5 Nisan 2020 Pazar

Salgının Altından Bir Çapanoğlu Çıkacak Ama Ne? *


Yaşadığımız olağanüstü durumu sizlere anlatmaya gerek yok. Zira hepimiz dünyada dolaşımda olan yeni tip koronavirüs hastalığının pençesinde yaşam mücadelesi veriyoruz. Bu durumu, kimimiz ilmel yakin(ilimle bilmek) kimimiz aynel yakin(gözle görerek bilmek) kimimiz de hakkal yakin(her şeyi ile yaşayarak bilmek) bir şekilde yaşıyor, eğer buna yaşama denirse.

Covid-19 adı da verilen bu salgının, daha fazla insanına sirayet etmesin diye devletler mücadele ediyor, yeni tedbirleri devreye sokuyor, sektörlerin çökmemesi için alacağı vergiyi öteliyor, işçi çıkarılmasın diye sektörlere destek veriyor, hastalığın yayılma riski fazla olan işyerlerini geçici olarak kapatıyor. Hastaneler tam kapasite çalışıyor. Çalışmak zorunda olan sektörlerin elemanları dışında herkes evine çekilmiş durumda.

Televizyonlar, virüsün ortaya çıktığı andan itibaren salgın haberleri ile sürekli evlerimize misafir oluyor, virüsten korunma yollarını anlatacak uzmanları ekranlarına çıkarıyor, hastalıktan korunmak için neler yapmamız gerektiğini, maske takıp takmamamız gerektiğini anlatıp duruyorlar. Tüm bunları evimizde seyrederken her akşam saatlerinde yapılan test sayısını, hastalığı pozitif çıkan hasta sayısını, yoğun bakım ve entübe hasta sayısını, iyileşen ve ölen sayıyı öğrenince morallerimiz bir daha bozuluyor. Çünkü onca tedbire rağmen sayılar azalacağı yerde artmaya devam ediyor. Ayrıca konuşmaya ve araştırmaya rağmen ne hastalığın,  hangi hayvandan yayıldığını biliyoruz ne hastalığın tedavisini bulmuş durumdayız ne de bu olağanüstü durumun ne zaman biteceğini biliyoruz. Üstelik bu virüsün doğal yollardan mı yoksa bir laboratuarda üretilip dünyaya servis edildiğini dahi bilmiyoruz. Sonuç olarak devlet/ler aciz, vatandaş aciz, tıp aciz, dünya aciz. Kara kara düşünüyoruz. Herhalde insanlık bu kadar aciz kalmamıştır ömrü boyunca.

Acizlik de olsa salgının yayılmaması için evlerimizde bekleyelim, uzmanların ve sorumluların yaptığı açıklamalara azami riayet edelim. Ölümü gösterip sıtmaya razı edilmiş bir şekilde evlerimizde beklerken bizi koronavirüs sonrası nasıl bir hayat bekliyor, bunu da düşünelim. Çünkü yeni bir dünya düzenine doğru gideceğimizden, devletlerin önemini kaybedeceğinden, dünyanın tek merkezden yönetileceğinden, dijital hayata geçeceğimizden, kullandığımız paraların ortadan kalkacağından; yerine dijital paranın tedavüle sürüleceğinden, eğitim başta olmak üzere hayatın birçok alanında dijital ortama geçeceğimizden bahsediliyor. Tüm bu senaryoları, içimizdeki az sayıda bulunan stratejistler dile getiriyor. Bunlar da her kanala çıkıp düşüncelerini açıkla-ya-mıyor.

Stratejistlerin öngörülerinin ne kadarı gerçek olur ne kadarı hayata geçirilir bilmiyorum. Ama bugüne kadar her olayı kendi lehlerine çevirmeyi bilen, dünyaya yön veren üst akıl, şu anda biz evlerimizde otururken iş başında. Bitmez, tükenmez emellerine ulaşmak için harıl harıl çalışıyor. Salgının bu kadar uzaması, bilinmezliğin hakim olması bana normal gelmiyor. Bu salgın, insanlara ne kadar korku verir ne kadar can alırsa durum üst aklın lehine işleyecek. Çünkü bu iş uzadıkça devletlerin ekonomisi çökecek, piyasayı döndüremeyecek hale gelecek ve devletler kendilerine dayatılacak dünyayı kabule mecbur bırakılacak.

