13 Ocak 2022 Perşembe

Vergi Yerine Zam Koyalım

Padişahın biri ekonomik sıkıntılar yaşayan halkına yeni vergiler koyar ve vergileri artırır. Aradan bir müddet geçince sadrazamına, ‘Halkın arasında bir dolaş. Vergilere alışmışlar mı?’ şeklinde talimat verir.

Sadrazam tebdili kıyafetle halkın arasında dolaşıp geldikten sonra padişahın huzuruna çıkar. ‘Padişahım, halkın suratı asık, canı da sıkılmış görünüyor ama işlerine devam ediyorlar’ raporunu verir. ‘O zaman sorun yok. Alışacaklar’ der padişah.

Bir müddet sonra yine yeni vergiler artırılır. Padişah sadrazamına, halkın içerisine çıkıp izlenimlerini paylaşmasını tekrar ister. Halkın içini dolaşıp gelen sadrazam, ‘Padişahım, bu kez halkın suratları çok asık. Suratlarından düşen bin parça. Selam verince kavga edecek gibi yüzüne dik dik bakıyorlar. Sanırım bu son vergi çok geldi’ şeklinde açıklama yapar. Padişah ise ‘Merak etme. Önemli değil. Buna da alışacaklar’ der.

Bir gün yine vergiler artırılır. Padişahın emri üzerine sadrazam halkın içerisine karışır ve şaşkınlığını padişaha aktarır: ‘Padişahım, garip bir durum var ortada. Ben bundan bir şey anlamadım. Halk çok neşeli. Gülüp eğleniyor hatta dans bile ediyor. Sanırım, başardınız’ deyince padişah, ‘Aman aman! Hemen vergileri indirelim. Çünkü halk dans etmeye ve oynamaya başlamışsa, demek ki durum çok kötü. Bu, hiçbir şeyi umursamıyorlar demektir. Bu durumda vergileri indireceğiz yoksa perişan oluruz’ der.”

Kıssadan hisse çıkarırsak, vergi olmadan devletler ayakta duramaz. Baktınız ki katmerli vergiler halkı canından bezdirecek. O zaman başka alternatiflere yönelmek lazım. Mesela vergi yerine zam yolu denenebilir. Zira aynı kapıya çıkar. Maksat halkı bezdirmek ve anasından doğduğuna pişman etmek değil mi?Girdi maliyetleri deyip zam koyarsın. Enflasyon yükseldi deyip zam koyarsın. Döviz yükseldi deyip zam koyarsın. Koyarsın oğlu koyarsın. 

Ali Dayı ve Oğlu

Mahallemizde Ali Dayının bir oğlu vardı. Mahalle onu sever. O da mahalleliyi severdi. Mahalle onun bir dediğini iki etmezdi. Öl dese ölürlerdi.

Herkes şaşırır ve kıskanırdı bu Ali Dayının oğluna bu sevgi neden diye.

Ama bir zaman gelmiş. Mahallede işler tersine gitmeye başlamış. Ali Dayı ile oğlu arasında şu diyalog geçmiş:

Oğlum, mahallemiz yangın yeri. Bir şeyler yap.

Ne yapayım ki bu durumda?

Ne yapacaksan yap artık. Elinde sermaye olarak ne silahın varsa onu sür.

Başka sermayem yok.

Gerçekten.

Aslında var bir tane. 

Nedir o?

Mahallelinin karşısına çıkıp konuşmak.

Sakın ha yapma bunu. Hazırında yangını körüklersin. Zaten elinde tek sermayen bu idi. Bunu da yıllar yılı tepe tepe kullandın. Zira laf ile peynir gemisi yürümez. Görüyorum ki deniz bitmiş, kum da bitmiş. Bu durumda yanarım da güzelim mahalleye ve sakinlerine yanarım. Artık bir ağlayanları da olmaz. Yazık oldu gerçekten.

Burada tüm suç benim mi?

