Bu ülkede Anayasaya göre
herkes eşit vatandaş ise de gelen siyasi iktidarlara göre vatandaşın bazısı öz,
bazısı da üvey evlat olur.
Siyaset öz evlat
muamelesi yaptığı kişileri şu ya da bu şekilde ihya eder, korur ve kollar.
Kişilerin istek, talep ve beklentilerine göre kimine makam ve mevki verir
kimine de ihaleler verir.
Bu şekilde bir taraftan
kendi bürokrasisini devlete yerleştirirken diğer taraftan da kendi zenginlerini
üretir. Bu yolla kendilerini ölümüne savunacak fanatik taraftar elde ederler. Bunun
yolu da iktidarlar için kılıf bulmaktır. Bu da çok kolaydır oturmuş bir sistemi
olmayan, iyi kötü işleyen bir sistem varsa onu değiştirmek, iktidarlar için
çocuk oyuncağıdır ve buna hak sahibidir. Çünkü bu ülkede sandıktan çıkmak demek
her şeyi yapmak, yapabilmek demektir.
Tüm bu süreci izleyen
üvey evlat muamelesi gören kesim ise var gücüyle haksızlık var, adaletsizlik
var, devletin imkanları birilerine peşkeş çekiliyor diye feryat eder.
Bir taraftan da bize de
bir fırsat geçer de bir gün biz de öz evlat olursak, biz onlara göstereceğiz
günlerini demek suretiyle bilenir ve kinlenir.
Gün gelir, devran döner.
İktidarlar değişir. Öz evlatlar üvey, üvey evlatlar da öz olur. Öncekiler makam
ve mevkilerde alınır, yerlerine iktidarın yeni öz evlatları yerleştirilir.
İhaleler de aynı şekilde yer değiştirir.
Niçin böyle olur? Çünkü
bizde görüşleri ne olursa olsun, zihniyetler değişmez. Bakmayın birbirlerini
kıyasıya eleştirdiklerine. Hepsi birbirinin kötü bir kopyasıdır. Hepsi
birbirinin hocasıdır.
Türkiye siyaseti bu şekildedir.
Böyle gelmiş böyle gidiyor.
Beni bu siyasetimizde anlayışımızda
şoke eden kendini dindar, mütedeyyin ve İslamcı kabul eden kimselerin tavrıdır.
Dün makam ve mevkilere getirilmeyen ve ihalelerden pay alamayan bu kesim, orta yerde
bir haksızlık yapıldığını bir incinmişlik ve ötekileştirilmiş psikolojisi içerisinde
ayet ve hadis okuyarak dile getirir. Biz gelirsek, böyle yapmayacağız derlerdi.
Geldiğimiz nokta itibariyle
bugün tüm makam ve mevkiler dindar ve mütedeyyin insanların elinde. Dünün mücahitleri
de müteahhit oldular. Gördüm ki hak yeme, haksızlık yapma, birilerini koruyup kollama
yönünden bu kesimin de diğerlerinden hiç farkı yokmuş. Belki de tek fark diğerleri
bu işlerin kılıfını bulurken ayet, hadis, din ve imanı ağzına almıyordu. Bunlar
ise hala ayet ve hadisi dillerinden düşürmeden aynı şeyi hatta daha fazlasını yapıyorlar.
Artık zulüm ve haksızlık
bu kesimin dilinde değil. Ya görmüyorlar ya da görmek istemiyorlar. Hoş, çoğu da bir haksızlığın yapıldığına inanmıyor.
İsterdim ki maalesef yapamadık.
Ağzımıza yüzümüze bulaştırdık desinler.
Beni esas üzen haksızlığı ve gidişatı eleştirdiğin zaman bu kesimden niceleri, siyaset böyle. Yapmayan mı var şeklinde bir dönüşüm yaşaması. Ama biz böyle yapmayacaktık dediğinde olması gereken bu imiş denir. Aymazlığın bu kadarına da pes doğrusu. Ben buna kimlik ve kişilik kayması diyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder