30 Ocak 2023 Pazartesi

Bir İntihar Hali

Bir zamanlar aynı duygu ve düşüncelere, aynı din ve dünya görüşüne, aynı siyasi bakış açısına sahip olduğum insanlar vardı. Bunlarla bir araya geldiğimizde konuşacak o kadar konumuz olurdu. Konuş konuş bitmezdi. Birimiz bırakır diğeri konuşurdu.

Aşağı yukarı hep aynı düşünürdük. Olup bitenleri orta yere döker, bu sorunların nasıl giderileceğine dair görüşler serdederdik.

Güzel önerilerimiz vardı. Ama imkan, güç ve kuvvet bizde değildi. Ah, güç bizde olsaydı da nasıl yaşanabilir bir ülke ve dünya oluştururduk. Üstelik doğruluk, dürüstlük, çalıp çırpmama, yetimin hakkını koruma, devlet malını har vurup harman savurmama, çalışma bizde vardı.

Devran döndü, nöbet bize tevdi edildi. Zihniyetimiz iktidar oldu. Her makam ve mevkide bizler vardık. Belli bir süre iyi çalıştık. Dost düşman gıpta etti bize. Birçok mağduriyetler giderildi, yapılmayanlar yapıldı.

Devran böyle gidecek, daha iyi günler ve yaşanabilir bir ülke bizi bekliyor, daha yapacak çok şeyimiz var derken zirvede kendimizi yenileyememeye, bol kendimizi tekrar etmeye başladık. Bu tekrar, patinajmış. Bu patinaj bizi ileriye değil, gerisin geriye götürmeye başladı.

Geri gidiyoruz. Çünkü yanlış yapıyoruz diyene kimse aldırmadığı gibi böyle diyenler düşman bellendi. Ne öneri dinliyoruz ne de eleştiriye geliyoruz. Kim ağzını açarsa hurra saldırıyoruz ve yerin dibine sokuyoruz. Onları nankör, hain ve satılmış ilan ediyoruz. FETÖ ağzıyla konuşuyor diyoruz.

Geldiğimiz noktada adaletsizlik bizde, ahbap-çavuşu ilişkisi bizde, israf bizde, Yağma Hasan’ın böreği bizde, korku salma bizde, had bildirme bizde, dini kullanma bizde, slogan ve hamaset bizde, algıyı olgu kabul etme ve bununla yaşama bizde, yalan-talan bizde, U dönüşü bizde, torpil bizde, kayırıp kollama bizde, çelişki bizde, ağzı bozma bizde, hakaret bizde, savunduğumuz değerleri yok etme bizde, yapacaklarımızın ziyade kötüleme bizde, kokuşmuşluk, kibir, tepeden bakma, dini istismar bizde, değerlerin içini boşaltma bizde, her şeyi berbat etme bizde...

Bu eleştirilere en makul yaklaşan da “Bunu herkes yapıyor” diyor. İyi de hani biz yapmayacaktık, o zaman ne farkımız kaldı onlardan dediğinde “Öbürleri gelsin de gör gününü” diyor bu sefer.

Bugün itibariyle -hoş nicedir böyle- bizim mayamız da aynıymış, kumaşımız bozukmuş, yokmuş aslında bir farkımız diyorum. Üzerine bir de savunduğumuz değerlerin içini boşalttık. Bize güvenenlerin güven ve itimadını da yok ettik. Kısaca intihar ettik intihar.

Bu duruma düşmemize hiç başkasına kızmayalım. Zira hepsi kendi yapıp ettiklerimizdir.

Hala ayakta duruyorsak hala güçlüysek –buna ayakta durma denirse- bu bizim başarımız değil, başkalarının beceriksizliğidir. 13.08.2021

Sayaç Okumaya Öneriler

Müstakil veya apartman dairesinde oturuyorsunuzdur. Evinizin girişinde su ve elektrik saatleri vardır. Siz mesaiye gider gibi evinizden çıktığınızda su saatini veya elektrik sayacını okumak için evinize, mesaiye gelen görevliler vardır.

Sizin evden çıkışınız bellidir de bu görevlilerin ne zaman geleceği belli olmaz.

Geldiği zaman evde misin, bu ev sahibi kapıyı açmak için müsait mi demez, zile bastıkça basar. Tek basmayla da yetinmez. Çünkü beklemeye tahammülü yoktur. Zamanla yarışıyordur.

Otomatiğe basar, kapıyı açarsın. Bir teşekkür yoktur. Niye teşekkür etsin. Zira kapıyı açmak senin görevin.

Bir eli kapının ziline basarken diğer elinde telefonla ha bire konuşur birileriyle. Zamanı da yoktur. Hemen ezberden bildiği saatin kapağını açar.

Sen, gelen elektrik veya su saatine bakmaya gelmiş, işini bitirdikten sonra herhalde kapıyı kapatır deyip kapını kapatıp içeri geçersin.

Nice sonra dışarıya bir çıkarsın. Görevli işini bitirip gitmiş. Giderken de kapıyı ardına kadar açık bırakıp gitmiş. Mahallede ne kadar kedi varsa açılan kapıdan içeriye girmiş.

Bu tipler sadece işinin olduğuna bakan, kendine Müslüman tiplerdir.

