26 Ocak 2023 Perşembe

Sokrat'a Göre Demokrasi *

Demokrasi, insanlığın deneme yanılma yoluyla ulaştığı en iyi yönetim şekli olarak anlatılır. Tüm eksikliklerine rağmen halihazırda insanlığın bulabildiği bundan daha iyisi de yok. Aşağıda "Sokrates ve Talebesi" başlıklı parçada Sokrates soru cevap yöntemiyle bu konuyu işliyor. Bakalım demokrasi nasıl bir şeymiş.

Sokrates ve Talebesi

Bir gün Sokrates yine talebeleriyle sohbet ederken bir talebesi Sokrates'e sorar:

Eğer demokrasi çoğunluğun kararını kabul etmekse, adil olan da bu değil midir?

Mesela yüz kişinin oy kullandığı bir yerde, elli bir kişinin kararına mı uymak daha adil ve doğru olur yoksa kırk dokuz kişinin kararına uymak mı?

Hem çok mümkündür ki daha çok insanın daha az insandan yanılma ihtimali daha azdır. Şu halde sizin demokrasiye karşı çıkmanız doğru olmadığı gibi haklı da sayılmaz.

Bunun üzerine Sokrates her zaman olduğu gibi soru cevap yöntemini kullanarak o talebeye önce sorar:

Bize söyler misin bilge olmak mı daha zordur yoksa cahil olmak mı daha zordur?

Talebe:

Elbette ve hiç şüphesiz bilge olmak daha zordur. Bilge olmak için çok okumak araştırmak ve yorulmak gerekirken cahil olmak için bir şey yapmaya gerek yoktur.

Sokrates:

Peki o halde bize yine söyler misin, toplumlarda cahil insanların sayısı mı çok olur yoksa bilge insanların sayısı mı çok olur?

Talebe:

Elbette ve hiç şüphesiz cahil insanların sayısı fazla olur.

Sokrates:

Peki bize yine söyler misin, bir gemide yüz yolcu bulunsa, geminin nerede, nasıl, hangi yönde yelken açması gerektiğini kaptan mı daha iyi bilir yoksa o yüz yolcu mu?

Talebe:

Eğer yolcular içinde denizcilik bilgisi olan yoksa pek tabi en iyi bilen kaptandır.

Sokrates:

Peki o halde diyebilir miyiz ki herkes her konuda karar veremez. Herkes bildiği yerde konuşmalı. Her iş ehline verilmeli.

Talebe:

Pek tabi olması gereken budur.

Sokrates:

Peki o halde bize yine söyler misin, kimin hangi konuda bilgili olup olmadığını bilmeden, sadece çoğunluk oldukları için kararlarını doğru bulmak adil ve doğru olabilir mi? Hem sen de kabul ettin ki bir toplumda cahillerin sayısı bilgelerden hep daha çok olur. Sokrates

Ne dersiniz, haklı değil mi Sokrat?

*25.11.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Uzak Durulması Gereken Tipler

Kendiyle kavgalı olandan, 

Kavgasını dışa vurandan, 

Yaptıklarıyla terör estirenden, 

Empati yapmayandan, 

İnsan onurunu düşünmeyenden, 

Dokuz aydan önce doğmuş sabırsız olanlardan, 

Her işe burnunu sokan ve her şeye maydanoz olandan, 

Bakışları, hal ve hareketleriyle ezerek egosunu tatmin etmeye çalışandan, 

İnsanların hal ve hareketlerinden, kendisine yapılan bir tavır olup olmadığı anlamı çıkarandan, 

Laf taşıyandan, laf getirip götürenden; makam ve mevkiinde dedikodu yapandan, 

Kendisini mükemmel görenden, 

Kibir budalası olandan, 

Kendisinden başka herkesi yatar görenden, 

Kinciden, 

İnatçıdan, 

Başına buyruk olandan, 

Gücünü koltuğundan alandan, 

Ne oldum budalasından,

Yüz ağartmayan yaptıklarını söyleyenden nefret edenden,

Dediği aynı anda olmadığında elinden oyuncağı alınmış gibi ortalığı velveleye verenden,

Geldiği yere birilerinin sırtına basarak gelenden,

Altını her halükarda ezmeye çalışandan,

Yeri ve göğü ben yarattım görüntüsü verenden,

Bardağa dolu tarafından değil, hep boş tarafından bakandan,

Kendisiyle yalnız kalamayandan,

Yaşına, başına ve makamına rağmen büyüyemeyenden,

Herkesi çivi, kendisini çekiç görenden, 

Her şey olup adam olmayandan... 

