8 Aralık 2019 Pazar

Tir Tir Titriyor Zavallı! *


Pazar günü görevli olduğum sınavdan çıktım, otobüs durağına geçtim, otobüsüm gelmesini bekliyorum. Hava buz gibi. Eksiye yakın bir hava var. Üzerimde kışlık kazak, üstünde ceket, onun da üstünde montum, pantolonumun altında kışlık pijamam var. Boynumu dahi kapattım. Sadece başım açık. Buna rağmen üşüyorum. Çünkü üşüten bir hava var.

Az sonra durağa bir kız çocuğu geldi. Kışa uyumlu bir şekilde üzerinde mont, ayakkabı olarak da çizme giymiş. Duraktaki banka oturdu. Otururken üşümenin de ötesinde tir tir titriyor. Üst ve ayakları mevsime ve hava şartlarına uyumlu bu kızımız, dar bir pantolon giymiş altına. Belli ki pantolonun altında giydiği bir kışlığı yok. Çünkü giydiği pantolonun diz kapakları, avuç içinden daha büyük bir şekilde açık. Moda gereği malum yırtık. Üşümeyip de ne yapsın. Kalktı oturdu, gözü hep otobüste idi. Bir an evvel otobüse binse de otobüsün kliması ve kalabalığın nefesiyle biraz ısınsa... 

Ben ise tüm bu olup bitenleri izledim. Ne de olsa az önce sınavdan çıkmıştım. Sınavda görevim gözetmenlikti. Sınav bitiminde de gözetmenliğim bu şekil devam etti.

Üşüyeceğini bile bile bir insan tüm soğuk ve ayazı içine alacak şekilde diz kapağı açık bir pantolonu niçin, nasıl, neden giyer? Ne üşümeden vazgeçiyor ne de modadan. İnsan moda diye kendisine bu kadar eziyet eder mi? Üşüyüp tir tir titrese de, uğruna hastalansa da değiyor anlaşılan. Çünkü moda giydiği ne de olsa.

Yazın çokça gördüğümüz yırtık pantolon modasına alışamadım. Ama mevsim yaz olsa kızımız emsallerine uydu, böyle giyindi diyeceğim. Bana garip gelse de yırtık yerden rüzgar girer, harareti söndürür. Fakat mevsim kış. Tepeden tırnağa giyinik olduğumuz halde üzerimizdeki giyim kuşam üşütürken, bundan dolayı dışarıya çıkmaya üşenirken kızımız bana bir şey olmaz, ben giyerim dercesine çıkmış dışarıya. Ondan sonra da tir tir titriyor. Üzüldüm zavallının durumuna ama acımadım. Çünkü böylesi bir durumu isteyen kendisi. Kendi düşen ağlamaz.

Otobüse bindikten sonra ben bu konuyu yazmaya başladım. Yanıma oturan gençten biri "Ağabey! Bunlar böyle giyinerek üşümüyorlar mı" deyince başımı kaldırıp gence baktım. Kızı gösterdi. