25 Ocak 2023 Çarşamba

Layüsel Kimdir?

Layüsel, sorulmaz ve sorumsuz demektir. Yaptıklarından hesaba çekilmez anlamında Allah için söylenir. Öyle ya evren, canlı ve cansız her şey onun mülkü olduğuna göre  malında istediği tasarrufa sahip olur. Kimse de bu niçin böyle demez, diyemez. Sadece sebep ve hikmetini anlamaya çalışırız. 

Layüsel olmasına rağmen Allah sorumsuz mu? Hesap sorulamaz anlamında sorumsuzdur. Ama her şeyi yerli yerince yaratan, yarattığı sünnetullah ile sebep sonuç ilişkisi içerisinde evrende bir düzen inşa eden Allah, layüsel olmasına rağmen sorumlu davranmaktadır. Yine her türlü tasarruf elinde olmasına rağmen "Ölüleri dirilteceğim" fermanına karşılık "Nasıl dirilteceksin" sorusunu soran İbrahim peygamberi ikna için de örnekleme yapar. Ben istediğim şekilde diriltirim, sen de inanmak zorundasın gibi bir ifade göremiyoruz ayette. Yine kendisine karşı her türlü inkar ve nankörlüğün yapıldığı şu evrende bunlar da ileri gitti. Şunlara haddini bildireyim demek suretiyle evreni yaratırken koyduğu kurallardan ödün vermiyor. Bu verdiğim örnek de Allah'ın koyduğu kurallar çerçevesinde sorumlu davrandığına dair bir örnektir. İstese her şeyi altüst edebilir mi? Eder. Buna da kimse bir şey diyemez. Görüldüğü üzere sorumsuz anlamında layüsel dense de Allah layüsel değildir.

Allah'tan başkası için peygamberler dahil layüsel ifadesi kullanılabilir mi? Kullanılamaz. Çünkü Allah'tan başka kimse layüsel değildir. Buradan hareketle makam, mevki, mesleği, şöhreti, etkisi veya yetkisi her ne ise kimse layüsel değildir. Herkes yaptıklarından veya yapmadıklarından dolayı şu ya da bu yollarla hesaba çekilir. Onlar da hesap vermek zorundadır. Hesap sorma ve hesap vermenin yanında statüsü ne olursa olsun, tasarruflarından, hal ve hareketlerinden dolayı da hakaret etmeden herkes eleştirilebilir, yetkili mercilere şikayet edilebilir. Kimse yetkisini Anayasa, kanun ve mevzuattan almadan bana kimse hesap soramaz, kimse bizi, beni eleştiremez diyemez. Yani kimse dokunulmaz, eleştirilmez değildir. Eleştirilmeyen ve hesap sorulmayan yegane varlık Allah'tır.

Buraya kadar yazdıklarım her birimizin bilip kabul ettiği olması gereken bilgilerdir. Fakat gelin görün ki layüsel olmamasına rağmen devletin verdiği statü itibariyle bazı meslek grupları kendisini layüsel görüyor. Örnek verirsem, daha yakın zamana kadar bu ülkede askere kimse bir şey diyemez ve onları eleştiremezdi. En ufak bir dokundurmada dahi ilgili kişi için "tahkir ve tezyif" isnadıyla dava açılır, had bildirilirdi. Aynı şekilde asker herkese her şeyi söyler, kimse onlara bir şey diyemezdi. Şimdilerde farkında iseniz, asker olur olmaz konuşmuyor ve anlamını bilmesek de hepimizin ezberlediği tahkir ve tezyiften kimse yargılanmıyor. Çünkü bir el onlara yerini ve görevini bil, üzerine vazife olmayan işe karışma dedi. Aynı şekilde bir zaman doktor ve hemşirelere kimse bir şey diyemezdi. Ne hemşirenin ne de doktorun muayene ve bilgilendirme dahil ağızlarından tek kelam alınamazdı. Doktorun yanına varılmaz, hemşireler ise muayene için gelenlere her şeyi söylerdi. Vatandaş da tüm bunları yutar, sesini çıkarmazdı. Eskiyi anlatsam da tüm doktor ve hemşirelerin böyle olduğunu söylemek istemiyorum. Genel tabloyu izah etmeye çalışıyorum. İçlerinde nazik, kibar ve görevini layıkıyla yapanlar da vardı. Bugün ise dünün tam zıddı olacak şekilde dünün dokunulmayan, doktor ve hemşirelerine herkes dokunuyor. Hatta sağlık çalışanlarına şiddet hız kesmeden devam ediyor. Burada ne iyi oldu diyerek şiddeti savunmuyorum. Şiddeti kim tasvip eder ki. Ama şu var, sağlık çalışanlarının dünkü dokunulmaz ve hesap sorulmaz görüntüsü ne kadar yanlış ise bugün önüne gelenin şiddet uygulayarak dokunma görüntüsü de yanlıştır. Bu durum devlet memuru ve öğretmenler için de dün ve bugün için aynı görüntü söz konusu. Nedense orta yolu bir türlü bulamıyoruz. Aşırı uçlarda dolaşıyoruz.

