31 Ocak 2023 Salı

Kimlik ve Kişilik Kayması

Bu ülkede Anayasaya göre herkes eşit vatandaş ise de gelen siyasi iktidarlara göre vatandaşın bazısı öz, bazısı da üvey evlat olur.

Siyaset öz evlat muamelesi yaptığı kişileri şu ya da bu şekilde ihya eder, korur ve kollar. Kişilerin istek, talep ve beklentilerine göre kimine makam ve mevki verir kimine de ihaleler verir.

Bu şekilde bir taraftan kendi bürokrasisini devlete yerleştirirken diğer taraftan da kendi zenginlerini üretir. Bu yolla kendilerini ölümüne savunacak fanatik taraftar elde ederler. Bunun yolu da iktidarlar için kılıf bulmaktır. Bu da çok kolaydır oturmuş bir sistemi olmayan, iyi kötü işleyen bir sistem varsa onu değiştirmek, iktidarlar için çocuk oyuncağıdır ve buna hak sahibidir. Çünkü bu ülkede sandıktan çıkmak demek her şeyi yapmak, yapabilmek demektir.

Tüm bu süreci izleyen üvey evlat muamelesi gören kesim ise var gücüyle haksızlık var, adaletsizlik var, devletin imkanları birilerine peşkeş çekiliyor diye feryat eder.

Bir taraftan da bize de bir fırsat geçer de bir gün biz de öz evlat olursak, biz onlara göstereceğiz günlerini demek suretiyle bilenir ve kinlenir.

Gün gelir, devran döner. İktidarlar değişir. Öz evlatlar üvey, üvey evlatlar da öz olur. Öncekiler makam ve mevkilerde alınır, yerlerine iktidarın yeni öz evlatları yerleştirilir. İhaleler de aynı şekilde yer değiştirir.

Niçin böyle olur? Çünkü bizde görüşleri ne olursa olsun, zihniyetler değişmez. Bakmayın birbirlerini kıyasıya eleştirdiklerine. Hepsi birbirinin kötü bir kopyasıdır. Hepsi birbirinin hocasıdır. 

Türkiye siyaseti bu şekildedir. Böyle gelmiş böyle gidiyor.

Beni bu siyasetimizde anlayışımızda şoke eden kendini dindar, mütedeyyin ve İslamcı kabul eden kimselerin tavrıdır. Dün makam ve mevkilere getirilmeyen ve ihalelerden pay alamayan bu kesim, orta yerde bir haksızlık yapıldığını bir incinmişlik ve ötekileştirilmiş psikolojisi içerisinde ayet ve hadis okuyarak dile getirir. Biz gelirsek, böyle yapmayacağız derlerdi.

Geldiğimiz nokta itibariyle bugün tüm makam ve mevkiler dindar ve mütedeyyin insanların elinde. Dünün mücahitleri de müteahhit oldular. Gördüm ki hak yeme, haksızlık yapma, birilerini koruyup kollama yönünden bu kesimin de diğerlerinden hiç farkı yokmuş. Belki de tek fark diğerleri bu işlerin kılıfını bulurken ayet, hadis, din ve imanı ağzına almıyordu. Bunlar ise hala ayet ve hadisi dillerinden düşürmeden aynı şeyi hatta daha fazlasını yapıyorlar.

Artık zulüm ve haksızlık bu kesimin dilinde değil. Ya görmüyorlar ya da görmek istemiyorlar. Hoş, çoğu da bir haksızlığın yapıldığına inanmıyor. 

İsterdim ki maalesef yapamadık. Ağzımıza yüzümüze bulaştırdık desinler.

Beni esas üzen haksızlığı ve gidişatı eleştirdiğin zaman bu kesimden niceleri, siyaset böyle. Yapmayan mı var şeklinde bir dönüşüm yaşaması. Ama biz böyle yapmayacaktık dediğinde olması gereken bu imiş denir. Aymazlığın bu kadarına da pes doğrusu. Ben buna kimlik ve kişilik kayması diyorum.

