17 Mart 2020 Salı

Çağımızın Vebasını Ciddiye Alsak İyi Olacak ***

Dünyayı kırıp geçiren çağımızın vebası koronavirüs ülkemize de geldi. Sağlık Bakanı Sayın Koca'nın açıkladığına göre virüse yakalanan toplam kişi sayısı 98 olmuş. Son yeni tanı konulanlar ve öncekilerde olduğu gibi "doğrudan ve dolaylı olarak ABD, Ortadoğu ve Avrupa temaslı imiş. Üçü de umreden gelenler arasından çıkmış. Bir de vefat eden var. Vefat eden yaşlı hasta da Çin temaslı imiş. Yurt dışı teması risk olmaya devam edecek"miş. 

Bakanın bu ve önceki açıklamalarından, virüsün dış kaynaklı olduğu görülmektedir. 2019 Aralığında Çin'de ortaya çıkan ve kaynağı hala tespit edilemeyen bu hastalık İran, İtalya ve Avrupa derken hemen hemen dünyanın her bir yerine yayıldı. Ülkemizin sınırları Afganistan, Pakistan, Suriye ve diğer ülkelerden gelen sığınmacılar için yolgeçen hanı olmasına rağmen virüsün en geç girdiği ülkelerden birisidir Türkiye. 

Salgını önlemenin, başkasına ve diğer ülkelere sıçramamasının tek yolu karantinadır. Salgının olduğu yer karantinaya alınır. Oradan ne çıkış olur ne de oraya girilir. Çin bu hastalıkla boğuşurken dünya muhabbetini yaptı, dikkatli olunmasını uyardı. Devletlerin yaptığı Çin uçuşlarını durdurmak oldu. Ne zamanki koronavirüs Çin duvarını aşarak Avrupa’ya dayandı, işin ciddiyeti anlaşıldı. Şimdi her devlet aldığı tedbirlerle birlikte sokağa çıkmayı yasaklamayı bile düşünüyor. Bazıları uygulamaya koydu bile.

Yukarıda bahsettim. Yanı başımızda İran'da ve İtalya'da ölümlere sebebiyet veren virüsün en son durak yerlerinden bir tanesi bizim ülkemizdi. Virüs her ülkeyi çalarken bizim insanımız tehlikenin farkına varamadı. Devlet yetkililerinin zorunlu olmadıkça yurt dışına çıkmayın uyarı ve tavsiyeleri göz ardı edildi. Dini veya turistik seyahatimizden ödün vermedik. Çarşıya çıkar gibi yurt dışına gidip geldik. Dışarı gidenler "Dışarıdan virüs kapar gelir, insanımıza bulaştırırız, herkesi uğraştırırız" demedi. “Kul hakkıdır” diyenlere kulak asmadı. Çünkü bize göre tek hak vardı: Kendi hakkımız. Başkasının hakkı bize vız gelirdi. Dini bir vecibeyi yerine getirmeye ve yurt dışı gezimize kim ne diyebilirdi... Bu zihniyete kendine Müslüman da diyebiliriz.  

98 kişide tespit edilen virüs daha başka kaç kişide ortaya çıkacak, kaç kişinin ölümüne sebebiyet verecek, bunu ilerleyen günler gösterecek. Virüsün başkasına bulaşmaması ve yayılmaması için devlet tedbir üstüne tedbir alıyor: Toplu yerlere girmeyin, temizliğinize dikkat edin, zorunlu olmadıkça evden çıkmayın diyor. Maçları seyircisiz oynatıyor, belki de maçların oynanmasını erteleyecek. Okulları tatil etti, eğlence yerlerini kapattı, cuma ve cemaat namazlarına yasak getirdi. Yurt dışından gelenlere 14 gün evinizde durarak toplum içerisine girmeyin dedi. Bizim insanımızın bir kısmı olayın ciddiyetinin farkına varamadı.

