26 Ocak 2023 Perşembe

Nafile Turlar

—Babacığım, seni hep takip ettim. Yakın zamana kadar bu işleri iyi götürdün. Hatta bu konuda seni idol olarak gördüm. Ama son zamanlarda seni tanımakta zorlanıyorum.

—Hayırdır evlat. Neyimi beğenmez oldun?

—Yıllardır mahalle muhtarlığına soyundun. Rakibine göre hep kaybettin. Bu yola girmişse, kazanmak da var, kaybetmek de. Hep kaybetmene kızmıyorum.

—O zaman neyime kızıyorsun? Gördüğün gibi kaybede kaybede cenazem buradan kalkacak. Zira ben hep kaybetmek için yaratılmışım. Mizacımı değiştiremem. Kaybetmekle de epey tecrübe kazandım. Hatta hep kaybetmeye oynayanlara danışmanlık bile yapabilirim.

—Tamam kaybedebilirsin. Mahalleye muhtar olmaman senin eksik biri olduğun anlamına gelmez.

—O zaman mesele ne?

—Tam yüzdün yüzdün kuyruğuna geldin. Hiç olmadığı kadar muhtarlığı kazanacak bir rüzgar var arkanda. Rakibini yenmek için rakibine muhalif olanlarla bir araya gelerek bu rüzgarı yakaladınız. Bunda rakibinizin yıpranması durumu da etkili oldu.

—Ne demek istiyorsun? Geveleme. ağzındaki şu baklayı çıkar.

—Demem şu ki şu kadar kişi bir araya gelerek rakibinizden yetkiyi alacaksınız, alt tarafı bir muhtar olacaksınız.

—Eee?

—Sanki muhtar olmaya değil de olmamaya oynuyorsunuz. Pot üzerine pot kırıyorsunuz. Her kafadan bir ses çıkıyor. Susup konuşmasanız, inan kazanacaksınız. Ama konuştukça batıyorsunuz. Size güvenenlere güven vermiyorsunuz. Bir defa, daha kimi muhtar göstereceksiniz, içinizden kim muhtar adayı olacak, bu bile belli değil. Neredeyse seçim yapılacak, oturup kalkıp toplantı yapıyorsunuz. Her toplantıda saatlerce konuşuyorsunuz. Ne konuşuyorsunuz ne karar aldınız o bile belli değil. Her toplantıda yaptığınız, bir sonraki toplantının hangi tarihte, kimin ev sahipliğinde olacağı kararı. Bravo size. Bunu bari becerebiliyorsunuz. Sahi sizin derdiniz ne? Ortak bir muhtar adayı çıkarıp seçimi kazanma düşünceniz falan var mı? Doğru söyle bana.

—Oğlum, doğrusunu söylemem gerekirse, kazanmaya ramak kaldı. Zira bu rüzgarın önünde kimse duramaz. Kedi olalı bir gün bu fareyi tutacağımı hiç düşünmemiştim. Bizi düşündüren de bu.

—Yanlış mı anladım? Sanırım siz kazanmak istemiyorsunuz.

—İyi bildin evlat. Tam da bu.

—O zaman niye seçime girdin şu ana kadar hep? Kazanmak için değilse, sevenlerine bu kadar ümit neyin nesi idi?

—Evet, çok istiyorum kazanmayı. Daha doğrusu istiyordum. Kazanamayacağımı bildiğim için pek iştahlı sarıldım bu seçimlere. Çünkü kaybedip keyfime bakıyordum. Ama bu seçim beni korkutuyor. Çünkü kazanmam demek sorumluluk demek, mahalleyi yönetmek demek. Yönetmek ise benim işim değil babam. Ben başkasını kazandırmak için yaratılmışım. Varsın mahalleyi o yönetsin. Ben de yıllardır bıkıp usanmadan yürüttüğüm ve yenile yenile güreşe doyamadığım müzmin muhalifliğimi yapayım. Bu konuda daha tecrübeliyim. Bu yaştan sonra sorumluluk almak istemem. Hem muhalefet de en azından iktidar kadar kutsal bir görevdir.

—Anladım. O zaman siz tüm bu anlaşılmaz pot ve gafları mahalle şaşıp dönüp bize oy vermesin diye yapıyorsunuz. Bu nafile turlar da bunun için.

