31 Aralık 2021 Cuma

CHP'nin Din ve Dini Değerlerle İmtihanı *

Zaman zaman oranlar değişse de Türkiye siyasetinin % 70’i sağ, % 30’u da sol seçmenden oluşur. 1950’ye kadar iktidar olan Tek Parti İktidarını bir kenara bırakırsak 1977 ve 1999 seçimleri hariç bu ülkede hep sağ partilerin iktidar veya iktidarın büyük ortağı olduğu görülecektir. Bu demektir ki bu ülkede parti isimleri farklı olsa da bu ülkeyi hep sağ iktidarlar yönetmiştir. Böyle giderse yine sağ partilerin iktidara gelmesi kaçınılmazdır.

Ülkenin bu şekil sağ partiler tarafından yönetiliyor olması, alternatifsizlik sorununu beraberinde getirmektedir. Her alanda olduğu gibi bir alanda tek olmak yani alternatifsiz olmak ülkenin en büyük sorunudur. Aslında bir partiyi veya herhangi bir alanı birine veya bir kesime bırakmak o partiye, ülkeye ve ülke insanına yapılabilecek en büyük kötülüktür. Niçin derseniz? Alternatifsiz olanlar, nasılsa vatandaşın başka bir tercihi yok, bize vermeyip de falana mı versinler, elleri mahkum bize verecekler deyip kendilerini geliştirip yenilemezler, özeleştiri yapmazlar, hatalarıyla yüzleşmezler, bulundukları yerde rehavete kapılırlar, güç zehirlenmesi yaşarlar, var mı bize yan bakan derler, savrulur giderler ve bozulurlar. Bu özellikleri taşıyan uzun süreli bir iktidar olduğunda, iktidardan ziyade iktidar adayı olamayanlara kızmak lazım. Çünkü iktidar dediğin, iktidar adayının nefesini arkasında hissetmesi lazım ki hata yapmasın, kılı kırk yararcasına hareket etsin. Hata yaparsam, bu nimeti halk benden alır, başkasına verir endişesini taşısın, işini iyi yapsın. Ama bizde bu işler böyle olmuyor. Herkes kendi liginde ve sırasında siyaset yapıyor.

Ne demek istediğimi biraz açayım. 5 dönemdir ülkeyi milliyetçi, muhafazakar ve mukaddesatçı bir parti yönetiyor. İlk seçiminde yüzde 34 alan bu parti, takip eden seçimlerde tek başına yüzde elliyi aştı. Kendisini iktidar adayı olarak gösteren parti ise beş seçimdir, ikinci parti ve yüzde 25 bandını aşamadı. Bir istikrar abidesi gibi yerini ve oy oranını koruyor. 20 yıla yaklaşan bir süreçte hep kazanan iktidar partisinin genel başkanı değişmedi. Ki kazanan parti liderini niye değiştirsin. Ana muhalefetin genel başkanı da değişmedi.  

Ana muhalefet iktidar olmayı düşünmüyor mu? Konuşmalarına, hal ve hareketlerine bakarsanız, iktidar olmak için pek hevesliler. Hatta zaman zaman iktidar olmuş gibi bile konuşuyorlar. Bana sorarsanız, ana muhalefetin pek değil, hiç iktidar olma gibi bir düşüncesi yok. Çünkü yerini seviyor. Nasılsa yerleri garanti, genel başkan ve çevresindeki A takımı Meclise giriyor ve vekilliğin verdiği her nimetten faydalanıyor. Tek görevleri, iktidarın yaptığını ve olup biteni eleştirmek. İşin bu kolay tarafı varken ne diye iktidar olmak istesinler. Çünkü iktidar olmak sorumluluk ister ve memleketin birikmiş sorunlarını çözme iradesi ister. Ne diye taşın altına ellerini koysunlar.

Burada, ana muhalefetin iktidarı istemediğini nereden biliyorsunuz derseniz, ana muhalefetin bazı yetkililerinin konuşmalarına bakın, ne dediğimi anlarsınız. Halktan kopuk, halkın değerlerine yabancı oldukları söz ve eylemlerinden belli oluyor. Fazla öteye gitmeden en son güncel bir örnek vermek istiyorum. Alabildiğine yorgun ve ekonomiyi çözemeyen bir iktidar varken ekonomiye dair çözüm önerileri getirip halka güven verecekleri yerde, ana muhalefetin bir sorumlusu, ülkenin başka sorunu yokmuş gibi Kur’an Kurslarındaki 4-6 yaş çocuklarının eğitimine kafayı takmış. Kur’an kurslarında sorun yok mu? Var. Ama bu, bu günün konusu değil. Bu örnek bile ana muhalefetin iktidar olmak istemediğine bir örnek. Bu ana muhalefet, yüzde 70’i muhafazakar olan bu halkın hassasiyetini ve yumuşak karnını bir bilse inanın böyle konuşmaz. Bu halkın yumuşak karnı başörtüsü, İHL, Kur’an kursu, kat sayı vs. Bu ana muhalefet sorumluları böyle konuştukça bu halk onları iktidara getirmez. Genel başkanları partisini ne kadar dönüştürmeye kalkarsa kalksın, partiden böyle çatlak seslerin çıktığını gören halk, “Bunların genlerinde dinle ve dinin değerleriyle uğraşmak var. Bunlar iktidara bir gelirse neler yapabileceklerine bu bile bir örnek” demeye başlıyor. Bu endişede de haksız sayılmaz halk. Çünkü sağ partilerin çok ekmek yediği, hala yemeye devam ettiği 38-50 arası o günün tek parti iktidarı iyi bir imaj bırakmamıştır.

Türkiye’nin ikinci partisi olan ana muhalefet, şayet iktidar olmak istiyorsa, ilk önce geçmişiyle yüzleşecek, birilerinin gömleği çıkardığı gibi gömleği gerekirse tüm elbisesini çıkaracak, yeni elbise giyecek. Geçmişte partimizin şu şu yaptığı icraatları tasvip etmiyoruz. Bunlardan dolayı mağdur ettiğimiz insanlardan helallik isteriz diyecek. Beğensin veya beğenmesin, bu halkın değerleriyle uğraşmayacak. İnsanımıza açık çek verecek. Dinle ve dinin değerleriyle derdi olmadığına dair samimiyet sınavını geçecek. Halkın içerisine girerek halkın derdiyle uğraşacak, ülkenin kronikleşmiş sorunlarını çözmek için kafa yorup çözüm önerileri getirecek. Değilse sittin sene iktidar yüzü göremezler ve iktidarı alternatifsiz bıraktıkları için bu ülkeye de en büyük kötülüğü yapmaya devam etmiş olacaklar.

*08/01/2022 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

30 Aralık 2021 Perşembe

Mülayim Sert ve Mülayim Ters *

Kemal Sunal’ın başrolünü oynadığı 1979 yapımı “Korkusuz Korkak” isimli bir komedi filmi var. Bu filmi izlemeyenimiz yoktur. Burada bu filmi anlatacak değilim. Defalarca izlemişsinizdir. Zaten film dediğimiz anlatılmaz, izlenir.

Sadede gelmek için filmin bir bölümüne, aklımda kaldığı kadarıyla kısaca değinmek isterim. 79 yılının ekonomik sıkıntılarının da işlendiği filmde, biri başrolde oynayan 32 yaşındaki Mülayim Sert isimli karakter, diğeri de yaşını başını almış yaşlı biri. Bunun adı da Mülayim Ters. Mülayim Sert, daha önce yaptırdığı test sonucunu alıncaya kadar perhiz uyguluyor. Her yemeği yiyemiyor. Bu arada belki köşeyi dönerim diye piyango bileti alıyor, 7. ayda ikramiye almak için gün sayıyor.

Sıra geliyor, tahlil ve tetkiklerinin sonucunu almaya. Bu arada kendini de çok iyi hissediyor. Fakat doktordan, 6 aylık ömrünün kaldığını öğrenince yıkılıyor. Mülayim Sert’in ardından tetkik sonucunu almak için iki kişinin koltuğunda güç bela doktorun karşısına getirilip koltuğa oturtulan, yaşını başını almış ve ölümle pençeleşen Mülayim Ters isimli karakter ise doktordan, “Tetkiklerinin çok iyi olduğunu, bu tetkiklere göre daha 100 yıl yaşayacağını çünkü turp gibi olduğunu” öğrenince olduğu yerde hayata veda eder.

Mülayim Sert isimli karakteri oynayan ve altı aylık ömrü kaldığını öğrenen Kemal Sunal ise sayılı günler çabuk geçer hesabı kendini çılgınlığa verir. Öldürmesi için kiralık katil tutar, patronlarına kafa tutar, herkesin korkup kaçtığı saatli bombayı eline alır… Tüm derdi altı ay ömrü kalan ömrünü daha da kısaltmak. Hayattan umudunu kestiği anda kendisine, çıkmaz dediği piyango da çıkar ama buna sevinemez. Çünkü her geçen gün ölüme yaklaşıyor. Film bu şekilde devam ediyor.

Filmde sorun, Mülayim Sert ile Mülayim Ters’in isim benzerliğinden tetkiklerinin karışmış olması. Dosyalar karışınca haliyle sağlam adama ölüm, ahı gitmiş vahi kalmış adama ise sağlam teşhisi konmasıdır. İnanmayan tetkik sonuçlarına baksın. Çünkü dosyalar isim benzerliğinden karışsa da evrak yalan söylemez.

Buradan nereye gelmek istiyorum. Ekonomiye gelmek istiyorum. Ekonomimiz ne durumda? Mülayim Sert’in durumuna mı benziyor yoksa Mülayim Ters’in durumuna mı? Bu konuda da tıpkı iki Mülayim’in dosyaları karıştığından yanlış teşhis konduğu gibi ekonomimizin gidişatına dair söylenen iki farklı görüş var. Bir kesime göre “Ekonomimizin temelleri sağlam. Kısa zaman içinde 10 güçlü ekonomiden biri olmaya doğru ilerliyoruz. Ekonomik verilere göre ikinci ve üçüncü çeyrekte Çin’den sonra ekonomisi en fazla büyüyen ikinci ülkeyiz…”. Yani korkulacak bir durum yok. Sevinilecek bir durumla karşı karşıyayız.

Diğer bir kesime göre ise “Ekonomimiz iyi değil, can çekişiyor, hayat pahalılığı almış başını gitmiş, fiyatlar her gün insanımızı daha zorluyor ve fakirleştiriyor. Döviz ve altın durdurulamıyor. Merkez Bankamız eksi rezervde ve swap anlaşmalarıyla günü kurtarmaya çalışıyor…”.

Size, ekonomi iyi ve kötü diyenlere ait iki görüşü verdim. Hangisi daha doğru? Bu konuda hangi görüşte olduğumu söylemeyeceğim. Filmle bağlantı kurarsak, ekonomimiz 6 aylık ömür biçilen ama ölmeyip sapasağlam yaşayan Mülayim Sert’e (Kemal Sunal) mi benziyor yoksa sağlam teşhisi konan ama daha doktorun odasından çıkmadan, koltuğunda ölüp kalan Mülayim Ters’e mi benziyor? Karar ve takdir sizin. Ümit ediyorum ki ekonomimiz altı aylık ömür biçilen Kemal Sunal’a benzer. Diğer karaktere hiç benzemesin.

*01/01/2022 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Göz Gözü Görmeyen Sisli Havada Yolculuk

