16 Ocak 2023 Pazartesi

Perşembenin Gelişi

Temel ile Dursun birlikte bir aksiyon filmine giderler. Yan yana filmi izliyorlar. Dar ve virajlı, çoğu yerleri uçurum olan yollarda araçlar bir hızla birbirini kovalıyor. Dursun Temel'in kulağına eğilerek seninle hamsigiller türünden yemeğine bir bahse girelim. Var musun der.

Temel, tamam varım der.

Dursun, bu araç virajı alamayarak uçurumdan aşağıya yuvarlanacak. Sence?

Bana göre uçurumdan aşağıya yuvarlanmayacak der Temel.

Filmin sonunda, araç uçurumdan aşağıya yuvarlanır. Bahsi kaybeden Temel, hamsi pilavından, hamsi baklavasına varıncaya kadar Dursun'un karnını lokantada bir güzel doyurur.

Temel hesabı ödedikten sonra Dursun Temel'e, "Ula Temel, sana bir itirafta bulunayım. Ben bu filmi daha önce izlemiştim. Arabanın uçurumdan aşağı yuvarlandığını biliyordum. Ben de bir ara sana yemek yedireyim der.

Temel de" Ula Dursun. Problem değil. Zaten bu filmi daha önce ben de izlemiştim deyiverir.

Şaşıran Dursun, be adam madem izledin. Arabanın uçurumdan uçtuğunu görmedin mi deyince, Temel, görmeye gördüm. Ha ibret ve tedbir almış olabilir, bu sefer uçurumdan yuvarlanmaz diye düşündüm diye cevap verir. (Fıkra, İlhan Kesici'nin Meclis kürsüsü anlatımından) 

İçinizde bu aracın uçurumdan aşağıya uçup uçmayacağı iddiasına girecek varsa, ben buradayım. Bu araç yuvarlanacak diyorum. Var mısınız? Yemeğine, unutmayın.

Araç yuvarlanacak yuvarlanmaya. Çünkü perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. İzlenmiş bu filmi herkes biliyor ama bunu kabullenmek istemiyorlar ve filmi izledikleri halde bu sefer uçuruma gitmeyecek diyorlar. Yollar virajlı olsa da uçurumları bilseler de aracı süren kaptanın şoförlüğüne pek güveniyorlar.

Böyle düşünenleri garipsemiyorum. Çünkü çocukluğumda, izlediğim bir filmi ikinci defa izlemek zorunda kalmıştım. İlk izlediğimde, kötü roldeki başrol figürünün kellesini boynundan ayırıp mızrağın ucuna takmıştı başrol kahramanımız. İkinci izleyişimde, başı ayrılan kişiyi tekrar diri görünce, bu adam ne zaman, nasıl dirildi, ölmemiş miydi demiştim. O zaman yaşım küçük, filmden de anladığım bu kadardı. Çünkü bana göre öldürülen essahtan öldürülür, bir daha da filmlerde oynayamazdı. 25.12.2022

Üzülecek Hale Sevinmek

Kayseri’de okurken bir dersin vizesinden, öğrencilerin çoğu düşük not almıştı. Duyuru sayfasında notunu gören haliyle üzülüyordu. Şakaya vurup belli etmesem de üzülenlerden biri de bendim.

Yanıma, aynı sınıfta olduğum bir hemşerim geldi. Bana “Hemşerim, herkes aldığı düşük puana üzülüyor. Ben ise üzülmediğim gibi seviniyorum” dedi.

Cevap vermeyince bir şey demeyecek misin dercesine yüzüme baktı. Yine tepki vermedim.

Ardından onların yaptığı mı anormal benimki mi dedi. Seninki dedim. Niye dedi. Hemşerim, zayıf not alanların üzülmesi kadar doğal bir şey olamaz. Kim zayıf aldığına sevinebilir ki dedim.

Bu durumda anormal olan ben miyim dedi. Ha şunu bileydin dedim. Gülüştük.

Normali anormal, anormali de normal gören, öyle zannediyorum, sadece bu hemşerim değil. Günümüzden güncel bir örnek verelim: Etkili, yetkili ve önemli bir makamda bulunan medyatik bir zevat, bir kesime söylediği bir söz dolayısıyla yargılanır. Yargılama sonucunda üç yıla yakın hapis cezası ve siyasi yasak kararı veriliyor.