—Aynen bu evlat.

—Milletin umuduyla oynuyorsunuz yani dalga geçiyorsunuz. Ne diyeyim, Allah sizi bildiği gibi yapsın.

Bazı Yerlerin Sahibi Yok mu?

Türkiye'nin yedi bölgesinin her birinin diğerlerine göre bölgesel eksi ve artıları var. Her biri görülmeye ve yaşanmaya değer.

Bu yazımda bazı bölgelerin diğerlerine göre ön plana çıkan bazı yönlerine değinmek istiyorum.

Gördüğüm kadarıyla Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu insanı birbirine daha tutkun ve birbirlerini koruyup kollamaktadır. Yani buralar hemşericilikte diğer bölgelere göre daha öne çıkmaktadır.

Bu bölgelerden bir üst düzey yetkili çıksa, elinin ulaştığı her yere hemşerilerini yerleştirdiğini görüyoruz. (Bu tür hemşericiliği tasvip etmediğimi, bir yere ehil ise kişinin bölge gözetilmeden oraya atanması gerektiğini savunurum.)

Doğu ve Güneydoğu bölgeleri bir yerlere hemşeri yerleştirmede hükümetlere göre zaman zaman geri plana düşse de Karadenizlilerin hemşericiliği her hükümet zamanında hız kesmeden devam ediyor. Bugün bazı kurum ve mesleklere atananların çoğunluğunun bu bölgeden olduğu gözlerden kaçmıyor. Dışarıdan görüntü bu şekilde olsa da kendi içinde Karadeniz’in illeri arasında dahi hemşericilik yapıldığını şu anekdot daha iyi açıklar. Bu anekdotu uzun yıllar Konya’da üst düzey yönetici olarak görev yapan hala da yapmaya devam eden Trabzon doğumlu bir yönetici, 2014 yılında çok kişinin olduğu bir toplantıda anlattı: “Rize’de bir il müdürlüğüne atandım. 45 gün boyunca herkes hayırlı olsun ziyaretine geldi. İlin bir il başkanı ziyaretime gelmedi. Başkanı bir açılışta gördüm. Kendisine “Başkanım, ziyaretime gelmediniz. Bir sorun mu var” dedim. Bana ‘Gelmem müdür. Seninle de işim ve sorunum yok. Sen bize rağmen geldin ve buradan gideceksin. Çünkü buraya biz başkasını düşünüyoruz. Onu getireceğiz’ dedi. Dediği gibi de oldu. Ben gerisin geriye Konya’ya geldim. Rize İl müdürlüğüne de başkanın istediği atandı” dedi. Bu anekdot da Trabzon-Rize hemşericilik çekişmesine bir örnektir. Rizelilerin barındırmadığı Trabzonlu bürokrat, üst düzey yönetici olarak yıllardır Konya’da görev yapıyor. Bence görevini yaptıktan sonra görev yapmasında bir sakınca yok. Hatta insanın kendi il ve bölgesi dışında çalışmasını daha verimli görürüm.

Yine bu bölgelerden vekil olanlar memleketlerinin sorunlarını ilgilisine ulaştırıyor ve Meclis gündemine getiriyor. Bir mağduriyet varsa, üzerine üzerine gidiyor.

Kendi seçim bölgesinde bir üst düzey görevli problemse, onu oradan aldırıncaya kadar çalmadık kapı bırakmazlar ve sonuca giderler.  Yani bölgelerine sahip çıkıyorlar ve buraların sahibi var. İsteyen istediği gibi buralarda cirit atamaz.

