1 Şubat 2023 Çarşamba

Niçin Sadede Gelmiyoruz?

Dinimizin geçmiş müktesebatından, peygamber ve sahabe hayatından, Osmanlı'dan güzel örneklere yer veren nice insanımız var. Eksik olmasınlar.

Verilen örneklerle dinimiz böyle bir dindir, peygamber böyle biridir, onun izinden giden sahabe de öyledir. Osmanlı zaten hep iyi şeyler yapmıştır mesajı verilmek isteniyor.

Elbette verilen her örnekle bunlardan bir hisse çıkarılma mesajı verilmek istense de genelde övgüye dayalı mesajlar bunlar.

Geçmişi unutmamak lazım elbet. Çünkü geçmiş bizi gelecekte bina edeceklerimizin temelidir.

Nedense orta yerde bu temelin üzerine bina ettiğimiz bir bina yok. Bir bina başlangıcı da yok.

Hala övgü üzerine geçmişi yaşıyoruz.

Bir türlü geçmişten günümüze gelemiyoruz.

Nedense övgüyü pek seviyoruz ve övgüyle avunuyoruz.

Geçmişimizle ve bize bıraktıkları müktesebatla övünelim övünmeye ama sadede de gelelim artık.

Bugün neredeyiz?

Geçmişin üzerine iyiye dair bir şeyler koyduk mu?

Yarına dair bir planımız var mı?

Geçmişin üzerine bir şeyler koyup gelecek nesle emanet edeceğimiz neyimiz var?

Bugün geçmişe dair verdiğimiz güzel örneklerden hareketle üzerine bir şeyler koyup dünyaya ve insanlığa bir örnekliğimiz var mı?

Dini yaşantı yönünden mi örneğiz?

Ahlak ve etik kurallarda mı örneğiz?

Teknoloji ve üretimde mi örneğiz?

Ne yaptık? Yeni bir medeniyet inşasına mı öncülük ettik?

Bu sorulara evet cevabı vermek zor.

O zaman geçmişe dair verdiğimiz örneklere birileri, bugün neredesiniz? Bir örnekliğiniz var mı dese ne cevap veririz?

Burada birileri savunma psikolojisiyle bugün örnek verilen milletler kanun korkusuyla kurallara uyuyor. Bu, onların ahlaklı olduğunu göstermez diyebilir. Böyle de olsa o ülkeler sonuç almak için kanun yolunu bulmuşlar. Sonunda başarmışlar bunu. Biz de sağlayalım bunu. Hangi yolla olursa olsun. Amaç üzüm yemek değil mi?

Ben o yüzden geçmişi unutmadan, geçmişten aldığımız güçle her alanda mesafe kat etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Sadede gelelim derken kastettiğim de budur. İnanın, geçmişe dair yaptığımız her övgü dolu paylaşım bir teselliden öteye gitmez.

Bir Bilen İki Müfteri

Dini tedrisat yapmış, bu alanda öğretmenlik ve yöneticilik görevinde bulunmuş iki tane muhterem var. Dilleri ve hamasetleri güçlü. Dini bütün bir görünümleri var. Satıcılık ve pazarlamada üstlerine yok. Ağızları iyi laf yapıyor. Yüksek kademelerde ilişkileri iyi yürütüyorlar. Sanırsın ki camianın tüm yükü üzerlerinde. Doğruluk ve dürüstlük abidesi mübarekler. Bir konuda ve her konuda bilmişliği kimseye bırakmazlar. Camianın dava adamları. Davayı da durmadan savunurlar ve kimseye bırakmazlar. Tüm bu meziyetlerinin yanında bir de bilmişlikleri varmış. Bu yönlerini de yıllar sonra bunları bilen birinden öğrendim. Gıpta ettim doğru kendilerine.

Merak ettiniz tabi bu bir bilen olmalarını. Anlatayım ki siz de kendinizi bu alanda yetiştirin.

2014 yılında çıkarılan bir kanunla, yöneticilikte dört yılını dolduranlara geriye yönelik puanlama kriteri getirildi. 8-10 maddelik kriter evet/hayırdan oluşuyor ve bu kriterlere göre bir yöneticinin başarısız olması söz konusu değil. Ama birileri elenmeliydi. Bu nasıl olacaktı? Tüm dört yılını dolduran yöneticilerin bir listesi oluşturulur. Bu liste bu yıllarda içinden bol yöneticinin çıktığı bir vakfa götürülür. Vakıfta dini bütün insanlar yer alır. Ama listedekilerin çoğunu bu zevat tanımıyor. Tanımadan puan verseler adalet ve liyakate sığmazdı. Çünkü çok korkarlardı haksızlık yapmaktan. Ne de olsa bunun eğitimini almışlardı. Hoş, bu görev üzerlerine vazife değildi ama misyon adamı olmak böyle bir şeydi. İmdatlarına tüm yöneticileri tanıyan yukarıda özelliklerini verdiğim iki bir bilen yetişir.

