1 Kasım 2021 Pazartesi

Yeşil Sermayenin Hazin Sonu *

Yimpaş, İttifak, Kombassan doksanlı yılların kar ve zarar ortaklığına dayalı çok ortaklı öncü holdinglerdendi. Bu holdinglerin piyasadan iyi para çektiğini gören niceleri, üç beş kişi bir araya gelerek aynı usulle çalışan holdingler kurdular. Kısa zamanda holding sayısı sadece Konya bölgesinde 50 sayısına ulaştı. O günün basınının ve devlete hakim olan güçlerin yeşil sermaye adını verdiği bu holdingler kısa zamanda adından söz ettirdi. Arka arkaya sermaye artırımlarına gidildi. Holdinglerin en büyük sermayedarları da ağırlığı Avrupalı gurbetçiler olmak üzere Anadolu'nun mütedeyyin insanları oldu. Daha işin başında döviz ve altın bazında yüzde 20-30 kar verilmesi ve ortakların hep kar etmesi sebebiyle bu holdinglere paralar su gibi aktı. Kendi holdinglerine para çekmek için bilmem ne ile mücadele edeceğiz denerek din bolca kullanıldı. Holdingler, gelen parayı yatırıma dönüştürmeden yeni giriş yapan sıcak parayı ortaklarına kar payı olarak dağıttı ve bir saadet zinciri oluşturdu.

Holdinglerin kısa zamanda büyümesi, gücüne güç katması, Türkiye sermayesini elinde bulunduranları ve sermayeye yön verenleri korkuttu. Doğru ve yanlış bilgilerle holdinglerin üzerine gidildi. Battı-batıyor derken bu holdinglere sermaye girişi yani sıcak para kesildi. Sermayedarlar paralarını çekmek istedi. Yeni para girişi olmayınca adını zikrettiğim üç holdingin dışındakiler battı. Bu üçü de parasını isteyen ortaklarına para vermedi/veremedi ya da sınırlandırdı. Haliyle üyeler mağdur oldu. Öyle zannediyorum, hala parasını alamayan ortaklar var. Kar-zarar ortaklığına bağlı holdinglerin parlayan yıldızı da bu şekilde sönmüş oldu.

Çok ortaklı ve kar-zarara bağlı holdingler niçin bu akıbete uğradı ve kötü bir iz bıraktı?

*Holdingler, temellerini mevzuata uygun yani işlerini sağlam yapmadı. Gelen sıcak parayı yatırıma dönüştürmeden yüksek kar payı olarak dağıtma yoluna gitti. Kar-zarar hesabı yapmadan gördüğü işe atladı. Batak firmalara yüksek meblağlar ödedi, karlı yatırıma imza atmadı. Bünyesinde çalıştıracağı personel için bir kıstas koymadı. Holdingde parası olanın önerdiği kişiler işe alındı. Eleman alımında ahbap çavuş ilişkisine gidildi. Kalifiye eleman alma yoluna gidilmedi. Dün işe giren kişi ertesi günü en basitinden kasiyer koltuğuna oturtuldu.

*Holdinglerin temelleri sağlam olmamasına rağmen devlet sesini çıkarmadı. Siz biraz büyüyüp palazlanın, ben sizin kökünüzü kuruturum siyaseti güttü. Bu durum, öğrencisi kopya çektiği halde biraz daha yazsın, az sonra canını yakarım diyen öğretmenin durumuna benzer. Devlet holdingleri yasal zemine oturtmadı. Sıkı bir denetimden geçirmedi.

*Holdinglerin döviz ve altın bazında yüksek kar verdiğini gören insanımızın çoğunluğu, bu musluğun suyu nereden demeden gidip parasını bu holdinglere yatırdı. Yatırırken de kar etmeyi kafasına koyarak işin zarar kısmını unuttu. Holdingler para veremeyince de holding yetkililerine veryansın etti.

Hasılı, çok ortaklı ve kar zarar ortaklığına dayalı holdingler birçok mağduriyeti arkalarında bırakarak iflas etti. Parasını yatıranlar üzerine bir bardak soğuk su içmiş oldular. Holdingler belleklerde iyi bir imaj bırakmadı. Halkın kendilerine olan güvenini yok etti. Bildiğim kadarıyla ilk öncü holdinglerden Kombassan, İttifak ve Yimpaş’tan ilk ikisi holding faaliyetlerine hala devam ediyor. Yimpaş’ın son durumunu bilmiyorum. Kombassan sanırım genel merkezini İstanbul’a taşıdı. İttifak el değiştirmiş olabilir.