Saydığım bölgelerin dışındaki diğer bölgelerimiz nasıl bilmiyorum ama dikkatimi çeken bir bölge var. Burası İç Anadolu bölgesi. Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu bölgelerine göre İç Anadolu bölgesinin özellikle Konya’nın sahibi yok. Üst düzey yönetici veya temsil makamında olan birileri,  bu ilin ilçelerinde herkesi bezdirecek şekilde bir davranış içerisine girebiliyor. Hoşnutsuzluktan herkes muzdarip. Ama ne STK’den ne parti temsilcilerinden ne vekillerinden tık yok. Hele vekiller bu ilçedeki bu sıkıntının menşei nedir diye bir araştırma yapma yoluna bile gitmiyor. Koca ilçeyi ve vatandaşı üst düzey bürokratların önüne atarak alın ne yaparsanız yapın deniyor. Böyle denmiyorsa da görüntü bu yönde. Bahsetmeye çalıştığım bu konuya dair bir anekdota yer vereceğim. Yine Konya’da görev yapan bir üst düzey görevli anlattı bunu. Doğu menşeli imiş kendisi. Yıllardır Konya’da görev yaptığı için ilçeleriyle birlikte Konya’yı çok iyi biliyor. “Buralarda vatandaş başkasının eline bırakılmış. Gelen de istediği şekilde borusunu öttürüyor. Ben Doğuluyum. Gelsin de sizin buralarda bu yapılanları bizim oralarda yapmaya kalksınlar. Vallahi, öttürürler.” dedi. Öttürürler sözünü de birkaç defa tekrarladı.

Burada iki anekdota yer verdim. Gerçekten Karadeniz’in, Doğu Anadolu’nun, Güneydoğu Anadolu’nun sahibi ya da sahipleri var da İç Anadolu’nun,  özelde Konya’nın sahibi yok mu? Buralara gelenler istediği şekilde borularını öttürebiliyor mu?

Sokrat'a Göre Demokrasi *

Demokrasi, insanlığın deneme yanılma yoluyla ulaştığı en iyi yönetim şekli olarak anlatılır. Tüm eksikliklerine rağmen halihazırda insanlığın bulabildiği bundan daha iyisi de yok. Aşağıda "Sokrates ve Talebesi" başlıklı parçada Sokrates soru cevap yöntemiyle bu konuyu işliyor. Bakalım demokrasi nasıl bir şeymiş.

Sokrates ve Talebesi

Bir gün Sokrates yine talebeleriyle sohbet ederken bir talebesi Sokrates'e sorar:

Eğer demokrasi çoğunluğun kararını kabul etmekse, adil olan da bu değil midir?

Mesela yüz kişinin oy kullandığı bir yerde, elli bir kişinin kararına mı uymak daha adil ve doğru olur yoksa kırk dokuz kişinin kararına uymak mı?

Hem çok mümkündür ki daha çok insanın daha az insandan yanılma ihtimali daha azdır. Şu halde sizin demokrasiye karşı çıkmanız doğru olmadığı gibi haklı da sayılmaz.

Bunun üzerine Sokrates her zaman olduğu gibi soru cevap yöntemini kullanarak o talebeye önce sorar:

Bize söyler misin bilge olmak mı daha zordur yoksa cahil olmak mı daha zordur?

Talebe:

Elbette ve hiç şüphesiz bilge olmak daha zordur. Bilge olmak için çok okumak araştırmak ve yorulmak gerekirken cahil olmak için bir şey yapmaya gerek yoktur.

Sokrates:

Peki o halde bize yine söyler misin, toplumlarda cahil insanların sayısı mı çok olur yoksa bilge insanların sayısı mı çok olur?

Talebe:

Elbette ve hiç şüphesiz cahil insanların sayısı fazla olur.

Sokrates:

Peki bize yine söyler misin, bir gemide yüz yolcu bulunsa, geminin nerede, nasıl, hangi yönde yelken açması gerektiğini kaptan mı daha iyi bilir yoksa o yüz yolcu mu?

Talebe:

Eğer yolcular içinde denizcilik bilgisi olan yoksa pek tabi en iyi bilen kaptandır.

Sokrates:

Peki o halde diyebilir miyiz ki herkes her konuda karar veremez. Herkes bildiği yerde konuşmalı. Her iş ehline verilmeli.

Talebe:

Pek tabi olması gereken budur.

Sokrates:

Peki o halde bize yine söyler misin, kimin hangi konuda bilgili olup olmadığını bilmeden, sadece çoğunluk oldukları için kararlarını doğru bulmak adil ve doğru olabilir mi? Hem sen de kabul ettin ki bir toplumda cahillerin sayısı bilgelerden hep daha çok olur. Sokrates

Ne dersiniz, haklı değil mi Sokrat?

*25.11.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.