1 Mart 2022 Salı

Bir Meşşailik Dersi *

Salı günü bir cenazeye katıldım. Cenaze namazının ardından defin için mezarlığa doğru ilerlerken, yanımdan mezarlığa doğru hızlıca yürümeye çalışan üçlü dikkatimi çekti. Biri yüksek sesle hararetli bir şekilde konuşuyor, diğer ikisi dinliyor.

Kulak misafiri olayım, sohbeti daha doğrusu bilgiyi kaçırmayayım diye ben de biraz hızlandım. Hoş, hızlanmasam da sağır sultanın duyacağı şekilde konuşanın sesi bana kadar geliyordu. Konu, haliyle cenaze üzerineydi.

"Cenaze namazında eskiden ayakkabı çıkarılır, ayakkabının üzerine basılırdı. Bu iyiydi ama şimdilerde bunu uygulayan kalmadı. Halbuki bu uygulamanın geçmişi ta peygamberimize dayanıyor. Peygamberimiz bir gün bir cenaze namazı kılacağında, Cebrail peygamberimizin yanına geliyor. Namaz kılarken ayakkabını çıkar. Çünkü ayakkabında tavuk pisliği var. Böyle namaz olmaz deyince peygamberimiz ayakkabısını çıkarıp üzerine basıyor ve cenaze namazını bu şekil kılıyor. Namaz bittiğinde peygamberimiz geri dönünce tüm sahabenin, kendisi gibi ayakkabılarının üzerine bastığını görüyor. Onlara niçin böyle yaptıklarını soruyor. Sahabe, ya Rasülallah, siz yapınca biz de öyle yaptık diyorlar. Peygamberimiz de Cebrail ile arasındaki geçen konuşmayı anlatarak niçin böyle yaptığını sahabesine anlatıyor. Ya gördünüz mü bu uygulamanın nereden geldiğini. Şimdi yapan pek kalmadı başka" dedi. 

Sonra daha da hızlandılar. Daha ne konuştular, neleri kaçırdım bilmiyorum. Bildiğim, eskiden cenazelerde ayakkabıların çıkarıldığı ve ayakların ayakkabıların üzerine basıldığı, şimdilerde kalmadığıdır. 

Mezarlıkta defin esnasında kenarda bekleşirken yanımdaki dostuma bu işittiğimi anlattım. Bizi dinleyen bir akrabam, "Ağa, geçen hafta burada bir cenaze namazına katıldım. Bu anlattığını cenaze namazını kıldıran imam da anlattı" deyince, bilginin esas kaynağını böylece öğrenmiş oldum. 

Garibime giden, ayağın ayakkabının içinde iken cenaze namazı kılmakla, ayakkabının üzerine basarak cenaze namazı kılmanın arasında ne fark var? Ayakkabı pis ise ve bununla namaz olmuyorsa, ayak ha ayakkabının içinde olmuş ha üstünde olmuş... Cenaze namazında sair namazlarda olduğu gibi necasetten taharet aranacaksa; bedenin, elbisenin ve namaz kılınacak yerin temiz olması gerekiyor. 

Neyse fıkhi meseleleri bir tarafa bırakalım. Katıldığım bu cenaze merasimi bana neler kazandırdı neler... 

Tanımadığım birinden kısa süreliğine de olsa bir meşşailik* dersi almış oldum. 

·         Yıllardır cenazelerde uygulanan ve başkası çıkardığı için benim de kalabalığa uyarak ayağımı çıkarıp ayakkabı üstüne bastığım ve cenaze namazı kıldığım bu uygulamanın menşeini böylece geç de olsa öğrenmiş oldum. (Beşikten mezara ilim ve öğrenmenin yaşı yoktur dedikleri bu olsa gerek.  Bu hocayı bulup ondan yeni bilgiler öğrensem mi diye düşünmüyor değilim.)

·         Cenazeye katılarak Müslümanın Müslüman üzerindeki bir hakkı yerine getirmiş oldum ve sevap kazandım.

*Bir nevi ders anlatım şekli. "Ruhla birlikte bedenin de eğitilmesi amacıyla çoğu zaman yürüyerek öğretim yapma." 

*05/03/2022 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.

Komşuda Pişer Bana da Düşer

Dün akşama doğru ortalığı bir duman kapladı. Yangın mı var dedik. Ailecek balkondan bakıştık.

Komşulardan birinin bahçesinden geliyordu duman. Mangal yakmış olmalı demeye kalmadan evde ne kadar açık pencere varsa kapatmak için koşuştuk.

O an düşündüm de keşke evde fazla aile bireyim olsaydı, aynı anda odalara dağılır, hızlıca pencereleri kapatırdık.

Fazla zaman geçmeden duman başta bizim oturduğumuz ev olmak üzere tüm civar evlere yayıldı ve odalara davetsiz misafir oldu.

Balkonda otururken burnu koku alanlar burunlarını kapattı ve yüzlerini buruşturdu. Benimse öyle bir derdim yoktu. Çünkü burnum koku almıyor. Böylesi zamanlarda burnun koku almaması bir nimetmiş.

Az sonra burnu koku alanların tespitiyle balık kokusu gelmeye başladığını öğrenmiş oldum. Boşu boşuna mangal yakıyor diye komşunun günahını almış olduk.

Biz, duman isi ve balık kokusuyla gıdalanırken, komşumuz bahçede balığını mangalda pişirdi. Sonrasını bilmiyorum. Herhalde afiyetle yemişlerdir.

Benim merakım, komşunun hangi balığı pişirdiği. Maalesef bunu tespit edemedim ama bu ziyafetten en fazla evin kadını memnun kalmıştır:

Akşama yemek yapma derdi ve telaşesi olmadı.

Bayram öncesi temizlediği evi balık kokusu ile batmadı.

Güzel bir keyif çattı.

Allah'tan daha ne ister?

Keyiflenmeyip rahatsız olanlar çatlasın.

Dünya Yaşanmaza Doğru *

Çığ düşmesi, toprak kayması, seller ve su taşkınları, orman yangınları, fırtınalar, salgınlar vs. gösterdi ki bu yüzyıl -doğal- afet yüzyılı olacak. Bu demektir ki yaşanmaz bir dünya bizi bekliyor. Sürekli mal ve can kaybı olacak. Böyle böyle dünyanın sonu gelecek. Dünya öbür yüzyıla sarkarsa, geride kalanları nasıl bir dünyanın beklediğini varın siz düşünün. İki yıldır da küresel bir salgınla boğuşuyoruz. Covid-19 biterse, arkasından başka salgınların da kapıda olduğu dillendiriliyor şimdiden.

Büyük can ve mal kaybına neden olan bu doğal afetlerin müsebbibi kimdir? Doğal afetlerin kendisi mi? Evreni ve her şeyi yerli yerince yaratıp bir düzen içinde bizim kullanımımıza veren Allah, şu insanlara gününü bir göstereyim mi diyor? Suçlu hep bizden bir şeyler alan doğanın kendisi mi? Bize bu doğal afetleri gönderen Allah mı suçlu? Haşa.

Bilelim ki doğal afetler sünnetullah adı verilen Allah'ın değişmez kurallarındandır. Evreni gül kabul edersek, doğal afetler de bu evrenin dikenidir. Evren hep güllük gülistan olacak değil ya. Gülü seven dikenine katlanacak. O zaman doğal afetler doğanın doğasında var. Nasıl ki bir araç kullanıla kullanıla bir müddet sonra rektifiyeye ihtiyaç duyuyorsa, doğanın da bize hayat vermeye devam edebilmesi için bu doğal afetlerle rektifiye olması gerekiyor. Yani doğa kendi kendini yenilemektedir. Hasılı doğal afetlerde suçlu ne doğanın kendisi ne de bu doğal afetleri yaratan Allah'ın kendisidir. Burada suçlu, babadan kalan mirası hoyratça kullanan, kadir-kıymet bilmeyen iki ayaklı biz insan neslidir. Yapıp ettiklerimizden dolayı doğanın doğallığını bozar, akışı tersine çevirmeye kalkar, tedbirler almazsak olacağı budur. Daha ne bekliyorduk ki... Çünkü bizim yaptığımız doğaya savaş açmaktır. Doğaya savaş açarak kim başarılı olmuş ki biz başarılı olacağız. 

Nedir doğaya savaş açmak? Ormanları yakar yıkar ve kesersek; kuraklığa, toprak kaymasına ve heyelana hazır olalım. Orta yerde boş arazi kalmamış gibi dere yataklarına ev yapar, dereleri ıslah ediyoruz derken ifsat edersek, küresel ısınmayla birlikte anormal bir şekilde yağan yağmur, her dere ve tepeden gelir. Önüne kattığını götürür gider, boğar ve bir kenara atıverir. Boğarken de suçlu kim demez. Suçlu-suçsuz onun müşterisidir ve kimseye acımaz. Zira insafı yoktur. Çünkü biz suyun doğal akışını bozarsak o da bizi boğar. Evlerin alt katlarını da su basar. Dünyaca emek verilen ve masraf edilen tahliye boruları ve alt yapı çöker. Yapılan köprüleri bile alır götürür. Fay hattının üzerine yaptığımız meskûn mahalleri de çimento ve demirden kısarak çürük yaparsak, o koca binalar enkaz yığınına döner. İçindekileri de öldürür. Öldüremese de sakat bırakır. Biz de iğne ile kuyu kazar gibi mucize kurtuluşlar bekleriz enkazın başında.

Kıyametin ne zaman kopacağını ve dünyanın ömrünün ne kadar olduğunu bilmiyoruz. Zira bizde bunun bilgisi yok. Bilen tek varlık Allah Teala’dır. Öyle zannediyorum, kıyametin ne zaman, hangi saatte kopacağını bilen Allah’ın, kıyameti şu gün koparayım diye karar verdiğini düşünmüyorum. Kıyameti biz insanlar koparacağız. Çünkü güzelce yaratıp emrimize verilen dünyayı kullanan biziz. Dünya da yeni aldığımız ve belli bir miadı olan ürün/eşya/mal gibidir. Her ürünün bir ömrü varsa dünyanın da bir ömrü vardır. Eşya temiz kullanılır, zamanında bakım ve onarımlarını yaparsak, nasıl ki kullandığımız eşyanın ömrünü uzatabiliyorsak, dünyayı da sünnetullaha uygun kullanırsak ömrünü uzatabiliriz. 

Hasılı, dünyayı cennete çevirmek de elimizde, cehenneme çevirmek de. Dünyanın ömrünü kısaltmak da elimizde, uzatmak da…

*19/03/2022 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.