Ticaretin Raconu

"Üstadım, ticarete atılmak istiyorum. Ne önerirsin bana?"

"Sürekli mi olmak istiyorsun?"

"Elbette öyle. Ya değilse niye gireyim?"

"Ticaretin gerekleri ne ise onları yerine getir."

"Zaten onu yapacağım. Ama bu dediğin biraz yuvarlak oldu."

"Dürüst olacaksın, prensip sahibi olacaksın. Bir ürüne normal kar marjını koyup makul fiyata satacaksın. Olur olmaz, fiyat değiştirip durmayacaksın. Müşteriye güvenilir ve ciddi bir firma olduğunu göstereceksin. Müşteriye göre fiyat çekmeyeceksin. Alanında çok iyi olup elle gösterileceksin."

"Bunlar zaten olması gereken. Yalnız son cümlen dikkatimi çekti. Alanımda tek olmamı mı kastediyorsun?"

"Hayır, alanında tek olmaktan sakın. Bu sahada bu işi yapan başkaları da olsun ki rekabet edip kendini geliştirebilesin. Sakın ola ki rakiplerini budama. Onların bu sahada ekmek yemesi senin lehinedir. Değilse, tek kaldım, nasılsa alternatifim yok diye gözünü hırs bürür. Daha fazla kazanacağım diye önce fiyat yükseltirsin. Sonra nasılsa müşterinin eli mahkum diye onlardan güler yüzünü esirgersin ve nezaketi bırakıp kaba, saba davranmaya başlarsın. Bu da senin sonun demektir. Güler yüzü söylememe gerek yok. Zaten bu, ticaretin ilk kuralıdır. Bir diğer husus, müşteri memnuniyetini esas al. Müşteri aldığı ürünü sebepsiz değiştirme ve geri verme imkanına sahip olsun. Sakın ola "Satılan ürün geri alınmaz" gibi bir yazı yazma. Zira bu tür davranış sattığı ürününe güvenmeyen, büyüme gibi düşüncesi olmayan küçük esnafların işidir.”

“Başka?”

“Tüm bunları yaparken çalışanlarını gözet. Onlara insanca yaşayabilecekleri bir ücret ver. Hatta belli bir oranda kardan prim ver. Onlara iyi davran. Köle gibi kullanma.”

“Başka?”

“Hayır ve hasenatı ihmal etme, garip ve gurabayı koruyup kolla.”

“Başka?”

“Çeşidin ve fiyatların bol olsun. Her kesime hitap et. Giren eli boş gitmesin.”

“Başka?”

“Cironu artırmak için elindeki ürünlerden indirimli kampanya yapabilirsin ama şunu yapma. Satamadığın ürünün fiyatına önce bindirip sonra onun üzerini karalayıp ardından indirim diye yeni fiyat yazma. Zira bu müşteriyi avlamanın bir yoludur, psikolojik yönden müşteriyi kandırmaktır. Bunu bugün çoğu esnaf ve marketler yapıyor maalesef. Üstelik bu fiyat üzerinde oynamalar da birkaç gün içerisinde oluyor.”

“Başka?”

“Bir de küsurat hesabı yapma. Ürünlere sonu 90, 95 ve 99 ile biten rakam yazma. Zira bu işin de cılkı çıkarıldı iyice. Bu, müşteriyi kandırmanın farklı bir versiyonudur. Yazdığın küsurat müşteriye üzerini vereceğin şekilde olsun. Sorarım sana bugün 5 kuruşu, bir kuruşu hangi esnaf para üstü olarak verebiliyor?”

“Başka?”

“Yeter artık. Git ticaretine başla. Sana helalinden, bol kazançlar.”

Siyaset Kimin İşi?

