1 Ocak 2020 Çarşamba

İlk Günün Sürprizleri

Yeni yıl yeni yıl dediniz. Sevinçten göbek attınız. Ben de bir şey var, hayatım değişecek, mutlu günler yakın, bakalım bahtıma ne çıkacak deyip hazır tatil de yapılmışken yılın ilk gününün keyfini çıkarayım dedim ve kendimi dışarıya attım.

Gördüğüm, beni iyi şeylerin beklemediğiydi. Hasılı yıla olumsuz havadisle başladım. Eskiler, nasıl başlarsan öyle gider derler. Şom ağızlılıklarından öyle demiş olmalılar. Umarım öyle gitmez. 

*Duyduğum ilk haber, bugün tatil olduğu için 10 saat ücretim kesilmiş.
*Can havliyle ekmek almaya gittim. Para üstünü beklerken fırıncı, üste para istedi. Ne parası demeye kalmadan "Efendim! Ekmek 1,20 kuruş oldu" dedi.

Yeni yıl ile birlikte gelen zamlardan, cezalardan ve vergilerden haberim yok. Öğrenmek de istemiyorum. Çünkü hepsini aynı anda öğrenerek -kalmayan- yüreğime insin istemiyorum. Sağlığım açısından sindire sindire anlayacağım.

Sevindirici haberler de yok değildi:
*Çarşıya gitmek için otobüse bindim. Fiyat eski tarife.
*Çay içmek için çay ocağına oturdum. Çay da eski fiyat.
*Dönüşte birkaç kalem ihtiyacımı almak için markete girdim. Fiyatlar belli aralıklarla değiştiği için hangi ürünün fiyatının değişip değişmediğini tespit edemedim. Tespit edemeyince moralim bozulmadı. Zamsız almış gibi hissettim kendimi.
*Çıkışta alışveriş fişine baktım. 01 Ocak 2018"den beri fiyatı sabit kalan alışveriş poşeti vardı. Hala 25 kuruş. Bu da beni mutlu etti.

Ben böyle basit şeylere dikkat ederek basitliğimi gösterirken arabasını otobüs durağına park eden araçları, çekici marifetiyle çekmeye çalışan trafik polislerinin hummalı çalışması dikkatimi çekti. İlk günün sürprizini, geldiği zaman arabasını yerinde bulamayacak araç sahipleri yaşayacak. Çekici, arabasını çekip giderken onlar da arkadan derin bir iç çekecekler. Keşke tüm iş, arkadan iç geçirmeye kalsa... Birkaç gün ne yediklerinden ne de içtiklerinden bir şey anlarlar.

Not: Bu arada ulaşıma da zam gelmiş. İlk günüm mahmurluğundan gelen zammın farkına varamamışım.

31 Aralık 2019 Salı

Olmadı Kar!

Kış geldi geleli, ha bugün ha yarın yağar diye bekledik seni kar. 
Çiftçi bekledi, çünkü mahsulü ekti. İstedi ki doğal yoldan bağı, bahçesi, tarlası sulansın. Zira kuraklıktan toprak yarıldı neredeyse.
Esnaf bekledi, özellikle kışa dönük çalışan esnaf. Çünkü mont, bot gibi kışlık ürünlerini satacaktı.
Başta belediyeler olmak üzere devlet de bekledi. Çünkü barajlar boşaldı neredeyse. Su kıtlığı kapıda çünkü.
Arabası olanlar bekledi. Ne de olsa kış lastiklerini taktırmışlardı. Boşa gitmemeliydi. 
Okullar bekledi hele bir yağsın. Ne güzel kartopu oynarız dedi öğrenciler. Hele bir de arkasından kar tatili gelirse ne de güzel olurdu. Onların büyümüş şekli olan öğretmenleri de çok bekledi karı. Belli etmeseler de arkasından gelecek tatilini. Hizmetliler, tatil ile birlikte kirlenmeyeceği için sınıf ve koridor temizliği yapmayacaktı. Okul yönetimleri öğrenci ve öğretmensiz okul bekleyecek, birbiri ile çaylarını yudumlarken muhabbetin dibine vuracaklardı.
Hamile ve engelli olanlar da karı beklerken meteorolojinin sayfasına girdi durdu. Onlar da karın yağmasını bekledi.
Büyük çoğunluk civara kaç santim kar yağdı. Bize de yağsa ah bir keşke dedi durdu.

Biz gözümüzü havaya, sayfamızı da meteoroloji sayfasına çevire duralım. Beklenen kar gelmedi bir türlü. Siz az daha bekleyin dedi kar. Ben civarlara bol bol yağarken siz de ayazımdan çekin bir süre dedi. Çektik. Allah daha fazla çektirmesin!

Biz, yeni yıla anlaşılan böyle kurak gireceğiz derken yılbaşına ramak kala kar yüzünü gösterdi. Önce yağmur, arkasından sulu sepen şeklinde yağan kar, sonrasında lapa lapa kar bizim ilimize de geldi. Küsmemişti bize belli. 

