3 Kasım 2021 Çarşamba

Nükleer Tıp ile Yolunuz Kesişti mi Hiç? (1)

Nükleer tıp nedir bilir misiniz? Daha önce gittiyseniz bu bölümde neler yapıldığını bilirsiniz. Hiç yolunuz düşmedi ise nereden bileceksiniz? Ben de hastanelerde bu bölümü kapısı kapalı, pek gireni ve çıkanı olmaz bir şekilde görür. İşlevi nedir bilmez, çalışanı varsa işleri kebap olmalı deyip önünden geçer giderdim. 

Gel zaman git zaman bugün yolum düştü nükleer tıbba. Beni oraya düşüren sebep de oğlanlar. İlla kalpten bir kontrolünü yaptıralım dediler. Ben de bir şey yok desem de erken teşhis için önemli imiş. 

Bir hafta sonu özel bir hastanenin yolunu tuttum.  EKG, MR derken kalp duvarlarında hafif  bir kalınlaşma gördü kalp doktoru. Tansiyonun var mı, tansiyondan olabilir dedi doktor. Yok dediysem de tansiyonumu ölçtü. Sağ, 12-8, sol ise 14-9 çıktı.

Doktor, beni muayene etmeye ve daha önce aile hekimine verdiğim tam sayım sonuçlarına bakmaya devam ede dursun. Muayene koltuğunda anamın söylediği aklıma geldi. Ne zaman gözlüğü koyduğum yeri unutup gözlük arayışına girsem, "Kuzum, sende tansiyon var, sen ondan ararsın gözlüğü" derdi. Anamla aramdaki bu diyalog birkaç defa oldu. Aslında evde gözlüm aramam çok oldu ama oda oda gözlük aramama, anam; kuzum, ne aran demesine rağmen yok, bir şey dedim, gözlük aradığımı söylemedim. Çünkü söylesem, neler işiteceğimi iyi biliyorum. Muayene koltuğunda işte bu geldi aklıma. Koca uzman doktorun EKO, MR ile koyamadığı teşhisi, benim mektep medrese görmemiş, okuryazar olmayan anam, elinde hiçbir malzeme yokken teşhisi şıp diye koymuştu. Neyse doktor tansiyon başlangıcı olabilir, her ihtimale karşı düşük dozda bir ilaç yazayım. Yalnız sebebini öğrenmek için teferruatlı bir çekim gerekiyor. Bu da bizim hastanede yok. Siz en iyisi Selçuk ya da Meram Tıptan şu filmi çektirin, dedi.

Tıp Fakültesi kardiyoloji bölümüne görünerek istenen film için nükleer tıbba gitmem söylendi. Nükleer tıp böylece gündemime girmiş oldu. Şimdi size nükleer tıpta neler yapıyorlar, bunu kısaca anlatayım ki buranın ne işe yaradığını daha önce burayla yolu kesişmeyenler benden öğrenerek tecrübelensinler. 

Nükleer tıptan randevu aldınız. Randevum var diye elinizi kolunuzu sallayarak gitmiyorsunuz. Gitmeden önce şunları yapmalı ve temin etmelisiniz:

-Dört saat önceden yemeyi bırakıp aç olacaksınız. (Aç kalacağına öl daha iyi ama başka çare yok. Aç gideceksin.)

-Bir gün önceden çay, kahve ve kola içmeyi bırakıyorsunuz. (Kahve pek içmem. Kola ile de işim olmaz ama çaydan ne istersiniz? Garibanın elinden çayını niye alırsınız? Bir de bir gün öncesinden 4 paket çay siparişi vermiştim.)

-Gelirken 2 adet sade maden suyu ve 2 adet küçük süt getireceksiniz. (Üstüme iyilik sağlık. Ne yapacaklarmış maden suyunu ve sütü? Bana orada süt ve soda banyosu yaptıracak olabilirler mi yoksa benim memurum işini bilir hesabı orada çalışanların canı bunları mı çekti? Acaba bana içirecek olabilirler mi? Daha neler! Orası kafe mi mübarekler? Bu çalışanların süt fabrikaları ve soda işletmecileri ile ortaklığı olabilir mi? Aklıma neler geldi neler. Varınca göreceğiz artık. Bana içireceklerse haydi sütü açıp içtim ya sodayı nasıl açacağım? Ya kantine gidip şunu bir açıverin diyeceğim. Bundan da kantinci pek haz almayacak. Ya bazılarının yaptığı gibi çakmakla açmaya çalışacağım ya bir duvarın çıkıntısına veya masanın kenarına dayayıp açmaya çalışacağım. Artık maden suyunu mu açarım yoksa masayı mı kırarım. Test etmeden bir şey diyemem.)

