21 Ocak 2023 Cumartesi

Seçme Fıkralar (23)

Nasıl Tanıyamazsın? 

18 yıl önce lise üçüncü sınıfta bir saatlik ahlak dersine giren Mehmet adında bir öğretmenimiz vardı. Öğretmenevine takılırdı hep. Yaz dönemi ara ara biz de takılırdık. Bir saatlik derste o bizde, biz onda bir iz bırakmasak da hocamızdı. O bizi tanıyamasa da görünce, hocam, lise üçte ahlak dersimize girmiştiniz. Nasılsınız der, halini hatırını sorardık.

Yine bir gün birkaç arkadaş öğretmenevine buluştuk. Hocamız bizi görünce yanımıza gelip oturdu. Hoşbeş derken bizi bize bırakmadı. Sigara içeceğiz, öğretmenimiz ne de olsa içemiyoruz. Bu esnada yanımıza bir sınıf arkadaşımız geldi. Öğle aralarında Fuar kapısının arka tarafına gelir, gizliden gizliye sigara tüttürürdü. Yani iyi sigara içerdi. Hatta asansörde bile içmişliği vardır.

Bu arkadaş bir gün sigarayı attı. Bir daha da ağzına almadı. İçenlere de ne pis kokuyor diye hep rahatsızlığını söyledi ve herkese Allah kurtarsın dedi.

Aramıza katılan bu arkadaşa, sigara içmediğini bildiğim halde ha sigaraya kapı aralayabilir miyim diye zarf attım. Sigara içeceksin, bak hocamız yanımızda. Ayıp olur dedim. Bunu duyan hocamız, hocalığımız mı kaldı? Bizler emekli olduk. Sizler de öğretmen oldunuz. Yak sigaranı. Getir bir de bana ver dedi. Arkadaşta sigara ne arasın. İçmem ben dedi. Kimde var, çıkarın içelim dedi. Çıkarıp birlikte içtik.

Sigaramızı tellendirirken, hocam bu arkadaşın da ahlak dersine girdiniz. Hatırladın mı dedim. Başka da konu ne yok, ne yapayım. Çıkaramadım dedi. Bu sefer arkadaşa, bu hocamız lise 3’de dersimize girdi. Hatırladın mı dedim. Ben de hatırlayamadım dedi. İyi düşün. Hatta ahlak notun 9 idi. Teşekkür alacağım diye bu hocamızdan bir not istemiştin de hocamız not defterini çıkarıp sözlüne 10 vermişti dedim. Kendisini hatırlamadıysan bari istediğin notu hatırla dedim. Yine hatırlayamadım dedi. Orta yerde garip bir durum vardı doğrusu. Öğretmenin öğrencisini hatırlayamaması normaldi ama öğrencinin öğretmenini çıkaramaması ilginçti. Sorduğuma da pişman oldum. Ne edersiniz ki çenemi tutamıyorum. Zira sevmem sessizliği. Ortaya bir konu bulmalıydım.

Bu duruma hocamız üzüldü tabi. Bunun üzerine bir anısını anlattı:

Bir gün Cihanbeyli’ye gittim. Namaz kılmaz için öğle namazına camiye gittim. Baktım imam benim öğrencim. Kalkıp müezzinliği yaptım. Namazdan sonra herkes çıktı. Ben bekledim. İmam yanıma geldi. Bekledim ki hocam hoş geldin desin. Ne dese beğenirsiniz? “Beyefendi! Sesinizden sizi tanıyacak gibiyim dedi. Öğrencimin beni tanıyamamasına çok şaşırdım. Hemen “Ulan manyak”, ben senin hocanım dedim” dedi.

Bu anekdota hep birlikte güldük. Az daha durup hocamızdan müsaade alıp çıktık ama hocasını tanıyamayan bir zamanların Yemen tiryakisi arkadaşımız peşimi bırakmadı: Alacağın olsun, beni bir de manyak yaptırdın dedi.

Seçme Fıkralar (22)

Belli oluyor mu abi?

Kürtlerin olduğu bir Güneydoğu ilinde çalışıyorum. Öğretmenlerin hemen hemen hepsi de Kürt. Dersten çıkıp biraz soluklanmak için öğretmenler odasına girdim. Girdim ama herkes televizyonun önünde ve ayakta televizyonda yayımlanan bir görüntüye bakıyordu. Baktım, Apo Türkiye’ye getirilmiş, gözleri bantlı bir şekilde uçaktan indiriliyor.

