29 Aralık 2019 Pazar

Yerli Otomobile Çok Yakınım

Yerli otomobilin 2022'de piyasaya sürüleceğini duyan birçok kimse gibi ben de heyecanlandım ve duygulandım. Tanıtımı yapılan elektrikli araç, görüntü ve iç dizayn yönünden mükemmel görünüyor.

Halihazırda yerli otomobil yüzde yüz yerli olmasa da başlangıç bakımından güzel. Bir gün yüzde yüzü de yerli olur ve diğer alanlara da örnek olur umudunu taşıyorum. Sebep olan ve emek sarf edenlere teşekkürü bir borç bilirim. İnşallah en kısa zamanda seri üretime geçilerek iç ve dış piyasaya sürülür.

Yerli elektrikli otomobil daha piyasaya sürülmemiş ve fiyatı belirlenmemiş olmasına rağmen yerli otomobilin müşterisi epey fazla olacak görünüyor. Sipariş alınsa kapış kapış gidecek. Şimdiden ismini yazdırıp almak için sıraya girecek kişilerin sayısı az değil. Daha fiyatı belirlenmemiş ve seri üretime geçmemiş olmasına rağmen gücüm yetmez bu arabayı almaya demeden, herkes gibi ben de heveslendim. 

Param yok, almaya gücüm yetmez. Zira yetkililer bir fiyat vermese de birileri 150 ila 350 bin arasında olacağını söylüyor. Bana şimdiden yüksek gelen bu fiyatı, açıkçası çok dert edinmiyorum. Bu konuda milletimizin yardımseverliğine güveniyorum. 80 milyon insanımız 1 lira verse 80 milyon lira eder. İşte çıktı kaç araba parası birden. Kendim aldığım gibi kaç başkasına da alırım vatandaşın sırtından. Verilen 1 lira ile vatandaş çarşıya çıkamaz, esnaf çay ocağına bile oturamaz. Yani bu para kimseye dokunmaz ve bir maliyeti olmaz. Hatta verdikleri 1 lira ile benim gibi bir garibanı ve nice garibanları da mutlu etmiş olurlar.

Vermez mi bizim vatandaş? Verir verir. Niye vermesin. Bu millet bugüne kadar kaç nicelerini sırtında taşıdı, beni mi taşımayacak. Üstelik ben sadece araba istiyorum. Başka da bir şey istemiyorum. Mesela boş mezar gibi. Hem arabayı aldıktan sonra bu araba amme hizmeti görecek. Yolda kimi görürsem durup alacağım ve gideceği yere kadar götüreceğim. Teşekkür edene de “Estağfurullah! Bu araba zaten sizin. Sizin arabanızla size hizmet benim için bir şereftir” diyeceğim.

Muhacir Pazarı Bildiğiniz Gibi

Konya'nın en eski pazarı Muhacir Pazarı, Konyalıların çoğunluğuna hitap eden bir pazar olmasına rağmen pazar ihtiyacımı giderdiğim bir pazar değil. Ne zaman pazar günü Muhacir Pazarı olduğunu unutup Pazarın önünden, Yeni Larende Caddesine aracımla gitmeye kalksam çekmeyen araç yoğunluğunu görünce nasıl da unuttum. Bugün Muhacir Pazarı. Keşke buradan geçmeseydim pişmanlığını duyarım.

Pazar yenilenecek, daha modern bir duruma kavuşacak, pazarın altına otopark yapılmak suretiyle o bölgenin trafiğini rahatlatacak diye pazar yerinin kapatıldığını, geçici olarak Konyalıların pazar ihtiyacını yıkılan Stadyumun içerisinde gidereceğini duyunca, bu vesileyle bu bölgenin sıkışan hatta tıkanan trafiğine çözüm olacak diye sevinmiştim. 

Yenilenen Muhacir Pazarı nice sonra açıldı. Yenilenen yüzüyle ne değişti bilmiyorum. Zira alışveriş veya herhangi bir nedenle içine girmedim. Bugün bir vesileyle Muhacir Pazarının önünden geçtim. Öyle ya, nasılsa pazar yenilenmişti. Vara geçmez olaydım. Zira geçemedim. Dur-kalk yaparak güç bela pazarın önündeki caddeden geçebildim. Anlayacağınız Muhacir Pazarı eski hamam, eski tas. Çatısı yenilenmiş ve iç dizaynı değişmiş, eskiye oranla güzelleştirilmiş olabilir ama trafik eskisinden de beter olmuş. Eskiden yavaş işlese de akan bir trafiği vardı. Şimdi kilitlenmeye başlamış. 

