14 Ocak 2023 Cumartesi

Zalime Yardım Etmek

Buhari'de Enes tarafından peygamberimizle bir sahabe arasında geçtiği rivayet edilen bir diyaloga yer verilir. 

Peygamber: "Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et" buyurur. 

Bu sözü duyan birisi, "Mazlumsa yardım ederim. Zalimse ona nasıl yardım edeceğim" şeklinde bir soru sorar. Öyle ya mazluma yardım anlaşılır ama zalime yardım ne şekilde olacaktı? 

Peygamber, sözündeki bu kapalılığı "Onu (zalimi) zulmünden uzaklaştırırsın veya onun zulmüne engel olursun. İşte bu, ona yapacağın yardımdır" şeklinde izah eder. 

Yine Tirmizi ve Ebu Davut'ta geçen bir hadiste de peygamberimiz, "İnsanlar bir zalimi görürler de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah'ın onları genel bir azaba uğratması kaçınılmazdır" şeklinde bir rivayete yer verilir. 

Buraya alıntı yaptığım birinci hadis, zalime yardımın nasıl olacağını yani zalimin zulmüne mani olmak şeklinde açıklarken ikinci hadis ise İslam'da bananeciliğe, nemelazımcılığa, bana dokunmayan yılan bin yaşasın şeklinde bir anlayışa yer olmadığına, aksi takdirde yaşın yanında kurunun da yanacağı, genel bir azabın bizi beklediği açıklanmaktadır. 

Zalimin zulmüne mani olmak derken, burada izlenmesi gereken yol; "El ile düzeltmek, dil ile uyarmak ve yapılandan hoşnut olunmadığına dair kalp ile buğzetmek" şeklinde olmalıdır. El ile düzeltmek derken, kötülüğün içine dalmak anlaşılmamalıdır. Bu tür durumlarda vatandaşın yapacağı vardır, güvenlik kuvvetlerinin yapacağı vardır. 

Dil ile düzeltmeye gelince, hoşnut olmadığımız bir hususu nezaket kuralları içerisinde usulünce yapmak gerek. Bunu yaparken yeni problemlere kapı aralamamalı. Sert uyarı kavgalara sebebiyet verebilir.

Herkesin burnundan soluduğu günümüzde, belki de yapılması gereken en güzel şey, hal ve tavrımızla yapılanlardan hoşnut olmadığımızı göstermektir. Bu yol imanın en zayıf noktası olsa bile günümüzde buna çok ihtiyaç var. Mesela çok sevdiğimiz insanların yaptığı bazı tasarrufları savunmamak, alkışlamamak bile bir duruştur ve tavırdır. Bu bile zalimin zulmüne rıza göstermemek anlamına gelir ve o kimselerin kendisine çekidüzen vermesine sebebiyet verebilir. Hala anlamıyor ve gereğini yapmıyorsa, mazlumun yanında yer almak çok erdemlice olur. Olması gereken de budur.

Alim ve Cahil

1. "Dinlemeden cevap vermek, 

2. Anlamadan karşı çıkmak, 

3. Bilmediği şey hakkında hüküm vermek,

cahilin sıfatlarındandır". 

Bu cümle sanal alem ve sosyal medyada güzel sözler muvacehesinde paylaşılıyor. Sözün sahibi kimdir, tespit edemedim. Kimi Hz Ali'ye kimi de Cafer-i Sadık'a atfederek kimi de isme yer vermeden  paylaşmış.  Yazı açık ve ne demek istediği belli ise de izninizle bu yazıyı biraz açmak istiyorum. 

1.Dinlemeden cevap vermek. Sözü kişinin ağzına tıkmak ve onun ağzından almak, kişinin sözünü bitirmesine gerek duymadan araya girmek, tek kelimeyle o sözün sahibine yapılan saygısızlıktır, muhatabın ve sözüne değer vermemektir. Bir diğer husus, cümlesini bitirmeye fırsat vermemek, o kişiye senin ne söyleyeceğini biliyorum anlamında bir niyet okuyuculuğudur. Bu konuda çoğumuz sınıfta kalır. Çünkü bunu toplum olarak çok yapıyoruz. Toplumdan geçtim, vekillik görevinde bulunan siyasilerimiz, isminin önünde Prof. unvanına sahip akademisyenlerimiz, gazetecilerimiz vs. TV'lerdeki tartışma programlarında birbirlerinin sözünü kesmek suretiyle bunu bol bol yapıyorlar. Hatta birbirini dinlemeden karşılıklı konuşuyorlar. Konuşurken de seslerini yükseltiyorlar. Yani okumuş olsalar da cahilliğin en güzel örneğini veriyorlar. Haklarını yemeyelim ve genellemeyelim. Zira bu tür programlara çıkıp muhatabını güzelce ve sessizce dinleyen, hiç araya girmeyen ve söz kesmeyen konuşmacılar da var. Söz sırası geldiğinde konuşurlar. Bunlar da güzel örneklerdir. 

2. Anlamadan karşı çıkmak. Bu da iletişim esnasında sıkça karşılaştığımız ve başvurduğumuz yollardan birisidir. Burada da bir niyet okuyuculuğu ve muhataba karşı bir önyargı söz konusudur. Cahilin sıfatı olan ilk cümle olan dinlemeden cevap vermek kısmının doğal bir sonucudur. Muhatabı amasız, fakatsız dinlemedikçe, ona olan peşin hükümlülüğü terk etmedikçe cahilin sıfatlarından olan bu vasfı da maalesef işlemeye devam ediyoruz. İşin garibi, tüm bunları yaparken anlamadığımızı da kabul etmiyoruz. Hatta bazen karşı çıktığımız kişiyle o konuda aynı düşündüğümüz bile olabiliyor. Mesele anlaşıldıktan sonra geriye onca tartışma ve birbirimizi kırıp geçirdiğimiz kalıyor.

3. Bilmediği şey hakkında hüküm vermek. Bu sıfat da bize yabancı değil. Zira çoğumuz işin içindeyiz. Bilip bilmeden her konuda bana göre deyip lafa giriyoruz olur olmaz konuşuyoruz. İlmin yarısı “bilmiyorum” kıstasını hiç örnek almayız. Aslında, tüm bildiklerimiz sağdan soldan duyduğumuz bilgi kırıntılarını karşı tarafa anlatmaktan ibarettir. Bu işi uzmanlarına ve ehline bırakalım, bu konuda bilgi sahibi değilim, konuşmak için araştırma yapmam lazım demeyiz ve her konuda ahkam keseriz.

Sonuç olarak cahilin vasıflarından bu üç sıfata baktığımız zaman kendimizle ilgili bir özeleştiri yapıp “Ben kendimi alim ve bilen sanıyordum. Her konuda fikrimi söylüyorum. Demek ki bu yaptıklarım cahilin vasıflarındanmış. Alim değilsem de cahil olmamaya özen göstereceğim” diyebiliyor muyuz? Diyebiliyorsak, formülü bulduk demektir ve gereğini yapalım. Yok, ben bu halimden memnunum, zira cahillik bana yakışıyor diyorsak, bu vasfımıza hayırlı olsun demek düşer bize.

Konya Millet Bahçesi

Millet Bahçesinin içinde cami ve Kur'an Kursu inşaatının yapımı devam ediyor. Bilenler Türkiye'nin en büyük Camii olacağını söylüyor. 
Caminin adı da Merkez Camii imiş. Burası Konya'nın tam merkezi olduğu için mi bu isim verildi bilmiyorum. Bir meraklı, Konya'yı bir baştan diğer başa ölçer de burasının tam Konya'nın merkezi olduğunu ortaya çıkarırsa, merakımı gidermiş ve bir hayır işlemiş olur. Değilse, burası ile SÜ Yerleşkesini, yine bura ile Taşra Kaaslan arasının kaç adım olduğunu ölçmek bana düşecek.

İsmini Merkez Camii olarak koyanlar iyi bilir ama ben olsaydım, Millet Bahçesinin içindeki caminin adını bahçeden mütevellit olarak Millet Camii koymak daha uygun düşerdi. Yoksa başka bir çağrışım yapar düşüncesiyle bu isimden vaz mı geçildi? Diyelim ki Millet siyasi bir çağrışım olur. Eski Stadın adına buraya Stat Camii denebilirdi. 

Bu arada burada bir camiye ihtiyaç var mıydı? Her bulduğumuz boşluğa böyle cami yapmak zorunda mıyız? Diyelim ki Yeryüzünün her yeri mescit sözünü her yere mescit yapmak şeklinde anladık ve bir cami yaptık. Kur'an Kursuna ihtiyaç var mıydı? İhtiyaç varsa cami de Kur'an Kursu da yapılsın. Ama ihtiyaç yoksa israf denince hala sadece ekmek israfını mı anlamaya devam edeceğiz?

Diyelim ki caminin israfı olmaz. Din adına yapılanın zararı yoktur. Bu kadar büyük cami yaparken bu büyük camiinin özellikle cuma namazlarında dolacağını, buraya namaza gelenlerin özel aracıyla gelebileceğini hesaba katmak, ona uygun bir otopark düşünülmesi daha uygun olmaz mıydı? Çünkü araç parkı için bahçenin doğu tarafındaki caddenin sağ ve soluna yapılan araç park yeri yeterli gelmez. Bu durumda bu camiye gelenler, araçlarını ya Muhacir Pazarının içine koyacak ya da Millet Bahçesinin dört bir tarafındaki caddelere sağlı sollu aracını park edecek. Bu da yolun tek şeride inmesi ve trafiğin aksaması demektir. Otopark ihtiyacı sadece namaza gelenlerin değil, aynı zamanda bu bahçeye gezip dolaşmak için gelenlere de ihtiyaç. Çünkü bizim insanımızın çoğu toplu taşıma araçlarını değil, özel aracıyla gidip gelmeyi ve gezip tozmayı sever. Anlatmak istediğim bir şeyi planlayıp yaparken birçok ihtiyacı da göz önünde bulundurmak gerek. Pekala bu bahçenin altına bir kapalı otopark düşünülebilirdi.

Millet Bahçesi birçok şey düşünülmeden yapılıp edildi. Bu aşamadan sonra şöyle olsaydı, böyle olsaydı, şu düşünülseydi demenin bir anlamı olmasa da burada bir temennimi dile getirmek isterim. Ben olsaydım, bu Millet Bahçesinin dört bir tarafına yürüyüş parkuru, bisiklet yolu ve eski Stadı hatırlatacak şekilde koşu alanı yapardım. Bahçeyi alabildiğine sade yapar, gözün alabildiği oranda yeşil alan olarak kalmasını isterdim. Ayrıca lokanta, cafe, cami vb. binalara yer vermezdim. Yapacağım binalar, gelen insanların zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde WC, lavabo, küçük bir mescit ve bir büfe olurdu. Ötesine gerek yoktu. Çünkü burası adı üzerinde bir bahçedir.