13 Temmuz 2020 Pazartesi

Sakal Koymamıştım ki Dinlenilsin! *

Yazılarımı takip edenler bilirler. Yılın bir gününde, bazen bir yılda birden fazla olmak üzere düğün sezonlarında Konya düğünleri üzerine çokça yazı kaleme aldım. (Bkz. https://anadoludabugun.com.tr/yazarlar/ramazan-yuce/ortak-kaba-kasik-sallamak-2571
https://www.pusulahaber.com.tr/yine-konya-dugunleri-9790yy.htm
https://anadoludabugun.com.tr/yazarlar/ramazan-yuce/yine-konya-dugunleri-3497)

Birden fazla yazıda bu konuya değinmemin nedeni, sorun olarak gördüğüm hususların düğünlerde aynen devam etmesiydi.

Konya düğünlerine dair yazılarımda ağırlıklı olarak davetlilerin düğünlerde hediye olarak getirdiği kap kacağa ve ortak yenen düğün yemeklerine dikkat çekmeye çalışmış; mutfak eşyası yerine para verilmesinin, ortak kaba kaşık sallama yerine tabldot usulü yemeğe geçmemiz gerektiğini önermiştim.

Hediye konusunda son yıllarda özellikle köy derneklerinin öncülüğünde yardım sandığına para atılmasının özendirilmeye çalışılması sevindirici olmakla beraber daha bu alanda almamız gereken mesafe olduğunu düşünüyorum.

Yemek konusunda çok az düğün sahibinin sınırlı sayıda davetlisine, alakart usulü yemek vermesinin dışında yemeklerin kişiye özel verilmesi uygulamasına maalesef bir türlü geçilememişti. Çünkü alakart usulü yemeğin bir kişilik maliyeti 45-50 lira. Davetli sayısı göz önüne alınırsa bunun altından ne düğün salonları ne de düğün sahibi kalkabilir. Tabldot usulü yemeğe ise "Olur mu öyle şey? Biz Konyalıyız ve ortak kaptan yeriz" denilerek kimse sıcak bakmıyordu.

Uzatmayayım, nihayet tabldot usulü bir düğün yemeğiyle Konya'da ilk defa cumartesi günü katıldığım bir düğünde müşerref oldum. Hah işte dedim ve sevindim. Bunun böyle olması benden ve yazılarımdan değil elbet. Zira sakal koymamıştım ki sözüm dinlenilsin. Bizi koronavirüs yola getirdi. Salgının onca kötülüğünün ve olumsuzluğunun yanında belki de tek katkısı, düğünlerde kapların ayrılması olmuş. Sağ ol, var ol koronavirüs dedim gayri ihtiyari.

Katıldığım düğünde verilen tabldotlu yemeğe, diğer düğünlerde de emsal olması bakımından kısaca değinmek istiyorum.

1500 davetlinin katıldığı düğünde her masaya 6 kişi oturacak şekilde sandalye konmuş ve servis açılmış. 6 sayısı beklenmeden oturan herkese yemek servisi yapıldı. Menüde bir tabldot içinde yayla ve bamya çorbaları ve etli pilav vardı. Haricen kapalı şeffaf iki ayrı kapta zerde ve irmik helvası, ayrıca aromalı içecek, su ve naylonla kaplı ekmek kondu. Kapalı bir ambalaj içinde plastik kaşık, ıslak mendil ve kağıt mendil verildi. Yemeğimizi yedik. İlave yemek isteyip istemediğimiz soruldu. Masamızda oturan sadece bir kişi ilave pilav istedi. Gerisi verilenle doydu. Duamızı ederek kalktık. Ardından çay içilen masalara geçerek kağıt bardaklarla çayımızı yudumladık.

Gözlemlerime göre yemek menüsü herkesi doyurdu. Karışıklık yoktu, kargaşa yoktu, beklemek yoktu, ardında bekleşen yoktu, yemek artığı yoktu, ortak kaba kaşık sallamak yoktu, tıka basa yemek yoktu, aç kalkmak da yoktu… Düğünde gördüğüm tek eksiklik, servis yapan çocukların baş parmakları bamya ve yayla çorbası yiyemedi. Üzüldüğüm nokta burası oldu.
Sair düğün yemeklerinde gördüğüm tüm yemek ve hizmetleri bu tabldot usulü yemekte de gördüm. Üstelik daha hoş ve temiz oldu.

Merak edip beher kişinin maliyetini düğün sahibine sordum. 19 liradan anlaşmışlar. Bana fiyat çok makul geldi. Şu anda ortak yemek yok. Şayet olsaydı bu fiyattan aşağı olmazdı.

Temennim odur ki pandemi tedbirleri çerçevesinde geçilen bu yeni usul tabldotta yemek âdeti, salgın bize veda ettikten sonra da devam eder, âdet haline gelerek kalıcı olur. Yeni düğün yapacaklara ve düğün yemeği vereceklere duyurulur.

*15/07/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Pusula'ya Veda ***

Pusula'da ilk yazım 19 Eylül 2018 tarihinde "Girizgah" başlığıyla çıkmıştı. O günden bugüne salı, perşembe ve cumartesi olmak üzere dini bayramlar dışında hafta da üç gün yazdım. Bu kısa zaman zarfında toplamda 276 yazı yazmışım.

İki yıla yaklaşan bu yazı hayatımda ilk yazımda "Başta toplumsal konular olmak üzere siyasi, ekonomi, dini, eğitim ve öğretim, ahlak ve görgü kuralları vb alanlarda Allah ne verdiyse dağarcığım el verdiği müddetçe yazıp çizeceğim. Yani neyi dert ediniyorsam onu" demiştim.  Aşağı yukarı her konuda yazı kaleme aldım. Gündem ya da gündem dışı neyi dert edinmişsem ele aldım. Bir olay, bir hareket hoşuna gitmiş ise övdüm, gitmemişse eleştirdim. Eleştiri ile yetinmedim. Nasıl olması gerektiği konusunda öneriler sunmaya çalıştım. Tüm bunları yaparken olayları asla kişiselleştirmedim. Zira kişilerle işim olmadı hiç. Nabza göre şerbet vermedim. Hem nalına hem mıhına demedim. Doğruya doğru, yanlışa yanlış dedim. İstedim ki dokunsun ve gereği yapılsın. Dokundururken "Sözüm meclisten dışarı" demedim, "içeri" dedim. 

Yazılarımı kaleme alırken kah diyalog yolunu seçtim kah mizah, bazen de hiciv denedim. Bazen üstü kapalı bazen de açık yazdım. Tüm bunları yaparken insanların onurunu ön plana aldım. Kırmadan, dökmeden, yapıcı ve yumuşak bir üslup kullandım. 
Yazılarım bazen teknik hata, yoğunluk ve unutmadan kaynaklı sebeplerle kimi vakit gününde yayımlanmasa da gazetemiz, ertesi gün yayımlamak suretiyle telafi yoluna gitmiştir. Yazılarım; içerik, üslup vs sebeplerle gazete yönetimi tarafından üstü kapalı da olsa bu yazı, bu şekil olmaz şeklinde bir çizik yememiştir. İstediğimi istediğim şekilde özgürce yazdım.

Her girizgâhın bir bitişi olduğu gibi yazmam için bize emanet edilen bu köşeyi de yeni sahiplerine teslim etmek, biraz dinlenmeye çekilmek istiyorum. Bu yazımla da bunu yapıyorum ve Pusula Haber gazetesinde yayımlanmakta olan yazılarıma veda ediyorum. 

Bu zaman zarfında yazı yazmam için gazetesinde bana bir köşe açan gazetenin sahibi Harun Akgül Bey'e hassaten teşekkür ediyorum. Bu süreçte Pusula ailesinin bir ferdi olmaktan bahtiyarlık duyduğumu ifade etmek istiyorum. Gazetemize bundan sonraki yayın hayatında başarılar diler, şehrimize soluk olmaya devam etmesini istiyorum.

Son sözlerim de okuyucu kitleme olsun. Zira Pusula'yı birçok gazeteden ayıran en büyük özelliği, okuyucu kitlesidir. Her yazıyı titizlikle okuyan bu okuyucu kitlesi, zaman zaman yorumlarıyla yazılarıma katkı sunmuşlardır. Bazı yazılarım eleştirilmiş, bazı yazılarım tasvip görmüştür. Hem eleştirilen hem de tasvip gören yorumların hepsi birer geri dönüttür. Hepsi bakış açıma ve ufkumun açılmasına zemin hazırlamıştır. Tüm yorumlara yorum olarak cevap yazmaya çalıştım. Tüm okuyucularıma, özellikle yorum yazan okuyucularıma sonsuz teşekkür ediyorum.

Yazarken kimseyi kırmamaya özen gösterdim. Olur ya, bilmeden hata etmiş, kalp kırmış ve maksadımı aşan bir cümle sarf etmiş ve zülfü yare dokunmuşsam af ola...