Senin suçun kendine çok güvenmen. Mahallelinin suçu da sana çok güvenmeleri ve sana sonsuz kredi açmaları. İnsanın kendine ve etrafına yaptığını kimse yapmaz. Keşke etrafında sana doğruları söyleyecek, seni zamanında eleştirecek üç beş dost edinseydin. Görüyorum ki yalnızsın. Bunu da sen yaptın. Çünkü etrafından onları uzaklaştıran da sensin.

4-6 Yaş Kur'an Kursları *

Ne zamandır Diyanet İşleri Başkanlığının yaygın eğitim kapsamında uyguladığı 4-6 grubuna dair bir yazı yazmak istedim. Bugün, yarın derken bu kurslarla ilgili bir siyasinin “Ortaçağ zihniyeti” benzetmesi araya girince, ortamın soğumasını bekledim. Önce bu kurslara dair kısa bilgi vereyim.

2013-2014 öğretim yılında pilot olarak 10 ilde uygulamaya konan 4-6 yaş grubuna yönelik Kur’an Kursları tüm Türkiye’de yaygınlaştırıldı. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Burhan İşliyen’in 10/09/2021 tarihinde verdiği bilgiye göre bu kurslarda 200 bin öğrenci eğitim ve öğretim görmektedir.   

Yaygın din eğitimi faaliyetleri arasında yer alan 4-6 yaş grubuyla ilgili belirlenen amaçlar,  Başkanlık (DİB) tarafından şöyle açıklanmaktadır:

*”İslam dininin değerlerini, insan hayatına anlam kazandıran unsurlardan biri olarak fark etmesini, kazandığı bu değerleri günlük hayatında kullanabilmesini,

*Kur'an-ı Kerim'i içerik ses ve şekil olarak kendi yaş grubuna uygun olarak tanıyabilmesini, *Allah'ı sevgi temelinde tanıyabilmeyi ve yaratılışı fark etmelerini,

*Peygamber efendimizin kişiliğini ve karakterini tanımalarını, sevip rol model almalarını, *Sağlıklı bir din ve ahlak gelişimi göstermelerini sağlamak ve ihtiyaç duydukları diğer gelişim süreçlerine de katkıda bulunmaktır.”

4-6 yaş grubuna görevlendirilenler kimlerden oluşuyor ve nasıl seçiliyor? “İlahiyat Fakültesi, İlitam, Ön lisans İlahiyat ve İmam-Hatip lisesi mezunu olup halk eğitim merkezi, üniversitelerin uzaktan eğitim merkezleri, Başkanlık tarafından düzenlenen programlardan sertifika alan öğreticiler arasından seçilmektedir.”

Diyanet tarafından uygulanmakta olan bu proje ihtiyaç mı, değil mi bunun üzerinde durmayacağım. 200 bin öğrencinin eğitim gördüğü dikkate alınırsa vatandaş nezdinde bir talep söz konusu. Demek ki ihtiyaçmış ki açılmış ve Diyanet de bu ihtiyacı karşılamaya çalışıyor.

Yazımın başında yer verdiğim amaçlara bakılırsa, amaçların da güzel olduğu görülmektedir. Bu amaçlar gerçekleştirilirse istendik davranışlar elde edilmiş olur. Burada gördüğüm bir eksiklik üzerinde duracağım: Ders veren öğreticiler. Bunların dini bilgilerini sorgulamayacağım. Çünkü hepsinin alanında ve sahasında yeterli donanım ve birikime sahip olduklarına inanıyorum. Bunlar bu çocukların seviyesine inebiliyor mu? Beni düşündüren de burası. Çünkü seviyeye inme konusu, alan bilgisinden önce gelir ve ayrı bir yetenektir. Diyanet de bunun farkında olmalı ki buralarda görev yapacak öğreticilerde sertifika şartı koşmuş. Acaba uzaktan veya yüz yüze verilen veya alınan bu sertifikalar, çocukların seviyesine inmek için ne kadar yeterli? Sertifika alma süresi, ne şekilde alındığı veya verildiği düşünülürse, açıkçası alınan bu sertifikaların yeterli olacağını sanmıyorum. Çünkü çocukların seviyesine inmek ayrı bir kabiliyet ve belli bir eğitimden geçmeyi ister. Günümüzde bu çocukların seviyesine ancak okul öncesi eğitimi alan öğretmenler, kısmen de sınıf öğretmenleri inebilir. Seviyesine inmek çocuklaşmak demektir. Bunu kaçımız yapabilir?