Sonunda devlet uçaktan ineni yurtlara yerleştirmeye başladı. Bireysel de olsa bizim insanımız, yerleştirildiği yurdu beğenmediği gibi ahıra benzetti, kimi gözetim altına girmemek için kaçmaya kalktı, kimi de kaldığı yurttan kaçarak evinin yolunu tuttu. (Erzurum Valisi Okay Memiş, umreden geldikten sonra karantinadan kaçarak Erzurum'a gelmeye çalışan 28 vatandaşı Çorum’da yakalattıklarını söyledi. TRT) Kimi camiye giderek cemaatle namaz kıldı ve kılmaya devam edeceklerini videoya çekerek paylaşım yaptı. Kimi de Diyanet'in cemaatle namaz kılmaya ara vermesini, hangi yetki ile yaptığını sorgulayan paylaşımlar yaparak kamuoyu oluşturmaya çalışıyor.

Hasılı devlet tedbir üstüne tedbir aladursun, biz bildiğimizi ve inandığımızı okumaya devam ediyoruz. Başkasından virüs kapar veya başkasına virüs bulaştırırmışız, bize vız gelir. Çünkü bize bir şey olmaz, zaten bizde bir şey yok. Bizde bu aymazlık oldukça ülke tümden karantinaya alınırsa hiç şaşırmam. 

Son söz olarak virüsü yurt dışından kapıp gelerek ülkeye koronavirüsün gelmesini hızlandıran insanlara “Böyle bir durumda ne işiniz vardı umrede ve yurt dışında” demeyeceğim. Çünkü olan oldu. Zaten söylemeye kalksan işitmediğin laf kalmaz. Ne Müslümanlığın kalır ne de insanlığın. Bu aşamadan sonra bunlardan istediğimiz, devletin tedbir amaçlı uyguladığı kurallara uymalarıdır.

***19/03/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

Her Şey Bir Nimettir. Hele İzan

Bugün sosyal medya, sanal alem hayatın bir parçasıdır. Gerçek hayatın gizlenmiş bir şekilde sanalda tezahürüdür. Bu alem de tıpkı gerçek hayat gibidir. Pek azımız kullanmasa da çoğunluk bu alemin içindedir. Bazıları bu alemi gereksiz görse de yerinde ve zamanında kullanıldığı takdirde bir yere kadar faydalı görüyorum. 

Bu alemi kullanan herkesin ilgi alanı farklı olsa da sloganik ve tarafgirlik olmayan yazılar benim ilgi alanıma giriyor. Paylaşılan yazıları vakit buldukça okumaya çalışıyorum. Kendim de dağarcığım ve bilgi birikimim el verdiği müddetçe her alanda yazılar yazıp paylaşmaya çalışıyorum. Yazılarımı yazarken herkesin anlayabileceği şekilde düz yazdığım gibi bazen mizaha, kinayeye, hiciv ve taşlamaya yer vererek birilerine dokundurmaya çalışırım. Bu dokundurmaları yaparken kırmadan, dökmeden, insan onurunu koruyacak şekilde bir üslup kullanmaya özen gösteririm. Yazılarım bazen güldürür, bazen geçmişe götürür, bazen bir bakış açısı ortaya koyar, bazen de dokundurur. Ele aldığım konuda bardağın dolu tarafına bakarak bir hakkı teslim ederken bardağın boş bırakılan kısmına da işaret eder, nasıl doldurulması gerektiğini işlemeye çalışırım. Eleştirel bir bakıştır benimkisi. Bir tespitte bulunmaktır, bir gözlemdir. Asla bir kesimin tarafgiri olmak ya da taraftar kazanmak değildir niyetim. Bazen ciddi bir meseleye mizah katarak konuyu sulandırdığım da olur. Sıkıntı ve dertlerin arasında bir nebze de olsa gülümsetmektir amaç.

Az sayıdaki takipçim, neyi hangi tarzda yazdığımı, yazıda ne kastettiğimi anlar. Bunu da yorumunda veya beğenisinde gösterir. Yazıdan ne kastettiğimi anladığını ve çokça güldüğünü özelden ifade edenler de eksik değil. Bazıları da yok kabul eder, yoluna devam eder, yazılarım ilgi alanına girmez. Kimi de renk vermemek için okuduğunu belli etmez, iz bırakmaz. 

Kapalı yazılarımı anlayan çıktıkça beni mesrur eder. Anlamayanlar yok mu? Gerçek hayatta olduğu gibi bu alemde de anlamayanlar çıkabiliyor. Olabilir. Anlayış meselesi. Kimi de yazılarımdan haz almaz, ilgisini çekmez. Hepsine eyvallah.

Bir de yazılarımdan okuduğunu anlamayan, anlamadığı gibi bana yol göstermeye ve beni ayıplamaya kalkanlar oluyor. Sayıları bir elin parmağını geçmese de moral bozuyor, mide bulandırıyor, tıpkı sinek gibi. Sinek de küçüktür ama mide bulandırır. Tipini görsen böylelerinin, adam sanırsın: İki ayağı, iki eli, bir kafası var, herkeste olduğu gibi. Bu tiplerin beyni ve kalbi de vardır, tıpkı nefes aldıkları gibi. Bakınca normal diğer insanlardan biri sanırsın. Böylelerini konuşunca, yazınca anlarsın ne menem bir varlık olduklarını. Küçük bir hayatları var. Dünyayı ve gerçekleri de küçücük hayatlarından ibaret sanırlar. Bu hayatlarında görgü yok, anlayış yok, kapasite yok, saygı yok, bilgi ve birikim zaten yok. Kapasitesi ve çapı bu iken sana yol göstermekten ve seni ayıplamaktan da geri kalmazlar. Çünkü haddini ve kapasitesini bilmediği gibi bir büyüğüne ne şekilde davranması gerektiğini de bilmiyor. Aramızda hadsiz ve çapsız bir şekilde yaşamaya devam ediyor. Allah böylelerinin çevresine ve ailesine yardım etsin. Çünkü imtihanları büyüktür. Tanımadığına hadsiz ve seviyesiz davranan, tanıdıklarına neler yapmaz. 

16 Mart 2020 Pazartesi

Vasiyetimi Gören Diyanet, Pes Etti

13 Mart 2020 günü kılınacak cuma namazı öncesi aşağıdaki paylaşımı yapmıştım:

"Az sonra cumaya gideceğim. Hiç olmadığı kadar sağlıklıyım. Olur ya camiden virüs kapar, Koranavirüs olur ve ölürsem, vasiyyetimdir:

1.Bundan sonra ailemin geçimi Diyanet İşleri Başkanlığına aittir. 
2.Bakmakla yükümlü olduğum aile fertlerime ömür boyu orta seviyede maaş bağlanması,
3.Ailemin oturacağı yeni bir evin satın alınması,
4.Ailem, gezmeye ve tatile giderken kullanacağı konforlu bir arabanın alınması.
5.Çağın ve ortamın gerektirdiği her türlü ihtiyaçlarının karşılanması,
6.Bir dediklerinin iki edilmemesi..."

Bu paylaşımımdan üç gün sonra (16.03.2020) Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş imzalı bir açıklama yapıldı. Yazı, vakit ve cuma namazlarının cemaatle kılınmasına ara verileceği yönündeydi.

Bu demektir ki palaşımım ses getirmiştir. Diyanet İşleri Başkanı, baktı ki pabuç pahalı, bu işin maliyeti yüksek, bu işin şakası yok. Çünkü tazminat istemiyordum, vasiyet ediyordum. Vasiyeti yerine getirmek gerekirdi. Vasiyeti yerine getirmemek vebaldi. 

Sonunda pes etti. Cuma ve vakit namazlarının cemaatle kılınmasına ara verildiğini açıklamak zorunda kaldı. Olması gereken de bu idi. 

Şimdi bu habere en fazla her cuma, camisine gittiğim imam üzülecek. Vaazı uzatacağım diye namaza 10 dakika sonra başlayan, gittiğim cami imamı,
*Camiye cemaat gelmeyince,
*Konuşamayınca,
*Vakitten en az 10 dakika almayınca, bundan sonra ne yapacak?

Görünen o ki onu zor günler bekliyor. Onun karantina süresi çok çetin geçecek çok...