-Erkekler, göğüs tıraşı olup öyle gelecekler. ( Hoppala, Ne istersiniz erkeğin göğüs kıllarından? Başka bir emriniz var mı?)

Tüm bunları yapıp ve hazırladıktan sonra 08.30'da nükleer tıpta olacaksınız. (Gördüğünüz gibi daha nükleer tıbbın içine giremedik. İçerisini de diğer yazımızda ele alalım.)

2 Kasım 2021 Salı

Belirli Gün ve Milli Bayramlarımız *

Katılımcıları, “öğrenci, öğretmen, okul yöneticileri, daire amirleri, kaymakam/vali, belediye başkanı, garnizon komutanı, parti başkanları, muhtarlar, şehit yakınları, gaziler, çocuğu şiir okuyacak veya dereceye girip ödül alacak birkaç veli... vs.”; içeriği, “"Saygı duruşu, İstiklal Marşı, günün anlam ve önemine binaen yapılan konuşma, bol bol şiirler, slayt gösterimi, oratoryo, dereceye girenlere ödül ve kapanış.”

Katılımcısını ve içeriğini verdiğim bu liste neyin nesi diye sormayacağınızı adım gibi biliyorum. Zira hepiniz bilirsiniz ki bu bir milli bayram programıdır. Çünkü bildim bileli milli bayramlar bu içerik ve bu katılımcılarla kutlanır.

Burada "Efendim bu bayramlar bizim bayramlarımızdır. Bugünlerde çok önemli şeyler olmuştur. Bize armağan edilmiştir. Çok görkemli kutlamalıyız" gibi sözler yazarak hamaset yapmayacağım. Kimse de yazdıklarımdan, bunun milli bayramlarla derdi var niyet okuyuculuğu yapmasın. İnkar etmiyorum. Bu bayramlar tıpkı dini bayramlar gibi bizim bayramlarımızdır. Bu bayramlarla ilgili bir sorunum da yok. Bayram bayramdır ama nedense içerisinde halkın olmadığı bayramlardır bu bayramlar. Halk ve diğer devlet memurları nerede burada? Yok. Çoğu, bu bayramlarda upuzun yatıyor ya da ver elini deyip tatile çıkıyor. Sen, ben, bizim oğlana kalıyor bu bayramlar. Yükünü de ağırlıklı olarak milli eğitimler ve okullar çekiyor. İçerisinde halk yoksa halkın katılmadığı bu bayramlara bayram denir mi?

Zorunlu katılımın olduğu bu bayramlar da bir formaliteyi yerine getirmekten öte bir anlam taşımıyor. Katılanlar içeriğini de merak etmiyor. Bu yüzden sıkıcı mı sıkıcı. Zira önceki yılların tıpkısının benzeri. Bir o kadar da stresli, özellikle programı hazırlayan ve sunan milli eğitimler nezdinde. Çünkü baştan sona bir bayram havası veren ve günün anlam ve önemine binaen yapılan bir bayram değil. Adeta kurallar bütünüdür. Protokolde kimin nereye oturacağı, kimin nerede duracağı, hediyeleri kimin vereceği bile bellidir. Programı hazırlayıp sunan okul bir hata yapmayalım, protokole katılanların hışmına uğramayalım diye diye hop oturur hop kalkar. Protokolden birini, konuşmasını yapmak üzere kürsüye mi çağıracak ya da çelengini mi koyduracak. Askeri nizam çerçevesinde cümlesini arz ederim ile bitirmek zorunda. Çoğu zaman eleştirilmekle beraber yapılan ve sarf edilen onca emek için bir kuru teşekkür bile çok görülür. Çünkü marabaya ve emir erine teşekkür edilmez. Zira okulların görevi, protokolü ve amirlerini memnun etmektir. O yüzden okul ve milli eğitimler, her tören ve bayram programından sonra derin bir oh çeker. Şükür kazasız belasız bu bayramı da atlattık diye. Ardından sevinçleri uzun sürmez. Bir sonraki bayram programını düşünmeye başlarlar.