Sabah kalktınız. Hava karanlık ama karanlığın dışında başka bir anormallik daha var. Haydi, hayırlısı deyip arabaya bindiniz ve çalıştırdınız. Önünüz kapalı. İçeriden buharlandı deyip havlu ile sildiniz. Bana mısın demedi. Dışarıdan olmalı dediniz. Sileceği çalıştırdınız. Nafile. Klimayı çalıştırıp ısıyı cama verdiniz. Yine açılmadı. Açılmaz. Gözlük buharlandı dediniz. Gözlüğe baktınız. Yok, öyle bir şey. Gözüm mü görmüyor deyip gözlüğü çıkararak çıplak gözle baktınız. Bir an için acaba gözlerim görmez mi oldu dediniz. Merak etmeyin. Gözünüzde bir sorun yok. Çünkü sorun camda, camın buharlanmasında, göz ve gözlüğünüzde değil, hava sisli. Üstelik öyle böyle sisli değil, göz gözü görmeyen cinsten bir hava var. Bu durumda yapacağınız tek şey, arabayla gitmeye mecbur değilseniz, arabayı yerinden hiç kıpırdatmadan kontağı kapatıp toplu taşımaya çıkacaksınız. Hem böylece belki de ilk defa toplu taşımayı kullanıp insanımızı göreceksiniz ve halktan biri olacaksınız ya da sisin biraz aralanmasını beklemek için işe gitmeyi öteleyeceksiniz.

Yok, ne halktan biri olmak istiyorum ne de işime geç kalırım, arabayı kullanmaya da mecburum diyorsanız, bu havada araba sürmek akıl karı değil ama siz istediniz. Sizden tek istediğim tecrübenize güvenmemeniz. Çünkü bu havada tecrübe kar etmez. Acemi şoförün yaptığı tüm manevraları yapmaya hazır olacaksınız.

Yola çıktınız. Önünüzde birden fazla yol seçeneği varsa yapacağınız tek şey, her zaman gidip geldiğiniz; çukurlarını, dönüşlerini, kavşaklarını, ışıklarını vs. sular seller gibi ezbere bildiğiniz yolu takip etmektir. Çünkü göz kararı ve el yordamıyla gideceksiniz. Arabanın kısa farlarını açacaksınız. Gerekirse dörtlüleri yakacaksınız. Bir ayağınız debriyajda, diğeri her an frene basacak gibi gazda, iki eliniz direksiyonda; gözünüz, görmediğiniz bir öne bir arkaya ve aynalara bakacak. Yavaş yavaş kaplumbağa hızı ile süreceksiniz. Sürerken yoldan çıkıp çıkmadığınızı teyit için şeritlerden gözünüzü ayırmayacaksınız. Öndeki araba ile arkadaki araç için takip mesafesini diğer zamanlardakinden daha fazla açacaksınız. Bu havada araç ile yolculuk yapmada sana moral verecek tek şey, trafiğe çıkmış başka araçların da olması. Onlara bakıp bakıp benden başkaları da varmış demektir.

Kaplumbağa hızıyla giderek her ışıkta durdunuz. Dur kalk yaparak şehir içinin yoğun trafiğini kazasız belasız atlattınız ama menzilinize daha varamadınız. Çünkü sizin için yol daha yeni başlıyor.

Şehir dışına çıktıkça, araç yoğunluğu yok denecek kadar azalıyor. Araçlar tek tük yola devam ediyor ama sis alabildiğine daha da bastırmış, göz gözü görmüyor. Ha gözü kapalı yolculuk yapıyorsunuz ha açık, durum değişmiyor. Bu durumda yapacağınız, seni sollayıp geçen bir aracın arkasına takılmak. Ne çok yaklaşacaksın ne de kendinden uzaklaştıracaksın. Çok yaklaşırsan öndeki ani bir fren yaparsa gider ona vurursun. Çok yavaş gidersen, öndeki çeker gider. Onu bırakmayacaksın ve onun güç bela görünen farlarını takip edeceksin. Bu araç kamyon ya da tır bile olabilir.

Başka yapacağım var mı dersen, bu yolculuk esnasında bildiğin tüm duaları dönüp dönüp okumaktır. Ya Rabbi, hele gideceğim yere bir varayım diyeceksin. Yani bu yolculuk esnasında el, ayak, göz, vücut, dil ve kalp hep birlikte çalışacak. Menziline güç bela vardıktan sonra ya Rabbi, kazasız belasız geldim diyerek ellerini açıp şükredeceksin. Beterinden sakla diyeceksin.

Bu arada geçmiş olsun.