20 Şubat 2023 Pazartesi

Yardım ve Bağışlar

Yardım ve bağış, ihtiyaçları gidermede hayırda yarışmak içindir. 

Adından da anlaşılacağı üzere gönüllülük esasına dayanır. Herkesin yardım yapması beklenir ise de yardım yapana niye yaptın, yapmayana niye yapmadın denmez. Niye fazla yaptın, niye az yapmadın denmediği gibi. Ayrıca kara listeye alınmaz. Bundan dolayı kimseye gönül konmaz. Verenden de Allah razı olsun, vermeyenden de denir.

Yapılan yardım küçümsenmez. Az olsun, çok olsun, bazı bağışların anlamlı bağış olduğu unutulmamalı. Ben de varım bunda, sizinle beraberim, çorbada benim de tuzum olsun demektir. Ayrıca sempatizanı ve destekçilerine siz de katılın demektir.

Yine unutulmamalı ki toplanan yardım ve bağışlar güven esasına göre yapılır. Güvene dair şüpheler varsa, bunu gidermek de yardım toplayan ya da yardıma öncülük edenlere düşer.

Yardımın gizli yapılması esas olmakla beraber teşvik amaçlı alenen de yapılabilir. Ayrıca şova döndürülmez.

Yapılan yardımın karşılıksız olması esastır. Ayrıca karşılık beklenmez, ayrıcalık tanınmaz. Yapılan yardım için beklentiye de girilmez. Karşılığı Allah'tan beklenir. 

Bağışlar, vergiden düşülmez. Ayrıca ihale vb. yollarla bağışı çıkarma niyet ve amacı güdülmez. Yani bir koyup beş alınmaz. Bir cepten diğer cebe konmaz. 

Milli dayanışma ve yardımlaşmada tek yürek olunması isteniyorsa, kimseyi ve hiçbir zümreyi dışarıda bırakmadan tüm bileşenlerin kampanyada yer alması gözetilir. Bu da yardım toplayanlara düşer.

Usulüne uygun, şartlarını yerine getirerek aynı amaca yönelik başka yardım toplayanlar olursa, bundan dolayı onlar dışlanıp tu kaka yapılmaz, haklarında ileri geri konuşulmaz, linç etmeleri için toplumun önüne atılmaz. Çünkü en ufak bir şüphe yardımları bıçak gibi keser. Toplanan yardımın yerli yerinde kullanılıp kullanılmadığına dair şüpheler varsa, ilgililerinin denetlemesi için yönlendirilir. Ayrışmayı değil, birleştiriciliği ön planda tutmak lazım.

Bağış ve yardımlarda en takdire şayan bağışlar, adı sanı belli olmadan, kendini ortaya çıkarmadan yapılan yardımlardır. Kumbarasındaki biriken parasını gönderen çocuk tüm sermayesini vermiştir. Bu çocuğun yaptığı bağış, milyarlar kazanan bir holdingin milyonundan daha değerli ve anlamlıdır.

Devletin kurumunun verdiği bağış, bağış olmaz. Çünkü bu, zaten devletin parasıdır. Bu, parayı bir kasadan öbür kasaya aktarmak demektir.

Kurum yöneticilerinin kendi öz kazançlarından yaptıkları yardım bağıştır.

Yardım ve bağışlar yerinde kullanılmak üzere kendisine tevdi edilenlerin, bu parayı kuruşu kuruşuna yerli yerinde kullanma gibi bir sorumlulukları vardır. Bu para amme malıdır. Amme malı ise sahibi olmayan yetim malı gibidir. Emanet har vurup harman savrulmadan yerine harcanmalıdır. Şeffaflık ve hesap verebilirlik adına gelir gider tablosu kamuoyuna açıklanmalıdır.

19 Şubat 2023 Pazar

Avcı Mehmet

Anlatacağım bu Avcı Mehmet, 4. Mehmet veya ava düşkünlüğünden dolayı kendisine Avcı Mehmet adı verilen, altı yaşında 19. Osmanlı padişahı olmuş, Kanuni'den sonra 39 yıl padişahlık yapmış Avcı Mehmet değil. Bu Avcı Anadolu'nun saf çocuğu bizim Mehmet Avcı.

Bitmez ve tükenmez bir enerjiye sahip. Kendi enerjisini kendisi ürettiği gibi ürettiği enerjiden karşı tarafa da verir.

Olduğu yerde uzun süre durmayı sevmez. Onu bir yerde durdurabilene aşk olsun. Kah orada kah burada. Uzaktan görüşme esnasında otururken bile çat çut sesleriyle sabit ve sakin durmadığı gözlerden kaçmaz. 

Kah yürüyüş yapar kah motora biner kah taksiye. 

Onu bir yerde bırakırsın ama o başka bir yerden çıkar. 

Ömrü çalışarak geçmiştir hala öyle. Evinin önündeki bahçesi, onun gazını alıyor yoksa onu evinde tutmak meseledir. 

Eş, dost, komşu, arkadaş ziyareti günlük yapması gereken görevlerinden birisidir. Ya birilerini ziyaret eder ya da peşine takar eve misafir getirir. Ulaşamadığı kişileri de sırayla günlük arar. 

Hatay Erzin'i mesken edinmiş ama bir bakmışsın Aydın'da bir bakmışsın Mersin'de bir bakmışsın Osmaniye'de bir bakmışsın Konya'da. Kısaca bir Hanya’da bir Konya’da.

Karakola gitmişliği, hapis yatmışlığı bile var. Yok yok onun hayatında. 

Her gittiği yer maceradır onun için. 

Her yerde tanıdığı birileri vardır. Hiçbirini de unutmaz. Ya ziyaret eder ya da telefondan arar. Halini hatırını sorarak hatır bilir, gönül alır. Bir yerde hiç tanıdığı yoksa yeni birileriyle tanışır. O tanıştığı kimse bundan sonra başına gelecekleri düşünsün. Zira peşini bırakmaz, belirli periyotlarla arar durur. 

Çevresi de pek geniş. İlahiyattan 5-6 dönem öncesini, dönemini ve sonrasını bilir. Kaçıncı dönem olduğunu, okulu kaç yılda bitirdiğini kendisinin de bildiğini sanmıyorum. 

Hareketinden, fikir dünyası da nasibini almıştır: Gençliği ülkücü, ilahiyat dönemi İrancı, cumasızlık dönemi de olabilir. Şimdi de ehlisünnet çizgisinin yılmaz savunucudur. Bu yönüyle de Kayserili Toprağını pek kızdırıp. Bir savunduğu daha var: Partisi. Daha doğrusu liderini. Ona düşman olanları düşman bilir. Düşmanlığı da hep dilinde. Merhametinden karıncayı bile incitemez.

Konya onun ikinci evi diyeceğim ama bana öyle geliyor ki birinci evi gibidir. 

Hasbi biridir. Kimseden bir şey beklemez. Hep verendir. Maddi, manevi ve yüreğini. Herkesin derdiyle dertlenir. Yük olmaz, yük alır.

Hareketi sevdiği gibi muhabbeti de sever. Nereye gitmişse tüm tanıdıklarını bir yerde toplamayı iyi becerir. Eli kanda da olsa yapar bunu. Her yere gittiği gibi misafir geldiği yere  misafir alarak onları ev sahibi gibi ağırlar.

Ne zaman Erzin’den Konya’ya gelecek olsa arabanın içini ve bagajını siparişlerle doldurur. Kim ne isterse getirir. Gelirken bahçesinde ne varsa ikram etmek için ortaya döker. Onun hareketi demek bereketi demektir.

Derdi var mıdır, yok mudur bilmiyorum ama insan olup da derdi olmayan yoktur. Buna rağmen yüzünde hiç gülmesi eksik değil. Hep pozitiftir. Herkese de bu pozitif enerjisinden dağıtır.

Bu kadar hareketine rağmen niçin kilolu ve göbekli olduğu düşündürücü. Çünkü ters orantılıdır. Yine bu kadar hareketine rağmen kitap okuduğunu söylemesidir. Ne ara okur, bilinmez. Kitapların dili olsa da bir söylese. Yine okuduğu kitapların bilgisini bugüne kadar sır gibi saklıyor. Tek paylamadığı da budur.

Erzin’in depremden etkilenmemesinde onun denge unsuru olarak ağırlığının payı olduğu düşünülmektedir.

İşte bizim Avcı böyle biridir. İleride uzmanların bu kişiliği; hareketine, bereketine, güler yüzüne, içtenliğine, doğallığına, muhabbetine, hasbiliğine, dağıttığı pozitif enerjisine ve kilosuna dair inceleme için bir çalışma başlatacakları beklenmektedir.

Devlet Var mıydı, Yok muydu?

Deprem afetinin yaralarını tam saramadan, depremzedelerin acılarını dindiremeden, depremzede var olma mücadelesi verirken ve bir yakınını defnedip diğerine koşarken birileri "Devlet vardı/devlet yoktu" tartışmasını yapmaya başladı. 

Yapılanları, yazılıp çizilenleri, kavgayı hayret ve ibretle izliyorum. 

Tüm bu kavgayı ocaklarına ateş düşen depremzede yapsa, hakları var, acılarından varsın konuşsunlar, ne derlerse kabulümüzdür diyeceğim. Ama depremzede suskun, depremzede yaralı, depremzede hayat-memat ayakta kalma mücadelesine odaklanmış.  Çünkü anası ölmüştür, babası ölmüştür, kardeşi, eşi, çocuğu, komşusu ölmüştür. Yani işi başından aşkın. Evimi, batkınu, eşyasını kaybetmiş. Aynı zamanda soğukla boğuşuyor. Fırsat buldukça için için ağlıyordur, belki de sıkıntısını içine atmış, ağlayamıyordur bile. Acıların çocuğu olmuştur zira. 