Pazarın önündeki caddede eskisi gibi tek sıra, bazı yerlerde iki sıra araç park edildiğine göre sanırım Pazarın altına otopark yapılmamış. İşittiğime göre pazar yerinin altı, eski mezar olduğu için otopark yapımına ya izin verilmemiş ya da yetkililer otopark yapmayı uygun görmemişler. Eğer bu gerekçe doğru ve bundan dolayı otopark fikrinden vazgeçilmiş ise bence iyi yapılmamış. Mezar yerinin üstünü asfaltlayarak zaten yıllar yılı pazar olarak kullanıyoruz, mezarların üstünü çiğniyoruz. Durum bu iken pazar yerinin altını otopark yapmada ne sakınca olabilir? Kazı esnasında ortaya çıkan kemikler toplanarak bir başka mezarlığa gömülebilirdi. Ama sanırım buna cesaret edilemedi.

Garibime giden, yaptığımız yeni bir şey trafiği rahatlatmayacak, yine her şey eskisi gibi olacak ve trafik kilitlenmeye devam edecek ise pazar yeri uzun süre niçin kapalı kaldı? Sadece taban ve çatısını yenilemek için niçin masraf edildi? Yetkililerin bir bildiği olmalı muhakkak.

Pazarın yenilenen yüzü, en büyük sorun olarak görülen trafiği çözmemiş ise bu aşamadan sonra yapılması gereken, Pazarın önündeki caddeye hiçbir aracın durmasına, park etmesine izin verilmeyecek tedbirlerin alınması en büyük isteğimizdir. Etkili ve yetkili sorumlulara düşen zabıta trafiği ve trafik polisini harekete geçirmektir.

Ne İsterler Allah'ın Garibinden? *

2018 Ekiminde Aydın İlinde bir camide görev yapan din görevlisinin, cami cemaatinin şikayeti üzerine DİB tarafından bir başka yere görev yeri değişikliği yapılınca, bu duruma sinirlenen görevli, oturduğu lojmana daha sonradan ilave ettiği/ettirdiği lavabo, tuvalet, banyo ve kömürlüğü balyozla yıktığı, haberlere yansımıştı. Böylesi olay niçin benim yaşadığım memlekette olmaz diye Aydın’ı kıskanmıştım. Nihayet bir yıl gecikmeli de olsa hele ki şükür bizde de benzeri bir olay vuku buldu. Öyle ya neyimiz eksikti bizim Aydın’dan.

Merkeze 20 km uzaklıkta bir camide 11 yıldır görev yapan imamımızı, cemaatin bir kısmı şikayet eder. Yapılan şikayeti boşa çıkarmak amacıyla imamımız da karşı atağa geçer. Bir kısım cemaatin desteğini alarak “İmamımızdan memnunuz” imzalı dilekçeyi müftülüğe sunar. Ama bu karşı atak fayda vermez. Müftülük, görevlimiz daha yakın bir yerde görev yapsın diye personelinin görev yerini şehir merkezinde bir camiye yapar.

Tayini çıkan imam “Şikayette bir hayır var. Bak şehir merkezine atamam yapıldı” deyip sevineceği ve yeni görev yerine koşa koşa gideceği yerde, iddiaya göre eski görev yerinden ayrılmadan önce kaldığı lojmanın bahçesine daha önce ekip büyüttüğü 17 ağacı keser. Her kestiği ağacı da yakmak için küçük küçük bölümlere ayırır. Kesip ufalttığı ağaçların çoğunu arabaya yükleyerek eski görev yerinden ayrılır. Olay bundan ibaret. Dikkatinizi çekerim odunların hepsini de götürmemiş. (Belki aracı almadı, belki sobada yaksınlar diye camiye bıraktı.)