Otururlar vakfın köşesine. Çaylarını yudumlarken listeler de önlerine konur. Bu iki muhteremin biri bir listeyi, öbürü de öbürünü alır. Başlarlar çalışmaya. Şu nasıl? Paralelci. Çiz o zaman. Bu nasıl? Bu da paralelci. Bunu da çiz. Şu? Bu faşist. Bunu da çiz. Liste bu şekil baştan sona bu bilenlere sorulur. Bunlar da bildiklerini söylerler. Sayelerinde merkez üç ilçedeki 600 kadar müdürden 20 kadarı hariç diğer müdürlerin üzeri çizilir. Listeler bu şekilde daha üç ay önce kelle alması için atanan ilçe müdürlerine gönderilir. Onlar da sistem üzerinden hayır hayır butonlarına basarak müdürleri eleme görevini yerine getirir. Kendilerini bu göreve getirenlere karşı da ilk sınavlarını bu şekil geçmiş olurlar. Böylece okullar başarısız müdürlerden bir çırpıda kurtuldu. Bunlar yani bir bilen bu iki kişi olmasaydı, ilçe müdürleri bu ağır sorumluluğun altından nasıl kalkacaktı?

Bu bir bilen iki kişi neredeler şimdi? Yapılan iyilikler boşa gitmezdi. Her ne kadar onlar bu işi Allah rızası için yapıp balık bilmezse Halık bilsin demişler ise de biri kenarda, köşede müdürdü. Ayağını kaydırdığı merkezdeki bir okul müdürünün okuluna müdür olarak geldi. Ne de olsa mukarrabünden idi. Kenarda durdurmak yakışmazdı. Yakına gelmeliydi. Diğeri o zamanlarda öğretmendi. Bir müddet sonra ona da şöyle dört dörtlük bir müdürlük ayarlandı.

Bu bir bilen iki kişi hata yapmadı mı? İnsan olur da hata yapılmaz olur mu? Temizlik operasyonunda o kadar titiz davranınca çoğu kimse paralelci olmamasına rağmen elenmişti. Bu kadar hata kadı kızında bile olurdu. Sonradan bunlara kenardan, köşeden tekrar müdürlük verildi.

Bu bir bilen ve her şeyi özellikle karalamayı, lekelemeyi ve iftira atmayı çok iyi bilen bu iki kişiden biri nereye gittiyse, müdürlükte pek tutunamadı. Asli görevine döndürdüğü eski müdürlerle birlikte öğretmenlik yapıyor. İlerlemiş yaşına rağmen her türlü etkinlikte ve yıkama yağlamada onu görebilirsiniz. Diğeri ise yıllardır istediği ama olamadığı müdürlüğe bir oturdu, hala da oturmaya devam ediyor. İster öğretmenlik ister müdürlük yapsınlar, bunlar bu davanın vazgeçemediği iki neferdir. Vazife önemli değil onlar için. Önemli olan davaya hizmet. Vicdanları da rahat bu arada. Ha bu arada bu bir bilen iki kişi her şeyi bilseler de bilmedikleri bir şeyleri var. Vakıf bünyesinde yaptıkları kelle avcılığı görevini başkasının bildiğini bilmemeleri.

31 Ocak 2023 Salı

Müftü mü Yalan Söylüyor, DİB mi?

Nicedir haber izlememenin ve gündemi takip etmemenin mutluluğunu yaşıyorum. Belki gündemi takip edemedim ama bundan dolayı pek bir eksiklik hissetmedim.

Bu akşam o değilden haberleri açtım. Eski bir vekil, şimdilerde bir muhalefet partisinin genel sekreteri imiş konuşan. Vekilin konuştuklarının sonuna denk geldi kanalı açmam. Spikerin açıklamasına göre;

Eski vekilin 28 yaşında kızı vefat etmiş. Baba, vefatın 40.günü hatim indirmek ve ardından bir yemek vermek ister.  Yer için de Ankara'nın merkez ilçelerinden bir müftülüğü arar. Kendisine birkaç cami ismi verilir. Cami imamları farklı mazeretler öne sürerek yer talebini reddederler. Bir tanesi gençlik merkezimiz müsait, burada yapabileceklerini, yalnız müftülükten izin almaları gerektiğini söyler.

Hafta başında müftülüğe telefon açılır, durum anlatılır. Müftülükten gençlik merkezini kullanabileceklerini söylerler. Bir isim isterler. İsim verilir. Ne iş yaptığı sorulup, eski vekil, şimdilerde bir partinin genel sekreteri olduğunu söyleyince, telefondaki ses, istenen gençlik merkezinin tadilatta olduğunu, bu yüzden vermeyeceklerini söyler.

Bu durumdan haberdar olan partisinden bir yetkili "Müftünün araya girerek caminin kullandırılmasının önüne geçtiğine" dair bir Tweet atmış. Bu Tweete Diyanet'in Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği "İddiaların gerçek dışı olduğu, ilgili kişiye müftülüğün, gençlik merkezinin tadilatta olduğu ama camiyi kullanabilecekleri söylendiği fakat hatim indirmeye gelmedikleri, oluşturulan bu algıya karşı sağduyuya davet eden" bir açıklama ile cevap vermiş.

Habertürk'ten Mehmet Akif bu konuyu haber yaptı. Acılı babayı dinledi. Diyanetin duyurusunu verdi. Bu olayın aslını öğrenmek için gençlik merkezini vermeyen müftüyle görüşmek istediğini ama telefonlarına çıkmadığını açıkladı. Açıklamanın ardından spiker, DiB Genel Başkan Yardımcısı, adı geçen müftünün kendisine gönderdiği mesajı okudu: Mesajda, "15 tatili olduğundan, gençlik merkezinin gençlerin yoğun etkinlikleri ile dolu olduğundan, merkezin verilmediği..." yazıyor. 

Uzattım ama konu anlaşılsın diye mecbur kaldım. Biraz daha uzatıp bazı sorular soracağım:

1. Gençlik merkezi tadilatta mı yoksa gençlerin etkinliği dolayısıyla yoğun olarak kullanıldığı için mi verilmedi? Çünkü burada bir çelişki var. Müşavirliğin yaptığı açıklamada ilçe müftüsünün tadilatta olduğu bilgisine yer verilirken müftünün gönderdiği mesajı spikere gönderen genel başkan yardımcısının mesajına göre merkezin yoğunluğuna işaret ediliyor. Burada çelişkinin ötesinde bir yalan var. Diyanet ile müftülük arasında bir iletişimsizlik var. Öyle görünüyor ki müftünün, müşavirliğin basın açıklamasından da haberi yok. Müşavirlik de aslını müftü den öğrenmeden basın açıklaması yapıyor. Basit bir konu yalan üzerine kurgulandığı için yalancının mumu yatsıya kadar yanar sözü misali, akşam haberlerinde bu yalan ortaya çıktı. Burada yalanın tarafları ilçe müftüsü, Diyanet Basın Müşavirliği. Yani yalan Diyanet ile müftülük arasında gidip geliyor. Tek kelimeyle ayıptır, günahtır, vebaldir. Belki de tek doğru söyleyen gençlik merkezi müsait diyen cami görevlisi. Diyanet veya müftülük yalan söylüyorsa, vatandaşa ne diyeceğiz? İnanın, müftü keçi çaldı asparagas haberinden daha beter bir durum var burada. Her şeyin telafisi olur da bu yalanın telafisi olamaz. Bu kokuşmuşluk, bu aymazlık ümit ediyorum ki bir yanlış anlamadan kaynaklanmış olsun. Değilse yandık ve ağlayanımız yok demektir. Biz yine "Bir fasıl bir haber getirirse..." ayetini kürsülerden açıklamaya devam edelim. 

2. Belli ki gençlik merkezi muhalefetten birine verilmek istenmedi. Bu gençlik merkezini isteyen iktidar partisine mensup birileri olsaydı, acaba burası yine verilmeyecek miydi? Şayet verilecekse, cami ve müştemilatları sadece iktidara mı tahsis edilebiliyor? Camiler ve müştemilatları parti ayrımı yapılmaksızın herkese verilebilmelidir. Çünkü camilere ve müştemilatları herkese ait. Tek şart, burada siyaset yapılmayacak. Zira buralara asla siyaset girmemelidir.