***16/07/2020 tarihinde Pusula haber gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.

12 Temmuz 2020 Pazar

Ayasofya İmamlığı Şartlarım

1.En yüksek devlet memuru maaşı üzerinden maaş,
2.Denize nazır bir lojman. Yıldız Köşkü, (Dolmabahçe Sarayı tercihimdir.)
3.Temsil ettiğim makam itibariyle Cumhurbaşkanından sonra protokol yeri,
4.Zırhlı araç tahsisi, yeterince şoför ve güvenlik temini,
5.Maaşımın dışında herhangi bir yüksek kurul ve komisyonların birinde yönetim kurulu üyeliği, (Görevimin sorumluluğu itibariyle bir başkanlık istemiyorum.
6.Ayasofya'ya gelen yabancıların sorularına cevap verebilmem için yeryüzünde konuşulan her dilden birer tercüman, (Tercümanın biri izinli veya hasta olmasına karşın tercümanların yedekleri de olması lazım ama devlete maliyet getireceği için birer tercüman yeterli.)
7.Namazları diğer imamla beraber dönüşümlü kıldırırım. O kıldırırken camiye ben gitmem. Ben kıldırırken de o gelmesin. 
8. Mesai arkadaşım olacak imam ve müezzinleri kendim seçerim. Bir başkasının müdahalesine tahammül edemem. Merak etmeyin. Hepsi ehil olacak. Tek şartım, bilgi ve donanım bakımından benden aşağıda olmalarıdır. Önceliği damadıma vermek isterim ama damadım yok. Bu arada kardeşimin sesi fena değil. Aile şirketi gibi orada kadrolaşmak isterim.
9.Camiyi ziyarete gelen üst düzey için teşrifatçılık, onları karşılama yapmam.
10. Ali Erbaş camiye geldiği zaman sarık ve cübbeyi vermem. 
11. Din İşlerinin hazırladığı hutbeyi okumam. Hutbeyi kendim hazırlarım.
12.Camimde merkezi ezana izin vermem. Benim görevlik okurken diğer cami imamlarının keyif çatmasına engin hoşgörüm izin vermez. İlla senin caminde okunacak denirse ben uyumlu bir insanım. Olur derim ama diğer camilerin görevlileri sırayla gelip benim camimde ezan okuyacaklar.
13. Öğle ve ikindi namazlarından önce koronavirüs tedbirleri çerçevesinde "Değerli vatandaşlarımız! Salgıla mücadelede yeni bir döneme giriyoruz..." şeklinde bir uyarıyı yapmam. Bana kimse dayatamaz bunu. Valilik, kendi odasından anons ettirebilir.
14. Cuma akşamları yatsı namazında minare duası yapmam.
15. Camimde yapımı devam etmekte olan muhtelif cami, Kur'an Kursları ve vesair yerler için sergi açtırmam.
16. Beni bu camiye atayacaklara asla minnet duymam. Kimse de benden bunu beklemesin.
17. Ölünceye kadar bu camide görev yaparım. 65 yaş bana işlemez. TBMM gerekirse bana özel kanun çıkarsın. 
18. Ölürken yerime geçecek kişiyi ben seçerim. Devlet ayrıca atama yapmaz. Devletin bu konuda yapacağı benim vasiyetimi yerine getirmektir. 
19. Devlet ayrıca sair isteklerimi şartsız yerine getirme yükümlülüğünü kabul eder.

Şartlarım ilk etapta bu kadar. Daha başka şartlar da öne sürebilirim ama tevazuumdan bu kadarla yetiniyorum. Göreve başladıktan sonra çalışma şartlarına göre yeni şartlar koyma hakkım bakidir ve devredilemez. Şartlarımdan bazılarını esnetebilir, ilaveler yapabilirim. Herhangi bir anlaşmazlıkta İstanbul Adliyeleri yetkilidir.
Tüm bu şartlarımı okuyunca kendini ağırdan satıyor diye düşünebilirsiniz. Tüm bunları görev yapacağım caminin önemine dair istiyorum. Kendim için bir şey istemiyorum. Çünkü ben orada bir makamı temsil edeceğim. Ne istiyorsam makamın ağırlığı adına istiyorum. 

Kamuoyuna ve devlet erkanına duyurulur.

Not: İlk defa bir şartname hazırladım. Acemiliğim olabilir. Dostların beni bu konuda mazur görsün.  Bu göreve kendini çok ucuza satmışsın, şunları da şart koş, derslerse önerilere açığım. Şartnameye ilave ederim.