17 ağacı keserken ne yapıyorsun demeyen cemaat, imam lojmandan ayrıldıktan sonra kesilen ağaçların fotoğraf ve videosunu çekerek basına servis eder. “Vay efendim! Bu ağaçları niye daha önce kesmedi de tayini çıktıktan sonra kesti” gibi. Cemaate göre kesilen 17 ağaç, imama göre ise bir ağaç. Arada 16 ağaç fark var. O bir ağacı da imam, ağacın dalları elektrik tellerine değdiği için kesmiş.

Şimdi burada kim haklı? Sizi bilmem ama bana göre imam haklı. Ağaçları kendi ekmiş, bundan sonra kendisine yar olmayacaksa niçin geride bıraksın? Kendisine yar olmayacak dünyayı ne yapsın sonra. Camiyi ve lojmanını yıkmadığına şükredin. Yerine gelecek imam da tıpkı kendisi gibi eksin, büyütsün, faydalansın. Herhangi bir şikayet olursa o da kesip gitsin. Geride bir şey bırakmasın, tıpkı kendisinin yaptığı gibi. Sonra bu cemaate de iyilik yaramıyor. O ağaçları dikmek için çukur kazmada, fidan getirmede ve o ağaçları zaman zaman sulamada kaçı, imama yardımcı oldu da şimdi o ağaçlara sahipleniyorlar? Hepsinde imamın alın teri ve emeği var. Ayrıca şikayet eden cemaat kendisine nankörlük yapmış. Şikayet de neyin nesi? İnsan sıkılır. Sonra hoca şikayet edilir mi? Onların namazlarını mı kıldırmadı, camiyi mi açmadı, çocuklarını mı okutmadı? Çoğu imam gibi değildi üstelik. Kağıda bakmadan kendi şivesiyle deli dolu hutbesini okurdu. Arta kalan zamanlarda lojmanında yetiştirdiği tavukların yumurtasını da satıyordu. Nasılsa lojmanın bahçesi büyüktü. Sonra sattığı yumurtalar gezen tavuk yumurtası idi. Başta mahalleli olmak üzere halkın sağlıklı besin yemesini de sattığı yumurtalar sayesinde sağlamış oluyordu.

Kestiği ağaçlarla da halkın oksijensiz kalmasını istiyor şimdi. Bence iyi yapmış. 11 yıldır görev yaptığı, neredeyse mülk edindiği bir yerden seni beğenmiyoruz diye göndermek kolay mı? Hakkaniyete sığar mı hiç? Caminin her bir köşesinde, lojmanın her bir yerinde ve bahçesinde emeği vardı. Bu kadar emek, bir şikayet üzere bu şekilde berhava edilmemeliydi. Onların yaptığı nankörlüğe bu kadar iyilik yaramazdı.

İmamın “Ağaçların dalları elektrik tellerine değiyordu, ondan dolayı kestim” gerekçesini de yabana atmamak lazım. Adam giderken bile mahallelisinin başına bir şey gelsin istemiyor. Düşünün ki o elektrik direğine değen ağaçtan dolayı bir yangın çıksaydı, mahallenin hali nice olurdu. Bence imama kızılacağına; imam, ağaçları bir bir kesip arabaya yüklerken mahallelinin gelip hocaya yardım etmemesi çok ayıp olmuş.

Eski mahallesinin kıymetini bilmediği bu imamı şimdi yeni mahallesi düşünsün. Umarım onlar kıymetini bilirler. Hocalarını daha iyi tanırlar da şikayete falan yeltenmezler. Yoksa başlarına ne geleceğini şu anda ben bile kestiremiyorum.

Burada bir söz de Diyanet İşleri Başkanlığına ve diğer kamu görevlilerine söyleyelim. Bu söz bu yazının en doğru tek cümlesi olsun: Bir imam veya başka kurumlardaki bir görevli, niçin bir camide, bir kurumda 11 yıl görev yapar? Bir kamu görevlisinin bir yerde yapacağı ortalama görev süresi beş yıl olmalıdır. Çünkü bu süreden fazla kalan kendini tekrarlamaya ve çalıştığı yeri kendi mülkü gibi görmeye başlar. Beş yıl görev yaptıktan sonra ayrılırken görevini bihakkın yerine getiren bir görevli ise arkada kalanlar “Allah razı olsun, iyi biriydi” desin, görevini layıkıyla yapmayan biri ise “Şükür, kurtulduk” desin.

*03/01/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.