Burada okul müdürleri için de bir parantez açmak isterim. İrapta mahalleri olmayan bu garibanların, protokolde yeri yok ama bunlar her bayramın ve çelenk törenlerinin gediklileridir. Öğrencileri olsun veya olmasın, bunlar bayramlara ve çelenk törenlerine kalabalık etsin diye çağrılır. Bayramlarda kaymakam ve daire amirleri otursun diye hazırlanan seyyar oturma yerinde boş koltuk kalırsa, bir başkası gelince yerini vermek üzere o koltuklara otururlar.

Tekrar bayramlara gelelim. Bilmem kaçıncı yılını kutladığımız, daha da kutlayacağımız bu bayramları halkın ve yetkililerin bir masaya yatırmasında fayda var. Bayramların mevzuatta yeri ve belli kuralları olsun ama bunu abartmamak lazım. Çünkü mevzuatla bayram kutlanmaz. Kutlanırsa da dostlar alışverişte görsün ve yasak savma babından olur. Bu bayramlara bir işlerlik ve farklılık kazandırmak gerek. Ama nasıl? Bunun üzerine kafa yorulması lazım. Bayrama heyecan katmak için içerik değiştirilebilir. Tıpkı dini bayramlar gibi halkın katılımı sağlanabilir. Bu bayramlar birçoklarının nezdinde tatil ise bu tatilden herkes faydalansın. Öyle belli kurum, kuruluş ve kişilerin üzerine yüklenerek bayram kutlanmaz. Kutlansa da bayram havası vermez.

Burada bir parantez de kutlanan milli bayramlar ve belirli gün ve haftalara açayım. Bir bayram veya belirli gün illa gününde mi kutlanmalı? Bu bayram veya belirli gün hafta içinde uygun bir gün ve saatte kutlanamaz mı? Adı üzerinde gün ve bu gün mutlaka gününde kutlanmalı diye düşünebilirsiniz. Buna eyvallah ama bayram ve günlerin zorunlu katılımcıları herkes tatil yaparken bu günlerde niçin programa katılmak zorunda kalsın? Yeri geliyor bu gün veya bayramlar hafta sonu tatiline denk geliyor. İki saatliğine bile olsa bayrama katılanın tüm günü gidiyor. Bu kişilerin tatil veya ailesine zaman ayırma hakkı yok mu? Pekala, tatile denk gelen bayram ve günler için mevzuata, “Bu bayram veya günler, hafta sonu tatiline denk geldiği zaman kutlama ve çelenk töreni ilk iş günü yapılır” şeklinde bir madde eklenebilir. Hele bazı günler için yapılan çelenk törenlerini anlamakta zorlanıyorum. Bildiğiniz gibi her yıl 19 Eylülde çelenk töreni yapılan Gaziler Günü bu sene pazar gününe denk geldi. Daire amirleri pazar pazar çelenk töreni için geldiler. Pekala bu çelenk töreni ilk iş günü yapılabilirdi.

Sözün özü, bayram ve belirli günler konusunda almamız gereken çok mesafe var ve bir ayar verilmesi lazım. Bunu birilerinin yapması lazım ama kim?

*05/11/2021 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

1 Kasım 2021 Pazartesi

Kallavi Zammış!

2 Ekimde 71 kuruş, 21 Ekimde 22 kuruş gelen otogaz zammının ardından bu geceden (2 Kasım) geçerli 48 kuruş daha zam gelecekmiş. Okuduğum internet gazetesi bu haberi kallavi zam diye duyurmuş. Kuruşla gelen zammın neresi kallavi oluyor? Bu gazetecileri de anlamış değilim. Halbuki gelen bu kuruşa küçük, mini zam demeleri gerekiyordu. Felaket tellalları ne olacak. Ülkenin en büyük sorunu pireyi deve yapan bu gazeteciler. Amma ne yapacaksın. Elimizdeki basın bu. Gazeteciler, siz önce kallavi zam ne demektir onu öğrenin, ondan sonra gazeteciliğe soyunun. Bir defa kallavi zam Osmanlı tokadı gibi bir şey. Bir de bu tür küçük zamları niye haber diye verirler bilmem. Haber dediğin sıradışı olmalı. Vakayı adiyeden olan, otomatiğe bağlanmış ve gün aşırı gelen şeylerin haber değeri olamaz. Basın ne yazarsa, zammı ne şekilde duyurursa duyursun, ben bir zamma bakarım bir de zammı duyurana. Kuruşu görünce fena değil, bunun bir de beteri lira var diyorum ve oh be deyip rahatlıyorum. Zammı duyuranları zaten ciddiye almıyorum. Allah onları bildiği gibi yapsın. 

