24 Aralık 2019 Salı

Elektrik Kayıp Kaçak Oranı ve Bedeli ***

Şırnak, Şanlıurfa, Mardin, Siirt, Batman ve Diyarbakır'da hizmet veren Dicle Elektrik Dağıtım Diyarbakır İl Müdürlüğü Sistem İşletme Mühendisi Erdinç Ergün,

-kış mevsiminde kayıt dışı elektrik kullanımının yoğunlaştığını,
-bölgelerinde kayıp kaçak oranının yüzde 86 civarında olduğunu,
-aşırı kullanım nedeniyle trafolarında sık sık arıza meydana geldiğini,
-elektriği kaçak kullanan bazı kişilerin de trafoların kapısını kırarak içeri girdiklerini,
-adı geçen yerlerde kırılan 30 bin elektrik panosunun kilidini değiştirdiklerini,
-Diyarbakır’da son 11 ayda 4500 kilit değiştirdiklerini açıklamış.

Düşünebiliyor musunuz ismi telaffuz edilen 6 ilimizde kayıp kaçak oranı yüzde 86 imiş. Yani her yüz kişiden sadece 14’ü elektrik bedelini ödüyor. Bu 14’ün içerisinde -öyle zannediyorum- elektriği kaçak kullanmayan ve bedelini ödeyenlerin kahir ekseriyeti kamu binalarıdır. (Bu bedel de devletten yani vatandaşın vergilerinden ödeniyor.) Az sayıda da bu bölgenin dürüst insanı vardır. Gerisi elektriği beleşe kullanıyor. Bedelini de “dağıtım bedeli” kaleminin içine eklenerek tüm Türkiye ödüyor. Yani bu altı ilimizdeki yüzde 86’lık bir oranın aydınlanma ve ısınma bedelini, elektrik faturasını zamanında ödeyen vatandaş çekiyor.

Kayıp kaçak oranı sadece bizde mi var? Değil elbet. Dünyada da elektriği kaçak olarak kullanan kişiler var. Dünyada kayıp kaçak oranı % 8,1 iken Avrupa ülkelerinde bu oran 6,2 civarında imiş. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın hazırladığı 2015 - 2019 Stratejik Raporu'na göre, 2013 yılında Türkiye'de kayıp kaçak oranı ortalaması %15,4 iken 2014'te yüzde 14,6'ya, 2015'te yüzde 14'e, 2016'da yüzde 13,4'e, 2017'de yüzde 12,6'ya, 2018’de ise 11,8’e düşürülmüş. Görüleceği üzere bizdeki kayıp kaçak oranı, dünya ortalamasının çok çok üstündedir.

Kayıp kaçak oranının hepsi kaçak kullanım değildir. Bunun içinde elektriğin üretildiği noktadan dağıtım şebekelerine iletilmesi sırasında yüksek gerilim hatlarında yaşanan kayıp diyebileceğimiz teknik kayıp da var. Bu şekil kaybın oranı dünya ortalamasına yakın. Sanırım esas sorun, teknik olmayan kayıp oranında. Çünkü kaçak oranını yükselten, yasadışı yollarla elektrik tüketiminin yapılmasıdır.
Bakanlığın 2015-2019 Stratejik Raporuna göre kayıp kaçak oranında bir düşüş olsa bile yine de bu oran yüksektir. Elektrik bedelini zamanında ödeyen vatandaşın ödediği her faturaya;
*yüzde 51,5’u Birim enerji bedeli,
*yüzde 20,5’u vergiler (TRT payı, enerji fonu, BTV, KDV)
*yüzde 13,9’u enerji hariç bedeller (iletim, dağıtım, satış hizmeti)
*yüzde 14,1’i kayıp kaçak bedeli (gazelektrik.com) olarak yansıyor.

Gördüğüm kadarıyla devlet kaçak, elektrik kullanımının önüne geçemiyor. Zaten hedefi de tamamen yok etmek değil. 5 yıl içerisinde kayıp kaçak oranını yüzde 10’un altına düşürmeyi hedefliyormuş. Problem değil. Zira devlet kayıp kaçağın üstesinden gelemese de aciz değil. Hemen B planını devreye sokuyor. Şunun faturasını da ödeyiver diyerek “Dağıtım bedelinin” içine yansıtıveriyor. Eksik olmasın!

Yazıma son verirken bazı bölgelerimizin kayıp kaçak oranlarına da bir göz atalım istiyorum:
Uludağ EDAŞ yüzde 4,20, Trakya EDAŞ yüzde 4,37, Çamlıbel yüzde 5,08, Dicle EDAŞ yüzde 54,9 (Bu oran 2013'te yüzde 75,8) Vangölü EDAŞ, yüzde 49,2, Aras EDAŞ, yüzde 23,6’dır. (aa.com.tr)

Kayıp kaçak oranları yıllara göre değişiklik gösterse de en fazla kayıp kaçağın olduğu bölgelerin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da olduğu bir gerçektir. Devletin kolay kolay çözüm bulamadığı kayıp kaçağı önlemenin yolu, devletin caydırıcı yaptırımlar uygulaması. Devletse bunu yapmalıdır. Şayet bunu yapamıyor ve ödemeyenin veya kaçak kullananın faturasını diğer faturalara yansıtacaksa her bölgenin kayıp kaçak oranını bir müddet o bölge insanının faturasına yansıtmasıdır. Bu yöntem kendi içinde bir denetim sağlayacaktır.

***28/12/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.

21 Aralık 2019 Cumartesi

Boşanmaları En Aza İndirmenin Yolu ***


Baş göz etmek istediğimiz çocuklarımız kadar mürüvvetini gördükten sonra geçim olmadığı için ayrılan çocuklarımız da var. Böyle giderse geçimsizlikten boşananların oranı, yeni evlenenleri önce yakalayacak, sonra da sollayıp geçecek.

Her ne kadar ateş düştüğü yeri yaksa da ne zaman bir boşanan, boşanma aşamasında olan bir aile gördüğüm/duyduğum zaman üzülürüm. Üzülmekle kalmam, yapabileceğim bir şey varsa elimden gelen gayreti gösterir, ara bulmak için çabalarım. Elimden hiçbir şey gelmese de taraflara nasihat eder, soğukkanlı hareket etmelerini, acele etmemelerini ve birbirlerine bir şans daha vermeleri gerektiğini, birbirlerini anlamaya çalışmalarını tavsiye ederim. Hele arada çocuk varsa üzüntüm bir kat daha artar. Ayrılmayı kafaya koyan anne babadan daha çok çocuğu düşünürüm. 

Sonuçta sözümü dinleyen olur, birbirlerine bir şans daha verip evliliklerini devam ettirenler de oldu. Tek çözüm yolu olarak boşanmayı kafaya koyanlar ise ayrılma yoluna gitti. Evlilik kadar pek istenmese de boşanmak da bir haktır. Bu hakkı kullananların sayısı azımsanamayacak kadar arttı. Çözüm yolunu boşanma görenler boşandıktan sonra rahata eriyor, bundan sonraki hayatlarında huzur buluyorlar mı? Maalesef çoğunluğu pek huzur bulmuyor. Çünkü boşandık biz demekle olmuyor bu iş. Kimi yıllar yılı, kimi ise bir ömür boyu çekiyor.

Kimi evlenip birbirini test ettikten sonra ayrılma yoluna giderken kimileri de daha işi söz kesme, nişan veya düğün arifesinde bozuyor. Hatta salon tutulmuş, kartları bastırılmış niceleri düğün günü ayrılma yoluna gidiyor. Bu şekil evlilik öncesi yüzüğü atanlar için demek ki bunda da bir hayır var, evlendikten sonra bozuşmaktan ziyade şimdi ayrılmak, sonuçları bakımından daha iyi diyorum.

Benimkisi uzaktan gazel okumak elbet! Kimsenin iç halini bilme imkanım yok. Düğün arifesinde veya evlendikten sonra ayrılmayı tercih edenleri ayıplamıyorum. Zira ayıplamaya gelmez. Hepsinin kendince geçerli ve haklı gerekçeleri olabilir.