Durum bu iken devlet vardı, yoktu kavgası troller tarafından sosyal medyada devam ettiriliyor. Bugünden yarına bu kavga duracağa da benzemiyor.

Bu kavga savunmacı ve saldırgan anlayışa sahiplenenlerin kavgasıdır. Savunan kesim koruyup kollama adına bunu yapıyor. Saldıran kesim de fırsat bu fırsat, nasıl vurur nasıl zayıflatırsam, kar mantığı güdüyor.

Gelelim devlet var mıydı, yok muydu sorusunun cevabına. Bu soruya, savunmacı ve saldırgan kesim gözüyle cevap vermeyeceğim. Zira her ikisi de olgudan ziyade algı savaşı veriyor. Allah bunları bildiği gibi yapsın. Bu soruya cevabı depremzede gözüyle vereceğim. Devlet hem vardı hem de yoktu. Nabza göre şerbet, hem nalına hem mıhına türünden iki tarafı da memnun etme niyetinde değilim.

Depremin ilk anından itibaren devlet ayaktaydı, harekete geçti. Deprem bölgesinde oldu. Bir yerlerin ucundan tuttu ve arama kurtarmaya başladı. Elindeki insan gücüyle elinin yettiği yerlere elini uzattı. Ben buradayım dedi. Devleti bu şekil yanında gören halk için devlet vardı. Çünkü yanlarındaydı.

Gelelim devlet yoktu diyen depremzedelere. Bunlar için de devlet yoktu. Çünkü deprem bölgesi bir il, birkaç ilçe ve köylerden ibaret değil. 10 şehri yıkıp geçen büyük bir alan. Bu alanda 13 milyon insan yaşıyor ve binlerce ev yıkılmış, binlerce kişi enkaz altında kalmış. Elindeki arama kurtarma insan gücü ve imkanlarla devletin 13 milyon kişiye ve binlerce enkaza aynı anda ulaşması ve yeterli gelmesi mümkün değil. Zaten bu yüzden devlet tüm dünyaya acil yardım çağrısı yaptı. Kendi kendine yetebilseydi, hiçbir ülkeden yardım istemezdi. Diğer ülkelerden ve Türkiye'nin her bir yerinden gönüllülerin deprem bölgesine gelmesi zaman aldı. İşte bu süreçte devleti yanında göremeyen depremzede için devlet yoktu. 9.10.11.12. gün dahi enkazdan canlı kurtarmak bile arama kurtarma ekiplerinin bu enkazlara geç intikalinin bir göstergesidir.

Filistin ve İsrail meselesine dönüştürdüğümüz bu konu bu kadar basit. Yeter ki anlamak isteyelim. 

Bu konuya basit bir örnek vereceğim. Evinize birkaç misafirin gelmesiyle aynı anda 30 misafirin gelmesi bir olur mu? Birkaç misafire gösterdiğiniz ilgi, alaka, izzet ve ikramı 30 kişiye gösterebilir, aynı oranda hizmet yapabilir misiniz? Ne mümkün. Çünkü birkaç misafiri ağırlamak başka 30 kişiyi ağırlamak başka. Birkaç misafiri ağırlarken her şey tıkırında olurken çok misafire iki ayağımız pabuca girdiği gibi aksaklıklar da olur. Fazla misafir evde iken veya ayrıldıktan sonra ev sahibi iyi bakamadı derken az misafir ev sahibi çok iyi baktı der.

Anlatmak istediğim, 1 milyonluk şehrin enkazına bakmak ile 13 milyonluk şehirlerin enkazına bakmak aynı değildir. O yüzden aksama olur, gecikme olur. Bunu anlamamak için bir insanın kör ve sağır olmasına gerek yok. Biraz izan yeterli.

Burada devlet çok masum, her şeyi dört dörtlük yaptı demek suretiyle devlete yön verenleri temize çıkarma niyetim yok. Eksik ve aksağına rağmen bu devlet bizim devletimizdir. Eksikleri birlikte düzelteceğiz.

Burada direksiyonun başında oturanlar ve oturmak için hazırlık yapanlar bu büyük depremden dersler çıkarmalı. Demek ki çok ili vuran depremler de olabiliyor demeli. Devlet vardı diyenleri dost, yoktu diyenleri düşman bellememeli. Bu depremdeki aksayan yönleri güçlendirmek için daha büyük plan, program, hazırlık vs. yapmak için  kolları şimdiden sıvamalı. Organize, koordine, lojistik destek, malzeme, materyal ve insan gücü ne gerekiyorsa şimdiden daha büyük düşünmeli. Büyük devlet olmak, büyük düşünmeyi gerektirir.