Mesele anlaşılmıştı. Onlar bakadursunlar. Geçip arka koltuğa oturdum. Onların duyacağı şekilde içiniz kan ağlıyor değil mi diye seslendim. Sesimi duyan öbür köşede oturan kendisi de bir Kürt olan öğretmen, yerinden kalkıp yanıma oturdu. Nüktedan biri idi. Taşı gediğine koyardı. Üstat, fıkra sever misin dedi? Kim sevmez dedim. O zaman anlatayım, söyleyeceğimi en son söyleyeyim dedi:

Adamın biri basur olmuş. Doktor doktor dolaşmış. Hepsi bu derdin çaresi ameliyat demişler. Ameliyat olmaya olacak ama namus elden gider diye ameliyata pek yanaşmak istemez. Ağrılar iyice artınca sonunda operasyona razı olur. Ameliyat olmuş ve taburcu olmuş. Rahatlasa da namus elden gitti diye gözyaşları içerisinde hastaneden taburcu olur.

Salgın bir şekilde ve kafasında bin bir tilki olduğu halde bir yolun karşısına geçmeye kalkar. Hemen bir araba kornaya basar. Basmakla da kalmaz, camı indirip ulen ibne, önüne baksana der. Adamın morali iyice bozulur, şaşkın şaşkın adamın yüzüne bakar ve “Belli oluyor mu abi” der ve çeker gider.

“Fıkra bu üstat. O hesap, sen bizim içimizin kan ağladığını nasıl fark ettin? Belli oluyor mu yoksa?” dedi. Başkası televizyonu izlemeye devam etsin. Biz gülmeye başladık. Zaten zil de çalmıştı. Sınıfın yolunu tuttuk.

Seçme Fıkralar (21)

Kürtler şeytan soyundan mı?

Her seçim olduğu gibi 1995 seçimleri de çok çekişmeli geçer. Akademisyen ve yazar olan biri de milliyetçi bir partiden Gaziantep birinci sıra vekil adayı gösterilir. Bu yazarın yazdığı bir eserinde “Kürtlerin şeytan soyundan olduğuna” dair bir efsaneye yer verir. Kitabı ne zaman yazdı bilmiyorum ama propaganda döneminde tetikçi bir gazete, “Kürtler şeytan soyundan mı” manşetiyle bu kitabı ve yazarını sürmanşetten verdi.

Bu seçim zamanında Güneydoğu’da Kürtlerin yaşadığı bir ilçede çalışıyorum. 60 kadar öğretmenin 50-55 kadarı Kürt menşeli. O gazeteye abone olan bir Kürt öğretmen, öğretmenler odasında otururken gazeteyi önüme koydu. “Bundan sonra sizinle kardeş değiliz” dedi. Beklemediğim bu tavra şaşırdım. Ne oldu, ne yaptık dedim. Manşeti oku dedi. Okuyunca meseleyi anlamış oldum.

O yıllarda Hac’da şeytan taşlamak isteyenlerin sıkışması sonucunda ezilmeler meydana geliyor, her yıl epey kişi ölüyordu.

Öğretmen arkadaşa senin okuduğun gazete böyledir, okuyacak başka gazete bulamadın mı? Bu gazete tetikçilik yapıyor dedim. Ardından muzipliğe vurdum. Demek siz şeytan soyundansınız. Bunu öğrendiğim iyi oldu. Zaten biraz benziyorsun da dedim. Nasip olur da hacca gidersem, orada Mina’ya çıkıp şeytan taşlamayacağım. Görüyorsun kaç yüz kişi ölüyor. Şeytanı avlarken avlanmak istemiyorum. Şeytan taşlama işini Türkiye’ye saklayacağım. Bu işi hiçbir tehlike olmadan rahat rahat yapacağım dedim. “Nasıl yapacaksın” dedi. Gördüğüm Kürt’ü taşlayacağım. Değil misiniz ki şeytan soyundansınız dedim. Kızgınlığı geçti. Sen yok musun sen diyerek gülmeye başladı.

Birkaç gün sonra ikindi namazını kılmak için mescide gittim. Baktım bir cemaat oluyor, kamet getiriliyor. İmamlığa da birkaç gün önce gazeteyi önüme koyan Kürt öğretmen geçmiş. Tekbir aldı alacak. Ön safı yararak yanına vardım. Hocam, bir saniye dedim. Buyur dedi eğilerek. Kulağına, “İmam olacaksın, ben de cemaat. Yalnız şeytan soyundansın. Namazıma halel gelsin istemem. Çekil ben kıldıracağım” dedim. Tamam, sen buyur dedi ama kabul eder miyim. Namaz kılınacakmış, burası mescitmiş demem. Yeter ki elime bir malzeme geçsin. Espriyi bayatlamadan yaparım. Geçip ardına cemaat oldum.

Not: Kürtler ve başka ırkın efsane de olsa şeytan soyundan olduğunu kabul etmem. Herkesi tenzih ederim.