Düğün öncesi yüzük atma veya düğünden sonra ayrılma yolunu seçenler, acaba birbirlerini tanımadan evlendikleri için mi birbirlerine yol veriyorlar? Bence boşanmaların iyice arttığı günümüzde evliliğin temellerini baştan sağlam atmada fayda var. Taraflar söz kesmeden önce birbirlerini her yönüyle tanımaları, araştırmaları, eksi ve artı yönlerini ayrıntısıyla bilmeleri, hassasiyetlerini söylemeleri, evlilik esnasında çıkması muhtemel sorunları gidermede hangi yol ve üslubu izleyeceklerini, kimi hakem tanıyacaklarını bir güzel konuşmalılar. Kimsenin evlendikten sonra ortaya çıkaracağı gizli bir ajandası olmamalı diye düşünüyorum. Zevkleri, renkleri, kafa yapıları, hassasiyetleri, beklentileri kendilerini tatmin etmiyor, kafadaki sorular dağılmıyorsa işin başında birbirlerine evet dememeli, birbirlerine yol vermelidirler. Böylesi bir yol, evlendikten sonra ortaya çıkacak sorunlardan daha iyidir. Kimsenin böylesi durumda birbirlerine gücenme ve darılması olmaz. Herkes nasibini aramak için başka yollara yönelir.

***24/12/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.


"Dersime Çalışamadım" *


Kur'an-ı Kerim dersine girdiğim bir öğrenci dersten önce yanıma geldi. Aramızda şu görüşme geçti:
—Öğretmenim! Çok üzgünüm.
—Niçin?
—Dersime çalışamadım.
—Niye? Ne yaptın bir hafta boyunca?
—Her gün bir yere götürdüler beni.
—Kim götürdü, nereye götürdü.
—Nereye olacak! Akşam oturmasına gittik. Annem götürdü.
—Neyse canın sağ olsun!
—Ne okuduysam burada okudum. Ben bu hafta okumasam olur mu?
—Olmaz, okuyacağız.
—O zaman okutacak iseniz en son okusam olur mu? Biraz daha çalışayım.
—Tamam, en son oku! Problem değil. Ama az gez, bundan sonra olur mu? Yoksa derslerinden geri kalırsın.
—Anladım öğretmenim.

Siz anne baba olsanız, çocuğunuz da okula gidiyor ve çocuğunuzun hedefi olan, başarılı bir öğrenci olmasını istiyorsanız, bu durumda ne yaparsınız?
Her akşam bir ziyaret için evi terk eder, yanınızda da çocuğunuzu götürür müsünüz yoksa çocuğumun dersi var diye eş, dost, komşuya hiç ziyarete gitmez, eve misafir kabul etmez misiniz? 

Gidip gelinmezse olmaz. Zira eş, dostu ziyaret etmek sılayı rahimdir. Fakat gidip gelmelerde orta yolu bulmada fayda var. Ziyaretlerimiz, çocuklarımızın çalışma düzenini bozmaması lazım. Oturup kalkmayı hafta sonlarına denk gelecek şekilde planlamak, sınav döneminde rahatsız etmemek gerek diye düşünüyorum. Bu öğrencide olduğu gibi her akşam bir yere gitmek, haydi orada çalışırsın, gelince ödevini yap demek çocuğu düşünmemek ve gezmeyi abartmak demektir. Çocuk, misafirlikte ve misafir geldiği zaman ders çalışmaz, istese de çalışamaz. Sonra hiç kimse her tür imkânı sağladım, saçımı süpürge ettim ama çocuğum başarılı olmadı dememeli. Çünkü gezip tozan aile, çocuğuna yeterince çalışma ortamını sağlamamış demektir. Böyle durumlarda aile suçlu arayacaksa ilk önce kendisini ve gezmesini sorgulamalıdır. 

Söz, başarıdan açılmışken çocuğun başarısını etkileyen etmenlerden biri de çocuğa ders çalış derken ebeveynin yan odada dizi izleme yoluna gitmesi de var. Anne baba yan tarafta dizi izlerken çocuk kendisini derse veremez. Gerekirse anne baba da çocuğuyla okuma yoluna gitmeli veya kendisine bir meşgale bulmalıdır. Çocuk okutmak sadece cebine harçlığını koymak, okul ihtiyaçlarını gidermek, çocuğa servis ayarlamak; kurs, etüt, özel ders ayarlamak değildir.

25/12/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.