Bugün tüm meslek grupları görevinin vatandaşa hizmet olduğunu biliyor, içlerinde mesleklere yakışmayan davranışları sergileyenler çıksa da hiçbiri layüsel olmadığını, görevini yapmadığı takdirde hesap sorulacağını biliyor.

Tüm bu gelişmelere rağmen kendisini dokunulmaz meslek erbabı gören meslek grupları yok mu? Yok demek isterdim ama var maalesef. Bu meslek gruplarının ismini vermeyeceğim. Çünkü mesleklerinin isimlerinin telaffuzunu bile mesleği tenkit ve mesleğe hakaret olarak değerlendiriyorlar. Bir de yenilir ve yutulur cinsten olmayan yaptıklarını söylemeye kalksan, ellerinde bulundurdukları gücü kullanmak suretiyle ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. İçlerinden mesleğini ağzına ve yüzüne bulaştıranları korumak için bile hemen kenetleyiveriyorlar. Elbette devletin itibarı için mesleklerin itibarını korumak gerekir ama her meslek sahibi bilmeli ki hiçbir kişi, zümre, meslek, görev, makam ve vazife sahibi layüsel değildir. Makam ayrı, makamın sahibi ayrı. Makam korunmalı ama makam sahibinin yapıp ettikleri dokunulmaz ve eleştirilmez değildir. Kendilerini bize kimse dokunamaz görenler bilsin ki verdiğim geçmiş örneklere baksın, dokunulmaz ve ulaşılmaz olanlara nasıl dokunulduğunu bir görsün. Her meslek sahibi bilsin ki ne oldum değil ne olacağım demeli. Çünkü düşmez kalkmaz ve layüsel sadece tek Allah vardır. 

Aynı Familyadan Olan Sürücüler

Yolun sol şeridini izleyen şu muhterem, bu şeridi kimseye vermez. Çünkü babasının mülkü sanıyor.

Hız sınırının altında gider. Şu ışığa yakalanmayalım, yeşil dalgadan faydalanalım, ne olur biraz bas ya da yol ver geçeyim dercesine selektör yaparsın. Bana mısın demez.

Herhalde görmedi, bir daha uyarayım belki bu sefer insafa gelir ve acır diyorsun. Ne mümkün efendim.

Sağ şerit boşalır gibi olur. Olmayacak sağa geçip basıp gideyim diyorsun. Ne yapacağını kestirir. Çünkü ne yapacak diye seni dikizler dikiz aynasından. O da sağ tarafa geçer.

Soldan geçeyim diyorsun. O da sola girer.

Olmayacak, ortadan geçeyim diyorsun. O da ortalıyor ve sonunda mutlu sona ulaşır. Çünkü artık kırmızı yanmıştır. Kendisi de durur, seni de durdurur. Zaten istediği de buydu. Bir görevini daha böylece tamamlamış olur. Çünkü acelesi yoktur. Vakit geçirmek için çıkmıştır trafiğe.

Bazıları da kırmızı yandıktan sonra ışığı dinlemez, basar gider. Çünkü onun görevi seni ışığa bırakmaktı. Görev tamam yani.

Kızıp homurdansan da en azından kurtuldum, önüm açılır diyorsun.

Ama sevincin kursağında kalır. Çünkü giderken nöbeti başkasına devretmiştir. Önüne çıkar bir başkası. Ağır ağır gidersin arkasından.

Bunlar farklı yerlerde otursa da farklı yollarda seyretseler de ruh ikizidir bunlar. Birbirlerini tanımasalar da ekip ruhuyla çalışırlar. Birini bir şekil ekarte edip kaçabilsen de bir başkası geçiyor önüne.

Ortak özellikleri trafiği felç etmek, kilitlemek, yeşil dalgalarda bile defalarca ışığa yakalatmak.

Gördüğüm en azimli ekip bunlar. Ana babaları farklı olsa da aynı familyadan.

Bıkıp usanmadan görevlerini bihakkın yerine getiriyorlar.

Sonunda bunlara kızmayı bırakıp sabrı öğreniyorsun. Çünkü kıza kıza kendini yiyip bitiriyorsun. Sakinleşip Allah bildiği gibi yapsın bunları diyorsun. Nasılsa az sonra kavşak gelecek, yol çoğalacak. Ben nasılsa tali yola sapacağım, oraya da gidecek değil ya. Bu vesileyle bir başına kalırım planı yapıyorsun.

Vara demez olaydım. Bunca maharetinin arasında bir de içini okumaları yok mu? Tek aracın geçebileceği dar yola yani senin yoluna sapmaz mı? Hiç istifini bozmadan ağır ağır gidiyor.

Burada da bir başka maharetini daha sergiliyor. Elinin altında bir hızla arabayı nasıl stop ettirmeden götürüyor, inanın bu yeteneğine şapka çıkarıyorum.

O gidiyor, sen de gölge gibi onu takip etmek zorundasın. Ben onu takip ediyorum da o mu beni, ben mi onu takip ediyorum, tam tespit edemedim bugüne kadar. Çünkü ne kadar yol ayrımı gelmişse, senin gideceğin yöne sürüyor. Nihayet evine sapan sokağa girince geçip gidiyor.