Kimsenin içini bilemem ama bugün kar ve zarar ortaklığına dayalı özelliği kalmasa da hala bu üçünün varlığına devam etmesi, bunların kuruluş aşamasındaki samimiyetlerini gösterir. Bunlara bakarak piyasaya giren diğer holdinglerin bugün esemesi okunmuyor. Bu üç holding keşke zamanında işi sıkı tutsaydı, çok açılmayıp ayaklarını yere sağlam bassaydı, ticaretin tüm kurallarını uygulayarak gıdım gıdım ilerleseydi, bu şekil bir ortaklık belki bugün Türkiye’ye güzel bir örnek olabilirdi. Ama olmadı.

Bu konuda yazılıp çizilecek ve söylenecek çok söz var ama sözü fazla uzatmadan son cümlelerimi de Haşim Bayram’a ayırmak istiyorum. Çünkü Kombassan denince Haşim Bayram, Haşim Bayram denince de Kombassan akla gelirdi. Hem kurucusu hem de onunla özdeşleşmişti. Öğretmen kökenli Bayram’ı Konya ve havalisinde tanımayan yok. Açtığı dershanede anlattığı kimya derslerini öğrencileri anlata anlata bitiremez. Ondan hep hayırla yad ederler. Ama kötü Kombassan tecrübesi ile Haşim Bayram karizmayı çizdirdi. Şimdi diyorum ki keşke Haşim Bayram ticarete atılacağına, öğretmen olarak kalıp öğrenci yetiştirmeye devam etseydi… Günahıyla sevabıyla Haşim Bayram vefat etti. Allah rahmet eylesin.

*03/11/2021 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

31 Ekim 2021 Pazar

Kitabında Geri Adım Olmayanlar *

Hayatımızın bir parçası olan araçların her parçası önemli bir işlevi görmekle beraber manüel araçlar için söylüyorum, debriyaj, fren, gaz pedalı ve vites kutusu vazgeçilmezdir. Aracı hareket ettireceğimizde, hız yükselteceğimizde ve hız düşüreceğimizde debriyajdan destek alırız. Duracağımızda debriyajla birlikte freni kullanırız. Aracı çalıştırırken ve hızlanacağımızda gaz pedalına basarız. Araçlarda aynı şekilde 1.2.3.4.5. hatta 6.vitesler olur. 1.vitesle kalktıktan sonra yolun durumuna ve hız sınırına göre 2.3.4.5.6. vitese atarız. Vites yükseltirken de gaza yükleniriz. 

Araçlarda 5-6 vites olurken aynı zamanda geri vites de olur. Geri vites her zaman kullanılmasa da bir ihtiyaçtır. Park edileceği zaman, çıkmaz ve yanlış sokağa girildiğinde, yol kapalı olduğunda, gideceğin yeri geçip gittiğinde, eğer aracı döndürme imkanın yoksa gerisin geri gitmek için geri vites kullanılır. Araçlarda geri vitese atmak ve geri geri gitmek zor olsa da mecburiyetten kullanılır. Bir an için düşünelim. Araçlarda geri vites olmasaydı, dar yollarda gerisin geri gitme ve iki araç arasına park etme imkanı olmazdı. Bu açıdan bakıldığında, araçlarda geri vites bir nimet dense yeridir. Aynı şekilde düz yolda ilerlerken gideceğin menzil geride kalmışsa, uygun yoldan geriye dönmek için U dönüşü de yapmak bir gerekliliktir. 

İnsan da bir nevi araca benzer. Kendinden emin bir şekilde yoluna devam ederken gittiği yolun yanlış olduğunu öğrendiği zaman araç gibi geri geri gelmese de gittiği yoldan gerisin geriye dönerek u dönüşü yapar ve hatasını düzeltir. Bu geri dönmeyi ve u dönüşünü, insanın hata ve yanlışlarından vazgeçmesi olarak düşünebiliriz. Gerçekten hangi birimiz hata yapıp geri adım atmadı ki. Bakmayın siz bazılarının benim geçmişe dair hiç pişmanlığım olmadı dediğine. Bu mümkün değildir. Böyle diyen, kendi kendine öz eleştiri yapmayan ve yapmaktan kaçınan, aynı zamanda kendisini mükemmel sanan veya böyle göstermeye çalışan, burnundan kıl aldırmayan kibirli tip olsa gerek. Çünkü peygamberler bile hata yapmıştır. Ardından tövbe ederek nedamet duymuşlardır. Yaklaşması men edilmesine rağmen yasaklanan ağaçtan meyve yiyen Hz Adem ilk hatayı yapmıştır. Kendisine ne yaptın dendiğinde, Hz Adem’in bir takım gerekçelerin ardına sığınmadan ve hatasında ısrar etmeden girdiği yanlış yoldan vazgeçip tövbe etmesi, erdemli bir davranıştır. Bu hata Hz Adem'i küçültmediği gibi yüceltmiş ve hatasına rağmen peygamberlikle taltif edilmiştir. 