Bana gelince, yağmur gibi gelen bu zamlardan memnun olduğumu söyleyebilirim. Hatta hiç felaket tellallığı yapmadan ve karamsarlığa düşmeden bu "iyi günler"in tadını çıkarmak istiyorum. Çünkü;

*Azar azar gelen zamlar, kişideki bağımlılığı artırır. Vücut her türlü tehlikeye karşı daha dayanıklı olur. İnsana ölmedim, hala ayaktayım dedirtir. Ölmüş eşek kurttan mı korkar atasözünü hatırlatır. 

*Beni benden fazla düşünen devletim benim alım gücümü biliyor ki bu zamları yansıtıyor. Var demek ki bende para. Ne yapsın yani. Bedava mı versin, zarar mı etsin yakıttan.  Hem o değil mi ki beni enflasyona ezdirmeyen zamları veren. Bana zam verirken iyi, yakıta zam yaparken kötü. Nerede görülmüş almadan vermek. Bilelim ki almadan vermek bir Allah'a mahsus. Benden kepçe ile alacak ki bana kaşıkla zam verebilsin. 

*Bu arada Enerji ve Tabiat Bakanı, zammı yansıtmıyor, gelen zamları ÖTV'den karşılıyoruz diyor. Buna rağmen çığlığı basıyoruz. Bir de yansıtsa görürüz o zaman dünyamızı. 

*Zam gelsin ki devletim ayakta dursun. Devlet giderse zamsız hayat çekilir mi? Unutmayalım, bu ülkede huzurlu yaşamanın ve atılan her bir merminin bir bedeli var. Bedel ödenmeden ülkenin kıymeti bilinmez. 

*Fiyatların yerinde sayması durağanlığa işarettir. İnsanı uyuşturur. İnsan konu sıkıntısı çeker. Canı sıkılır. Her zaman petrolün yanından geçerken aynı fiyat insanı bezdirir ve uyuşturur. Fiyatlar değişecek ki petrolün önünden geçerken yeni fiyat farklılığını insan hissedecek. Fiyatı görünce feleğini şaşıracak. Uykusunu kaçıracak. Vay anasına, yine mi zam dedirtecek ve ağzına geleni kendi kendine saydıracak. Yani kendi kendine konuşacak. Bu da uyuşukluğu giderdiği gibi buz gibi havada insanı ısıtacak ve insan üşüdüğünü bile bilemeyecek. 

Şayet gelen zamlara ısınamadınız ve zamlar sizi ısıtmadı ise istasyondaki etiket ile AB etiketini karşılaştırın. Göreceksiniz ki AB'dekilere göre biz yakıtı bedavaya alıyoruz. Ya hükümet, ben yakıt fiyatlarını AB standartlarına çıkaracağım derse, o zaman ne yaparız? Bunu bir düşünün ya da TL ile değil, Euro ile yakıt alacaksınız dense, işte o zaman ayıklarız pirincin taşını. 

Durum bu iken benim gibi bazı kötü niyetliler hala gelen bu kuruş zamlarını ağzına dolayıp gününüzde iyi bir gün mü göreceğiz. Zamdan başka bir sermayeniz kalmadı mı? Ben bu zamları hazmedemiyorum şeklinde kem küm  ederse, kimse bu tipleri illa araca binin, araç kullanın diye zorlamıyor. Kişi isterse aracını yollara vuracağına kendini yollara verebilir. İstediği yere yürüyerek gider gelir. Üstelik bir maliyeti de olmaz. 

Hasılı, uzatmayayım, işe yani zamlara iyi niyetle yaklaşmak lazım, vesselam. Zira değer mi akıl sağlığımızı bozmaya...