Nereye gittiğini ne siz bilebilirsiniz ne ben. Öyle zannediyorum, ben evime geçtikten sonra o arkasına takacağı bir başka araba bulmanın arayışına girmiştir.

Görev görevdir. Küçümsenemez.

Günde bu şekil kaç kişinin hayır duasını alsa, görevini yapmanın huzuru içinde yarına Allah kerim, bakalım, bahtıma kim çıkacak deyip bunca yorgunluğun ardından, öyle zannediyorum derin bir uyku çekiyorlardır. 

24 Ocak 2023 Salı

Yitik Doğrularımız

Öyle zannediyorum, herkesin istediği doğruya, doğru olana ulaşmak, doğruyu bulmak ve doğru yapmaktır. Aklın yolu da bir olduğuna göre doğruya ulaşmak zor olmasa gerek diyeceğim ama halihazırda doğrularımız yanlışlarımız içerisine girmiş ve hangisinin doğru olup olmadığı belli olmayacak şekilde üstü örtülmüş durumda. Yani doğrular, yanlışlar içerisine karışmış vaziyette.  

Doğruyu bulmak isteyen, acaba doğru bu mu, şu mu diye tereddüt ediyor. Doğru şudur diye içinden geldiği gibi elini uzatsa, bir korkudur kaplıyor içini. Ben bunu doğru kabul edeceğim ama bir başkasına göre doğru hangisi? Ya elini yanlışa uzattıysa... O zaman ne derdi başkası. İşin içinde bir de karizmayı çizdirmek vardı. Yani karmaşık bir haletiruhiye yaşıyoruz. Neden bu haldeyiz? Çünkü,

Duygu, düşünce ve fikirler esir alınmış durumda. Bireysellik değil, toplumsal refleks ve sürü psikolojisi hayatımızı kaplamış. Yaşadığımız hayat bir savaş hali. Bu savaş, algılar üzerine kurulu bir savaş. Savaşın liderleri dört köşe olmuş; tuzu kuru, güçlü, kuvvetli ve kudretli kişiler. Büyük çoğunluğun bu savaşta rolü, bunların gönüllü neferleri olmaktır. Liderleri bunlara öl dese ölürler. Doğru şudur derler, doğru odur. Yanlış da doğrudur, doğru da doğrudur. Çünkü kendi başlarına kendilerinin seçebileceği özgür bir iradeleri yoktur.

Olguların değil, algıların havada uçuştuğu bir ortamda, doğrular ortaya çıkmaz. Niçin çıksın? Çünkü burada hak ve haklının değil, gücü elinde bulunduranların haklılığı söz konusudur. Böyle durumlarda grup refleksi hakimdir. Bu güç öyle bir güç ki doğrunun ortaya çıkmaması için ortaya saldıkları korku, karın beyazlığına bile siyah dedirtir.

Bu durumdan savaşın liderleri memnundur. Bunlara ölümüne bağlı olanlar da memnundur. Memnun olmayanlar ise iki tarafın da memnun olmadığı doğruya doğru, yanlışa yanlış diyen ne onlardan ne de bunlardan olan ortadaki kişilerdir. Bunlardır esas düşünen beyin. İki taraftan ne makam ne mevki ne şöhret beklentileri vardır. Tek mücadeleleri; doğrunun, hakkın, adaletin ortaya çıkmasıdır. İşte bundan dolayı yani kimsenin boyunduruğuna girmemeleri algı savaşının liderleri ve algılara teslim olanlar nazarında tiksindirici ve mide bulandırıcıdır. Varlıkları bunları rahatsız eder. Çünkü ne güzel başkasının dümenine girmiş ne güzel uyutuluyorlar. Uyanmak istemiyorlar bu tatlı uykularından. Haliyle doğrular da yanlışlar içerisinde uykuya daldırılmış durumda. Bu doğrulara yitik doğrularımız diyebiliriz.

Bu yitik doğrular, birileri böyle istiyor yani istemiyor diye yanlışlar içerisinde kaybolup gidecek mi böyle? Bilelim ki yitik doğrular er veya geç bir gün ortaya çıkar. Yani gerçekler ayan beyan ortaya çıkar. Çıktığı zaman doğru bu imiş pişmanlığı duymamak için beklentisi olmayan özgür irade sahiplerine iş düşüyor. Bedeli ne olursa olsun, hiçbir şeyden yılmadan, kınayanın kınamasına aldırmadan, tek başına da kalsalar, gerçekleri yüksek sesle dile getirmeye devam etmeliler. Yaşadıkları müddetçe gerçekler hala ortaya çıkmamışsa, söylenenlere tarih şahitlik edecektir. Bu, tarihe not düşmek demektir. Tarihe not bırakmak demek, geride kalanlara yol göstermektir, iz bırakmaktır. O yüzden birileri istemese de doğrular adına birilerini rahatsız etmeye değer.

Tek derdi yitik doğruyu bulmak olanlara selam olsun.