Halen Kur’an kurslarında 4-6 yaş grubu öğrencilerine sertifika almak suretiyle ders veren öğreticilere bir göz atarsak; İHL, ön lisans, İLİTAM ve ilahiyat eğitimi alanların,  aldıkları sertifika dışında bir okul öncesi eğitimleri yok. Bunların içinde çocukların seviyesine inebilen öğreticiler vardır. Ama çoğunluğunun zorlandığını düşünüyorum.

Bu durumda ne yapılabilirdi? Diyanet 4-6 yaş grubu Kur’an eğitimine başlamadan önce böyle bir projesinin olduğunu, buna uygun branş öğreticisinin yetiştirilmesi için YÖK’ten talepte bulunabilirdi. YÖK de 2 ya da 4 yıl olacak şekilde bölümler açabilir. Bu bölümler mezun verdikten sonra bu kursların açılmasına başlanabilirdi.

Burada yeni bölümlere ihtiyaç var mı diyebilirsiniz. Bence ihtiyaç var. Zaten devlet çoğu okul kademelerinde branşlaşmaya gitti. Örnek verirsek; ortaokullarda ilköğretim matematik ve ilköğretim fen bilgisi adı altında branşlar oluşturarak lise matematik ve FKB’den (fizik, kimya, biyoloji) ayırdı. Beden eğitimi, müzik ve görsel sanatları saymazsak, devletin ayırmadığı iki branş kaldı. Bunlar da İngilizce ve din kültürü ve ahlak bilgisi. Bugün İngilizce öğretmenleri ilkokul ikinci sınıftan başlayarak lise son sınıfa, din kültürü öğretmenleri ise ilkokul 4.sınıftan lise son sınıfa kadar derse girebiliyor. Aslında ilköğretim din kültürü ve ahlak bilgisi diye bir zamanlar ilköğretimde derse girecek şekilde bir branşlaşmaya gidildi ama nedense bundan vazgeçildi. Bence eğitim ve öğretimde öğrenci seviyesini ve öğrencilerin seviyesine inmeyi önemsiyorsak ilkokul, ortaokul ve liselerde branşlaşmaya gidilmelidir. Buna gerçekten ihtiyaç var.  Özellikle, aşağı yukarı her sınır seviyesinde derse girmekte olan ilahiyat fakültesi mezunları daha fazla zorlanır. Çünkü lisede derse giren bir öğretmen, ortaokulda ve ilkokulda der vermekte, aynı şekilde ilk ve ortaokullarda ders veren biri lisede zorlanır.

Sözün özü, 4-6 yaş grubu Kur’an kursları eğitiminde başarıya ulaşılmak isteniyorsa, ivedi bir şekilde anasınıfı seviyesindeki öğrencilere ders verebilecek bir ilahiyat bölümü açılmalıdır. Burada kısaca şuna da değinmek isterim. Oyun çağındaki çocuklara (kreş, anasınıfı ve ilkokul) bilgiden ziyade oyunu önceleyen ve uygulamaya yönelik eğitimler verilmelidir. Özellikle bilgi vermekten azami derecede kaçınılmalıdır. İlkokul boyunca okumayı ve basit matematik vermekle yetinilmelidir. Çocuklarımız kreş, anasınıfı ve ilkokullarda kişiliğine artı puan kazandıracak eğitimlere yer verilmelidir. Buna etik, ahlaki, nezaket ve görgü kuralları denebilir. Çocuklarımız nazik konuşmayı, yerleri kirletmemeyi, yalan söylememeyi vs. özellikleri bu sınıf seviyelerinde öğrenmelidir.

*15/01/2022 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.