Görgü, görenek, nezaket, incelik ve anlayış başka bir şey. İçimizde çok azımızda fazlasıyla olmakla beraber çoğunluğumuzda ara ki bulasın.

Dilin yanar, bu şekil sayaç okumaya gelen olduğunda görevin gereği yine kapıyı açarsın. İşin bittikten sonra kapıyı kapatabilir misin diyorsun. Bazıları garipsiyor, bazıları da tamam diyor. Böylelerine kimi örtüp gidiyor, kimi de bildiğini okuyup gidiyor.

Verdiğim örnek çok basit bir örnek. Küçük bir ayrıntıyı önemsemeyen büyük ayrıntıyı hiç dikkate almaz.

Bu vesileyle sayaçlara da değinmek isterim. Teknolojinin bu kadar ilerlediği günümüzde evlere kadar gidip sayaç okumayı çok ilkel görüyorum. Pekala bu sayaçlara ileriden okuyabilecek bir sisteme istenirse geçilebilir. Bu yöntemle görevliler tek tek evleri gezmemiş olurlar. Bu da zamandan tasarruf demektir. Yine bu uzaktan okuma yöntemiyle vatandaşa yansıtılan sayaç okuma masrafları da ortadan kalkmış olur.

Dediğim bu konu üzerinde firma yetkililerinin ve devletin kafa yormasında fayda var. Çünkü çoğu zaman sayaç okuyucuları ev sahiplerini evlerinde bulamıyor. Aynı eve ikinci defa gelmek zorunda kalabiliyor.

Eve gelmeden uzaktan okuma sistemine geçme zor oluyorsa, her ev sahibini sayaç okuma zorunluluğu getirilebilir. İşletmenin verdiği yere her ev sahibi belirtilen günde sayacın ilk ve son endeksini girebilir. Bu, e devlet üzerinden de yapılabilir.

Burada vatandaşa yanlış endeks girebilir denebilir. Bunun yolu da bulunabilir. Anormal endeks bildiriminde bulunan evlere kontrol için görevli gönderilebilir ya da elektrik, doğal gaz, su saatinin fotoğrafı çekilip verilen sisteme yüklenebilir.

Bu konu dert edinilirse eve gitmeden sayaç okuma yolu bulunabilir. Yetkililerden bu konuya çözüm üretmelerini bekliyoruz.

29 Ocak 2023 Pazar

Ne Yazayım?

Bir zamanlar şu konuyu mu yazayım, bu konuyu mu yazayım der, konu sıkıntısı çekmezdim. Yeter ki araba sürmeyeyim yeter ki bir başına olayım yeter ki kuytu bir yer bulayım. Başlardım aklıma geleni yazmaya ya da başlık olarak kaydettiğim konulardan birini açar, yazardım.

Bu şekil yaza yaza bugüne kadar 2015 yılı Aralık ayından bu yana blogumda kayıtlı 3.854 yazım olmuş. Çoğu da cep telefonu marifetiyle yazdıklarım. Aşağı yukarı her telden yazmışım.

Geldiğim an itibariyle konu bulmada zorlanıyorum. Hiç bu duruma düşmemiştim. Düşünüyorum düşünüyorum, aklıma bir konu da gelmiyor. Harç bitti ise inşaat paydos da diyemiyorum. Zira yazmayınca içimde bir boşluk hissediyorum. Anlatacağı konuyu hatırlayamayınca kürsüden inmek aklına gelmeyen Nasrettin Hoca gibiyim şu an. Zira inmek de işime gelmiyor.

Ne yapar ne ederim bu durumda? Size ne yazayım diye sorsam, pek lazımdı diyeceksiniz. Zaten yazılarıma karşı adı konmamış bir rezerviniz var.

Aslında tüm mesele siyasi yazmayayım diye kendime sınırlama getirmemde. Çünkü birileri siyasetin s'sini görür görmez nem kapıyor. Hoş, siyasi olmasa da bu yine ne demek istedi? Bu imasının altında bir hinlik olabilir diye nem kapıyor, niyetimi okuyor.

Hasılı, 

Siyasi yazsam, siyasi yazıyorsun deniyor.

Toplum bozuldu desem, bu hükümetten önce yok muydu deniyor. (Sanki sadece bu hükümeti kasteden var gibi) 

Ekonomi şöyle desem, eskisi pek mi iyiydi deniyor. 

Yağmur yağmıyor, kış geçiyor, kar görmedik desem, suçlu hükümet mi deniyor.

Belediye otobüsü gecikti desem, belediye üzerinden hükümete eleştiri getiriyorsun deniyor.

Yürüyüş yazsam, kendini dağa taşa mı verdin deniyor.

Şu ürün çok pahalı desem, uzun kuyruklar beklediğin günleri ne çabuk unuttun deniyor.

Yani yazdığım her konu maalesef siyasete çekiliyor. 

Tamam, nem kapma ve niyet okumaları var ama her şeyi siyasetle irtibatlandıranlara da bir şey diyemiyorum. Zira bizim her şeyimiz siyasete bağlı. Siyasete bağlamasak da hayatın bir anlamı olmuyor. Çünkü içimiz dışımız siyaset. İyi ki siyaset var. Değilse biz kendimizi nasıl avutacaktık nasıl vakit geçirecektik.

Gördüğünüz gibi konu sıkıntısı çekiyorum. Bu, geçici mi, kalıcı mı, bunu da zaman gösterecek.