Siyaset hayatın olmazsa olmazıdır. Birileri bu işi profesyonelce yapmalı. Kendisini, partisini, yaptıklarını, yapacaklarını, vizyonunu, misyonunu hangi yol ile olursa olsun, gidip anlatsın. Vatandaş da seçenekler arasında uygun gördüğüne gidip oyunu versin. Başta kaybeden olmak üzere sandıktan kim çıkarsa, herkes o partiyi tebrik etsin. 

Kim hükümet olmuşsa görevini yapsın. Seçmen kime hükümeti denetleme görevi vermişse, o da eleştiri ve öneri görevini yerine getirsin. Kazanan ve kaybedeni seçen seçmen de işine gücüne dağılsın. Bir beş sene kendi işine yoğunlaşsın. İktidar ve muhalefet olması gerekenin en iyisini, vatandaş da kendi işini en iyi yapsın. Yani herkes işine. Evli evine, köylü köyüne.

Beş yıl boyunca siyasetçiler dışında kimse bir şey demeyecek mi? Yerinde, zamanında ve kıvamında söylenir. İcraatlarından dolayı iktidar övülür, yerilir ve önerilerle yol gösterilir. Aynı şekilde muhalefete de görevini yapması için öneriler sunulur, söz ve eylemleri eleştirilir.

Buraya kadar yazdıklarım, siyaset adına olması gerekendir.

Bunun ötesi yani sandıkta son sözü söyleyen ve hakemlik görevini yerine getiren seçmenin beş yıl boyunca sabah akşam siyaset yapması, iktidarı akşam sabah övmesi veya eleştirmesi ya da muhalefeti sabah akşam övmesi veya yermesi bana garip geliyor. Maalesef durumumuz bu. Bu yaptığımızı boş ve avare insanların beyhude meşguliyeti olarak görürüm. İşimiz olsa böyle yapmayız. Bir toplumun yediden yetmişe bu şekil siyasete angaje olmasını ve asılmasını inanın, sağlıklı görmüyorum. 

Yaptığımız siyaset prensiplere dayalı, yol gösterici ve ufuk açıcı siyaset olsa, faydalı diyeceğim. Kişi seviciliği ve kişi korkutuculuğu üzerine kurulu bu siyaseti ucuz siyaset olarak görüyorum. Hazırında birbirimizi kırıp geçiriyoruz. Kızıp küsüyoruz. Değer mi kalp kırdığımıza, ömrümüzü boşa harcadığımıza. 

Faydası var mı bu şekil amatör siyasetin? Zerre faydası olmaz. Çünkü bu şekil amatör ve seviyesiz siyaset bizim millete sökmez. Zira bu toplumun hepsi politize olmuş ve kendisini siyasetin piri gibi görüyor. Üstelik herkesin safı belli. 

Kırıp geçirmenin ve boşça vakit geçirmenin dışında zerre faydası olmayan bu siyaset, işimize kendimizi vermediğimizin bir göstergesidir. Siz hiç işi olan, işine koşturan, işinin peşinde koşan ve rızkını arayan insanların siyaset yaptığını gördünüz mü? Ben görmedim şahsen. Bu insanların partisi yok mu? Siyasete dair sözleri ve görüşleri yok mu? Olmaz olur mu? Hem de alasını bilirler ama bir şeyi daha iyi bilirler. Hadlerini. Zira siyaset yapmak onların işi değil. Onların tek siyasetleri işleridir.

Toplumun kahir ekseriyetinin algıya ve dedikoduya dayalı ömrünü harcayarak yaptığı bu amatör siyaseti, inanın, profesyonel siyasetçiler yapmıyor.

Allah bu milleti, üzerine vazife olmayan bu şekil basit, yavan, faydasız ve gereksiz siyasetten bir an evvel kurtarsın. Herkese asıl işiyle ilgilenmeyi nasip etsin. Belki bu şekilde olursak, her birimiz iyi ve faydalı şeyler üretiriz de ülkeye ve insanlığa bir katkımız olur. Unutmayalım ki işimizi iyi yapmamız, kazancımızın karşılığı değil, karakterimizin dışa yansımasıdır.