale olarak tansiyon ölçme işim olacak. Keyfime diyecek yok. Kısa günün kârı. Daha ne isterim.

Emekli olduktan sonra gittiğim yere tansiyon aletini de götürür. Oturduğum bankta yanıma gelip oturana dur bir tansiyonunu ölçüvereyim deyip meşgaleyi artırmayı düşünüyorum.

Üslup Siyaseti

Üslup siyaseti derken?

Üslup önemli. Bu üslup bana çok şey kazandırıyor ve hep kazandırıyor. 

Nasıl bir üslup? 

Kızıyorum, bağırıyorum, gürlüyorum, ağzımı bozuyorum, kırıp geçiriyorum, ağzıma geleni söylüyorum. Tepeden bakıyorum, dalga geçiyorum. 

Ağzıma gelen derken? 

Tabir yerindeyse küfür ve hakaret, kısaca hepsi var. 

Ayıp olmuyor mu böyle? 

Ayıp olabilir ama bu yaştan sonra değişirsem, güzel bir üslup kullanırsam, bak değişti demezler mi? Hem hoşuma gidiyor hakaret etmek. Büyük haz alıyorum. Birilerine ayıp olacak diye hazzımdan ödün mü vereyim. Dün neysem bugün de öyleyim. 

Küfür ve hakaret ederek nasıl kazanıyorsun? Normalde bu bozuk üsluptan dolayı kaybetmen gerek. 

Bu üslubuma sadece ben değil, sevenlerim de bayılıyor. Bu iş onları da memnun etme işi aynı zamanda. 

Küfür ve hakaret ettiklerin mahkemeye vermiyor mu? 

Verdikleriyle kalıyorlar ve mahkemeyi de kaybediyorlar. Sonra ben onları veriyorum, mahkemede de kazanıyorum. 

Nasıl? 

Ben hakaret edince onlar da bir şeyler söylüyorlar. Elim armut toplanıyor tabi. Ben de onları mahkemeye veriyorum. Sağ olsun hakimler, benim de anlatamadığım şekilde onları mahkum ediyor ve para ödüyorlar bana. Kazancımın bir kısmı da buradan. 

Seviye düşmüyor mu böyle?

Düşerse düşsün. Ben hep zirvede kaldıktan sonra seviyeyi ne yapayım ben.

Hakaretlerine yazılı ve görsel metin eleştiri getirmiyor mu?

Hele bir denesinler. Analarından doğdukları piş an ederim onları.

Ne yapabilirsin ki? Basın hür değil mi?

Hür olmaya hürler. Mevzuata boynum kıldan ince. Yalnız benim de elim armut toplamıyor. Kim aleyhime yazarsa, kapının önünde bulur kendini. Ayrıca verdiğim reklam ve yardım parasını kestim mi o zaman görürler günlerini.

Korkulur senden.

Hem de ne korkma. Sevdim mi adam gibi severim. Çizdim mi elimden kimse alamaz.

Başka ne tür siyaset yaparsın?

İstismar siyaseti. Bunu da sonra anlatayım.