Durum bu iken yani yanlış yola girince araçlar nasıl ki geri vitese atılarak gerisin geri gidiyorsa, insan hata ve yanlış yaptığında yanlışından vazgeçiyorsa, peygamberler bile zelle adını verdiğimiz hatalar işleyebiliyor ve farkına vardığı zaman hatasından nedamet duyup geri dönebiliyorsa, tüm bunlar erdem kabul ediliyorsa, bazı insanlara ne oluyor ki bir marifetmiş gibi "Bizim geri vitesimiz yok" veya "Benim kitabımda geri adım yok" diyebiliyor? Bu nasıl bir psikoloji ve nasıl bir haleti ruhiye gerçekten? Özellikle dini hassasiyeti olan insanlara yakışıyor mu böyle demek? Anlamak istiyorum ama anlayamıyorum maalesef. Olsa olsa kibirdendir veya güç zehirlenmesi yaşıyor olmalılar. Bundan dolayı bu tipler özür bile dileyemezler. Sahi bu tipler hata yapıp hiç geri adım atmamışlar mıdır? Ne mümkün. İnsan olup da hata yapmayan mı olur? Belki de saymakla bitmez ve niceleri tükürdüklerini yaşamışlardır ama bilirler ki nasılsa karşılarında kral çıplak diyecek ve u dönüşü yaptığını söyleyecek kimse yoktur. 

Hatırlarsanız, FETÖ’nün ileri gelenlerinden ve yapılan okullara adı verilenlerden Abdullah AYMAZ, 17-25 Aralık hükümet darbe teşebbüsünden sonra 2014 yılında yaptığı bir açıklamada “Bizim geri dönüşümüz yok…” demişti. Şu anda firari olan bu zat, öyle zannediyorum, hala aynı görüştedir. Çünkü kibir ve güç zehirlenmesi böyle bir şey. Ki ben bu yapıyı, çok gözde olduğu bir zamanda test etmiş ve bu yapıdan birine, “Görüyorum ki sizin adamlar, tevazuu elden bırakmışlar ve aşırı bir kibre kapılmışlar. Ben nerede kibre yakalanmış birini görmüşsem, Allah onların burnunu sürtmüştür. Sizin de başınıza gelecek bu” demiştim ve o kişi de bana hak vermişti.

AYMAZ’ın geri vitesimiz yok sözünden bu yana 7 sene geçmiş. Görüyorum ki bu sözün ardından bu yapının başına neler geldiği düşünülmeden hala bu söze benzer sözlerin söylendiğini görüyorum. Bu da beni üzüyor gerçekten. Yolumuz düzgün olsun, ileriye doğru doludizgin gidelim gitmeye ama zaman zaman frene basıp yavaşlamayı hatta geri adım atmayı da ihmal etmeyelim. Çünkü kitabımda geri adım yok diyerek yolumuza devam eder, bir de çok uzun gitmişsek geri dönüşümüz bir o kadar zorlaşır aynı zamanda pirince giderken evdeki bulgurdan da olabiliriz. Unutmayalım ki şeytanı lanete götüren sebep de onun kibridir ve bu yol geri dönüşü olmayan tehlikeli bir yoldur.

Bir an için düşünelim. Hiç hata yapmıyoruz ve geri dönüşe hiç ihtiyacımız olmadı. Hiç hata yapmadığımızı yani geri dönüşümüzün olmadığını ve kitabımızda geri adım olmadığını bırakalım da bir başkası söylesin. Bunun bir anlamı olur. Ama kişinin kendisinin söylemesi, kişinin kendisini övmesinden başka bir şey değildir.

*06/11/2021 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Bu Fiyata Bu Limon

Bu devirde, bu günlerde evinde limonu olsa daha ne ister insan. Limon dediğin her şeye maydanoz olur. Çay, çorba, salata, balık, etli ekmek, lahmacun, turp, zeytin vs ne varsa hepsinin içine sıkabilirsin. Tavsiye etmem ama şapır şapır yiyenler bile var. Miden götürür, dişlerini de kamaşmıyorsa ye yiyebildiğin kadar. Karşındakinin yüzü buruşurmuş, dişleri gıcırdarmış, umurunda mı sanki. Üstelik her derde deva. Bazıları, gribe birebir. Kışın hastalanıp poşet poşet ilaç kullanacağına bir çuval limon ye. Hiç hastalanmazsın, der. 