Bahtsız Bedevi (2)

Tayinim çıkıp başka bir ile geldim. Beni borsaya girdirenler, olmayacak böyle, yükselmeyecek deyip borsadan çıkmışlar. Sen de çık dediler. Hani çıkmayacaktık. Ben sözümdeyim dedim ise de yıllık vergi kesiyorlar dedi arkadaş. İyi o zaman sat, gönder dedim. 9 lot olmuş benim hisse bölüne bölüne. (Bu arada lot ve hisseyi karıştırıyor olabilirim. Zira lot nedir hisse nedir bilmiyorum.) 90 lira kadar para yatırmış arkadaş. Enflasyonlu hayatta paranın değeri düşse de kaç yıl sonrasında TL cinsinden aldığım üç lotun, dokuz lotu yine aynı para olarak elime geçti.

Aradan 25’den fazla  yıl geçti. Geçen gün çocuklara şu Tüpraş hisseleri nerelerde bir bakın dedim. Bir 360 bin telaffuz ettiler. Lotu mu, hissesi mi bilmem. İçimden, çocuklara kalacak yatırımlık bir para olmuş dedim ama geçen geçti. Zira elimde ne hisse vardı ne de lot. Ama bir borsa tecrübem olduğunu bilin.

—Nasip değilmiş demek ki.

—Orası öyle ama gördüğün gibi elimle tepmişim serveti. Bir de altın maceramı anlatayım istersen.

—Lütfen.

—Dişimden tırnağımdan artırdığımı altına çevirip atarım. Biriksin de bir ev alayım diye. Aslında vardı küçük ve eski bir evim. 6 kişi sığdığımız bu ev küçük dendi. Kiraya çıktım. Üç kişi kalmamıza rağmen ev bize yeter derken baktım, ev bize hala küçük. O zaman ben de satarım dedim. Ev fiyatlarının durgun olduğu zamanda evi ederinden aşağıya verdim. Birkaç eve baktım. Eldeki olanla birlikte bir 100 bin borçlanmam gerek. Altın da günlük yükseliyor, her gün bir önceki günün rekorunu kırıyor. 550’yi bulacak diyorlar. Zaten uygun ev de yok. Evi baharın alayım, parayı da altına yatırayım. Bakarsın, borç almadan eldeki olanla ev alabilirim dedim. Eski evden gelen 195 bin liraya 536 liradan altın aldım. Aldığım gün damat bakan istifa etti. Mübarek, benim altın almamı bekliyormuş. Zirvedeyken aldığım altın 380 liraya kadar düştü. Bir iki sene de böyle devam etti. Benim ev de hayal oldu, para da eridi.

Altın 650’ye kadar çıktı ama konut fiyatları fırladı. Bugün, yarın derken yeni sıfır ev almaktan vazgeçtim. Otuz yıldır şu ya da bu şekilde biriktirdiğim para ile 30 yıllık bir ev alabildim. Bu evi alırken de direkten döndüm. Çünkü ertesi günü devalüasyon oldu. Altın ve döviz uçtu uçmaya ama ev fiyatları da uçtu. Çünkü ben ev aldıktan sonra kimi tapudan dönerek ev satmaktan vazgeçti kimi de fiyat yükseltti. Hasılı bir gün öncesinde ipten döndüm. Şimdi elimde bu otuz yıllık ev de olmayacaktı.

—Amma da bahtsız bedevi imişsin.

— Hem de ne bahtsız deve. Daha ben de böyle ne hikayeler var, bir bilsen. Ne zaman ne aldıysam, hep zirvede aldım. Satarken dipten bozdurdum.

—Başka?

—Biri sıkışmış. Para istedi benden. Altın var dedimse de altına pek yanaşmadı. Dedim, istersen TL olarak ver, hatta verme. İşin görülsün dedim. İstediği 70 bini vermek için yanlış hatırlamıyorsam, 260 liradan 259 gram altın bozdurup verdim. 10 ayda ödeyecekti. Sağ olsun, 3 sene de harçlık verir gibi TL olarak ödedi. Ödeyip bittiği zaman altının gramı 500’ler civarındaydı.

—Başka?

—Bende hikaye çok. Yeter bu kadar. Ne bahtsızım diyenlere bunları anlat da bizden beteri varmış diye moral bulsunlar. Gördüğün gibi hala ayaktayım. Allah başka keder vermesin.