Zaman zaman kesilen bazen artan kar, tüm kar bekleyenleri sevindirdi. Bir mutluluk bir mutluluk...sormayın. Ama bu sevinç kursağımızda kaldı. Çünkü doğru dürüst yerleri ağartmadı. En azından kaç santim olduğunu ölçmeye, bu konuda yorum yapmaya zaman kalmadı. Ucunu pazartesi gösteren kar, şimdilik dursa da gece bastırır, sabaha her yeri doldurur, dedik. İçimizden yine bir sevinç bir sevinç. Zira bekledik bekledik. Ha bir gün daha bekleriz dedik. Maalesef arkası gelmedi. Haliyle karla beraber gelir diye beklenen kar tatil de gelmedi.

Hasılı tatil yüzü görmeden yılbaşına kavuştu Konyalı. Arkasında beraberinde tatili getirmeyen karı ben ne yapayım. Halbuki ne de güzel olurdu yaşadığımız yılın son gününü, yeni yılın ilk tatil günüyle bağlamak. Olmadı işte. Alacağı olsun karın. 

Neyse kar ve tatil beklentimizi, kazasıyla beraber yeni yılda bekliyoruz kar. Bizi daha fazla bekletme olur mu?

Mezarım Nerede mi Olsun? *

—Yanlış anlamazsan bir şey soracağım.
—Buyur evlat!
—Kimin ne zaman öleceği belli olmaz. Zira ölüm sıra takip etmiyor. Allah geçinden versin ama şayet bizden önce vefat edersen cenazeni nereye defnedelim? 
—Gönlüm, Üçler Mezarlığından yana. Orası olmazsa Musalla Mezarlığı diyeceğim ama buralar dolmaya başladı. Sanırım şu anda daha önce aileden biri vefat edip buralara defnedilmişse defin için izin veriyorlarmış. Bu mezarlarda bizim soyadımızı taşıyan olmadığına göre bana kenar mahalle mezarları görünüyor gibi.
—Anladım. Doğup büyüdüğün ilçene götürmemizi ister misin?
—Yok evlat! Öldükten sonra gömmek için 75 km öteye gitmenize gerek yok. Gerçi ölüm yer ve zaman da seçmez. Nerede yakalarsa hak vuku bulur. Siz en iyisi nerede ölürsem en yakın mezarlığa defnedin. Ama yok yok. İzin alabilirseniz en iyisi beni mezar özelliği olmayan kenar, köşe, havadar bir yere gömün. Mesela meskûn mahal olmayan ücra bir tepenin başı olabilir.
—Niye ki?
—Bir zaman sonra ziyaretime çok kişi gelsin istiyorum.
—Ziyaret? Biz, resmi bir mezarda seni ziyaret ederiz.
—Öyle demeyin evlat! Şimdi böyle dersiniz de bir iki gelir, sonra iş-güç derken unutur gidersiniz. Zaten ben, sizden ziyade mezarıma başkalarının da gelmesini istiyorum. Bu dünyada yaşarken çok uzun soluklu olmasam da öldükten sonra uzun soluklu olmak istiyorum.
—Başkaları niye gelsin ki? Uzun soluklu olmak derken?
—Siz dediğim gibi beni bir tepeye defnedin. Sonrasını merak etmeyin. Gerisini bizim insanımız yerine getirir. Yalnız mezarıma mezar taşı istemiyorum. Sadece gören, burada bir mezar desin yeter.
—Hiçbir şey anlamadım.
—Bir şey anlamaya senin ömrün kifayet eder mi bilmiyorum ama yıllar sonra tepedeki mezarımı gören gelip geçenler, "Acaba bu mezar kimin? Burada ne işi var? Niçin kabristana değil de buraya gömüldü? Buradaki metfun, önemli ve derin biri olmalı. Belki de Allah'ın veli bir kulu. Bir İslam büyüğü" şeklinde konuşur durur. Böyle üç beş kişi konuşsa, bu halim dilden dile dolaşsa, biri veya olur olmaz her işe burnunu sokan bir belediye, bakarsın mezarımın üzerine bir türbe dikiverir. Ondan sonra sen gör, ziyaretçi akınını. Kurbanını kapan gelir bana. Adağını keser yanımda. Bana dua eder. Ne de olsa derin bir hocayım onların nezdinde. Hatta benden bir şey isteyenler bile çıkar. Ünüm, o bölgeyi de aşar; yakın-uzak civardan insanlarımız akın eder. Melekler de amma seveni varmış der, benim için.
—Geç de olsa anladım. Ama mezar taşı yaptırmazsak seni tanıyamazlar ki...
—Bu dünyada ismim vardı, pek faydasını görmedim. Burada ismimi halk koyacak. Onlar ne isim verirlerse ben oyum. Ayrıca ismimi yazdırırsanız halkın ilgisini çekmez.

*04/01/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.