Neyse, siz yiyin yiyebildiğiniz kadar ve yiyecek adına ne bulmuşsanız üzerine limon sıkın. Benim limonla hiç aram yok. O yüzden hiç aramam. Bir yemek ve çorbanın içine limon sıkacaksam da limon tadı gelmeyecek. Sadece sıkmış olmak için sıkıyorum. Bazılarının yediği gibi yiyemem. Sadece limonu değil, ekşi ve mayhoş olan hiçbir şeyi yiyemem. Kazara yemiş isem, dişlerim kamaştığı için uzun süre bir şey yiyemem. Ondan sonra dişleri normal işlevine döndürünceye kadar ne işkence çektiğimi bir ben bilirim bir Allah. 

Benim limonla aram olmasa da ama evimde limon eksik olmaz. Zira evde sadece ben yaşamıyorum.

Bir akşam eve geldim. Sofraya oturdum. Önüme yemek servis yapılmasını bekliyorum. İçeceğim de bir kase çorba. Ama tabak önüme gelinceye kadar burnumdan geldi. Neymiş de çorbaya sıkılacak limon kalmamış. Alaydınız pazardan dedim. Unutulmuş. Uzatmayayım. Çorbayı içtik ama ah bir limon olsaydı, limonsuz içilir miymiş sözleri tekrar edildi durdu.

Sabahı gücün ettim. İşe attım kendimi. Yolda gelirken aman oğlum, limonu unutma diye sıkı sıkıya tembih ettim kendi kendime. beşli market zincirinden olmayan bir marketin karşısına arabamı park ettim. Hemen manav reyonuna yöneldim. Pahalı ucu demeden limon alacaktım. Yoksa limon da limon teranesi dinleyecektim yeniden. Çekemezdim akşam akşam ikinci defa.

Market benim geleceğimi ve limon alacağımı bilmiş olmalı ki koca tereği limonla doldurmuş. Baktım altın sarısı gibi al beni diyor. Bir de fiyatına baktım. Sonra tekrar baktım. Şaşırdım doğrusu. Olamaz dedim. Bu pahalılıkta bu kadar ucuz bir meyve. Bir de hayat pahalı, her şey ateş pahası olmuş derler. Aha size ucuzluk. Hem de sudan ucuz. Bundan iyisi zaten can sağlığı. Kim verir bu devirde 1,99 kuruşa limonu. Dalından koparıp bile vermezler bu paraya. Üstelik 2 lira bile değil. Hem taze hem kelepir hem de sulu. Kesip suyunu sıkınca limon banyosu bile yapılabilir, şeklinde içten içe konuşuyorum. Bir taraftan da şaşkınlığım geçtikten sonra manav reyonundaki ücretsiz poşetlerden bir tanesini açarak limonları doldurmaya başladım. Koydum da koydum. Bu içimden geçenleri dışa vursaydım, hükümet karşıtları amma da yağcılık yapıyorsun diyecekler. Pahalı diyeceğim, hükümet taraftarları nankörlük yapma, eskiden limon da yoktu. Sen bir de Almanya’da limon kaç EURO? Ona bak diyecekler. En iyisi limonu ucuz da demeyeyim, pahalı da. İçimde kalsın hepsi. Üstelik kimseyi bu saatten sonra ikna etme gibi bir niyetim yok. Ben evime karşı sorumluyum, limon yüzünden evimin saadetinin ve ağzımın olmayan tadının bozulmasını da istemem.

Laf aramızda varsın muhalifler kızsın, limon ucuz. Burada bu fiyata olan limon kim bilir, Tarım Kredi Kooperatiflerinde ne kadardır? Ah oraya bir gidebilsem. Gidebilseydim belki de bir kilo alana bir kilo bedava yazmışlardı. Belki de 1,98 kuruştan satışa sunmuş olabilirlerdi. Ama TKK bana uzak maalesef efendim. Bahtıma yanayım.

Yahu bu limonun bu kadar ucuz olmasının sebebi, beşli marketler zincirine verilen kallavi cezalar olmasın. Cezayı gören esnaf, bu ceza oğlum sana söylüyorum, gelinim sen dinle sadedinde deyip fiyatları indirmiş olabilir mi? 

Neyse diğer ürünler için bir şey diyemiyorum ama limon ucuz. İhtiyacınız varsa alın. Alırken başkasına tedarik sıkıntısı vermeyecek şekilde ihtiyacınızı giderin. Yoksa... Benden söylemesi.

Burada bir söz de TÜİK'e söyleyeyim. Kasım ve Aralık ayı enflasyon rakamlarını açıklamadan önce alışveriş sepetine limonu eklemeyi unutma. Hatta diğer gıdayı çıkar sadece limonu koy. Ondan sonra rakamları açıkla. Bak bakalım ÜFE ve TÜFE ne çıkacak? Bu aylarda enflasyon eksi çıkmazsa gel yanıma. Bu önerim ciddiye alın. Merkez Bankasının yıl sonu enflasyon tahminine sizin de biraz katkınız olsun. Unutmayın bu ülke hepimizin. Haydi göreyim sizi.