Bu durumda adı geçen şahsın ve o şahsı destekleyen kişilere düşen üzülmek değil mi? Şöyle böyle değil, adı üzerinde bir ceza söz konusu. Verdikleri görüntü, basına yansıdığı kadarıyla bir sevinç bir sevinç. Hem de öyle böyle değil. Adeta coşmuşlar. Halbuki beklemediği olumlu bir habere insan ancak bu kadar sevinebilir. Garip ve ilginç gerçekten. İnsan böyle durumda hiçbir şey yapamasa bile üzülmüş gibi yapar. Gerekirse timsah gözyaşları döker ama sevinir görünmez. Çünkü böylesi durumlarda sevinmek normal karşılanmaz.

Hasılı, sevinecek yerde sevinelim, üzülecek yerde de üzülelim. İnsanın doğumuyla beraber getirdiği teamülleri İkbal beklentisiyle ayaklar altına almayalım. Eski köye yeni adet getirmeyelim. Normal olalım normal. 17.12.2022

15 Ocak 2023 Pazar

Bardak Satmak

Bir okul müdürü içeri girmeden önce her sabah içtima alanında sıraya girmiş öğrencilere, elinde mikrofon konuşma yapar. Okul müdürü bıkıp usanmadan yaptığı konuşmalar bildik uyarı ve hatırlatmalar. Öğrenciler de bildik konuşma olunca, öyle zannediyorum, dinler gibi yapıyorlardır. Bir öğrenci, yanındaki arkadaşına, "Bu ne satıyor?" şeklinde öylesine bir soru sorar. Arkadaşı da "Bardak satıyor" cevabını yapıştırır.

İki öğrenci arasında geçen bu anekdot, öğrenciler arasında yayılır. Ardından öğretmenler de duyar. Bir zaman sonra müdür de haberdar olur. Müdür her mikrofonu eline aldığında "bardak satacak" demek suretiyle öğrenci ve öğretmenler arasında gülüşmelere sebep olur. Müdürün bu anekdottan haberi olmasına rağmen öğrenci deyimiyle müdür yine bardak satmaya devam etmiş. Çünkü yararlı veya yararsız eline mikrofonu alıp konuşma yapmayı pek severmiş, bunu da görev telakki etmiş. Öyle zannediyorum, mikrofon aracılığıyla okula yakın evlere de müdürün konuşması gidiyordur. Mahalle de ne diyeceğini ezberlemiştir.

*

80'li yıllar siyah beyaz ve tek kanallı yıllardı. Herkesin evinde televizyon yoktu. Bir film seyretmek için evinde televizyonu olmayanlar komşularına giderek filmlere birlikte bakarlardı. Televizyonu olmayan bir aile olarak biz de nazımızın geçtiği akrabaların evine uzun kış günlerinde misafir olurduk. Haberler dikkatimizi çekmezdi. Aynı şekilde bir ara haberlerden önce sonrasında da haberlerden sonra Adile Naşit'in sunduğu "Uykudan Önce" programları da ilgimizi çekmezdi. Nasıl çeksin ve niçin uyuyalım? Çünkü biz buraya film izlemeye gelmiştik.

Uykudan Önce programı ilgi alanımıza girmese de elimiz mahkumdu izlemeye. Çünkü tek kanallı bir dünya vardı. Bu program bitince oh be dünya varmış der, başlayacak filme biraz daha yaklaştık diye sevinirdik. 

Adile Naşit’in ki bir programdı. O da oradan ekmek yiyordu. Mecburen programını yapacaktı. Benim ilgimi çekmeyen bu program belli yaş grubundaki çocuklar tarafından öyle zannediyorum, ilgiyle izlenmiştir.

Eskiye oranla okullarda her sabah her törende konuşma yapmayı en azından çoğu müdür terk etti. Hatta çoğu okullar tören dışında çocukları her sabah sıraya bile almaz oldu. Yani bir mesafe kat edildi. Kısaca çoğu müdür bardak satmayı bıraktı.

Nedense, nerede eline bir mikrofon alıp uzun uzadıya konuşan görsem, “Uykudan Önce” programı ve öğrenci deyimiyle “bardak satan müdür” gözümün önüne geliyor.

Konuşmalara karşı mıyım? Değilim elbet. Yerinde, zamanında, kıvamında, yerli yerinde, insanları bilgilendiren, yeni şeyler söyleyen konuşmalara kim, ne diyebilir? Ama her Allah’ın günü bildik konuşmalar, inanın bezdiriyor. Olur olmaz yapılan bu tür konuşmalar kişilerin ağırlığını da düşürür.