Halihazırdaki dünyanın durumu, bana eski bir sözü hatırlattı. Eskiden yerimize göz dikenler, yerimize oturmak istiyorlarsa hamasete başvurur: “Kalkın ey ehli vatan dediler. Kalktık. Herkes oturdu, biz ayakta kaldık” der; biz kalkar, hedef gösterilen yere bakarken onlar yerimize otururdu. Şimdi de “Evde kal” denilerek “Siz istirahatınızı yapın, Biz her şeyi sizin adınıza düşünür, tedavüle süreriz, sonra görürsünüz gününüzü” deniyor gibi.

*06/04/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


3 Nisan 2020 Cuma

Sizi Temsil Etmeme Ne Dersiniz?

Değerli hemşehrilerim! Malumunuz her hafta farklı bir yerde temsilen cuma namazı kılınacak. Vaziyet böyle devam ederse Diyanet de cuma ile ilgili alternatif çözümler üretmeye devam edecek. Bununla ilgili biz de  şehir olarak ön hazırlık yapmak zorundayız. Mesela Diyanet, ilerleyen haftalarda, her ilden bir kişinin katılımıyla Ankara'da bir camide cuma kılınacak derse, bizim böyle bir hazırlığımız var mı? Yok. O yüzden, içimizden birini şimdiden temsilci seçmemiz gerekir ve ben bu göreve talibim. Her ilden gelecek diğer 80 temsilci ile yerinize Ankara'da cuma kılmak isterim. 

Sizi temsil etmemin, cuma ile sınırlı kalmaması en büyük idealimdir. İleride her ilden her ili temsilen bir mebus derlerse, sizi aynı şekilde mebusunuz olarak Meclis'te temsil etmek isterim. 

Sanmayın ki fırsat kolluyor ve bu vesileyle fırsatı ganimet biliyorum. Böyle düşünen varsa bilin ki beni üzersiniz. Zira ben virüsün kol gezdiği bir ortamda kelle koltukta, kefenimi giymiş bir şekilde sizi temsilen Ankara'ya gitmeyi göze alayım . Siz de beni takdir edeceğiniz yerde böyle düşünün. (Ki aranızda yoktur böyle düşünen. Bu tür kötü niyet sadece benim aklıma gelir.) Şundan emin olun ki tek derdim sorumluluğu üzerinizden almak.

Sonra bu işler parayla değil, sıra iledir. Olur ya bu temsilciliğim esnasında, başıma bir hal gelirse, içinizden biri şehri temsilen cenaze namazımı kılar. Ayrıca hepinizin katılmasına gerek yok. Siz de işinize gücünüze bakarsınız.

Hazır, iş temsilden açılmışken gelin, cuma mesajlarını da herkesten sorumluluğu alıp içimizden cuma mesajı gönderecek birini seçelim. Zor değil, korkmayın. Seçilen temsilci her hafta bir kişiye mesaj gönderecek. Bu iş temsili olarak halledilince telefonunuzda kayıtlı olan herkese her hafta cuma mesajı gönderme külfetinde kalmayacaksınız. (Gerçi bu bazıları için bir düğmelik iş) İşinize yoğunlaşacaksınız. Cuma mesajı gönderemediğiniz kişiler de bu vesileyle bayram edecekler.

Konu cuma mesajlarından açılınca sosyal medya kullanıcılarını da cuma mesajından mahrum etmeyelim. Bunun için de bir temsilci seçelim. Bu kişi her hafta sosyal medyaya girerek cuma mesajı paylaşacak. Diğerleri biz ne yapalım demesin. Onlar da bu mesajı beğenecek, isterlerse yorum yapabilecek.

Hazır konu temsilden açılmışken yaklaşmakta olan oruç için de bir temsilci seçelim, üstelik adın da Ramazan, derseniz; o kadar da değil, daha oraya sıra gelmedi. Sonra bir göreve talip olduk diye hepsini üzerine yıkarak canımı almayın, derim. Ayrıca biz bu konuda mezun değiliz. Yetkililerin bu konudaki açıklamasını bekleyelim.

Bugünlerde Sağlık Çalışanı Olmak ***

Her meslek zordur. En kolay olanı kaldırım mühendisliğidir. Bu işi icra edenlerin de dolaşmaktan ayaklarına karasular iner. Bakmayın, çoğumuz kendi yaptığı işi zor, başkasının işinin kolay olduğunu söylediğine. Sorumluluk istenen her iş zordur.

Meslekler zor olduğu kadar aynı zamanda önemlidir de. Önem sırası da daha fazla ihtiyaç hissettiğimiz anlara göre değişir. Hiç önemsemediğimiz meslek ve işkollarını, yokluklarında ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlarız.

Hangi meslek ve işkolunda çalışırsak çalışalım, her meslek çalışanı değerlidir aynı zamanda.
Mesleklerin zorluğu, önemli olması ve çalışanlarının değerli olması yanında, bir de mesleklerin gözde olanları vardır. Gözde meslekler, zamanın ruhuna uygun olarak ihtiyaca, özlük haklarına ve çalışma şartlarına göre değişiklik gösterse de ilk sırayı hiçbir meslek grubuna kaptırmayan meslek, hekimlik mesleğidir. Başarılı öğrencilerin çoğunun gönlünde doktor olmak vardır. Çocuk ve öğrenciler arasında “İleride ne olmak istiyorsun” araştırması yapılsa, kahir ekseriyeti “Doktor olmak istiyorum” cevabı verir.

Gelelim günümüze… Dünyayı esir alan, normal yaşantımızı değiştirerek bizi evlerimize hapseden, hayatı durduran koronavirüsten dolayı her akşam hastalığa yakalanan ve bu hastalıktan dolayı ölen insan sayısını duyan çocuklarımız, gözde mesleklerden doktor (ve sağlık çalışanı) olmayı ya da anne ve babalar, çocuklarının doktor (ve sağlık çalışanı) olmasını ister mi hala? Sanırım bu olağanüstü durumu gören ve yaşayanlar bu aşamada kolay kolay sağlıkçı olmak istemezler. Çünkü virüs kaparım endişesiyle herkesin -sağlam insanlar dahil- birbiriyle temas etmekten kaçındığı günümüzde sağlık çalışanları, önlerine gelen hastayla temas etmek zorunda: “Bu hasta koronavirüs hastası, bundan bize virüs bulaşır, o yüzden uzak durayım” gibi bir tercihleri söz konusu değil.

Sağlık Bakanı Sayın Koca, “Muayene veya diğer temaslar dolayısıyla koronavirüs teşhisi konan sağlık çalışanı sayısının 601 kişi olduğunu” söyledi. Bakan’ın 1 Nisanda verdiği bu rakamlar 1 Nisan şakası değil, gerçek maalesef. Bakan ayrıca “DSÖ Avrupa Direktörünün Avrupa'da görülen vakaların yüzde 10'unun sağlık çalışanları olduğunu ifade ettiğini” açıkladı aynı gün. Tıp profesörü Cemil Taşçıoğlu da maalesef kaptığı virüsten dolayı vefat etti.

Anlatmak istediğim, yaşadığımız bu olağanüstü durum gösterdi ki bu devirde doktor veya sağlık çalışanı olmak kefenini giymek demektir. Onlar bu riske rağmen hastayı muayene edip tahlil tetkikini yapacak ve teşhisten sonra tedavisi için uğraşacaklar. Ölmeden ölmek, her gün, her saat, her saniye ölmek demektir. Ölmez sağ çıkarlarsa iş çıkışı ne annelerini görürler ne babalarını ne de çocuklarını. Çünkü aldıkları virüsü yakınlarına kaptırma durumları söz konusu.

Zorluğu, önemi ve değeri, günümüzde daha önemli hale gelen sağlık çalışanlarının, virüs kapma ve ölme riskine rağmen yoğun bir tempoda görevlerine sabırla devam etmesi, bir fedakarlık örneği ve diğerkamlıktır. Yaptıklarının karşılığı ne parayla ödenir ne teşekkür ne de alkışla. Hele de bu zor günde… İyi ki varlar bu fedakârlar ordusu. Allah razı olsun kendilerinden. Allah onları sevdiklerine bağışlasın.

***04/04/2020 tarihinde Barbaros Ulu adıyla Pusula Haber gazetesinde yayımlanmıştır.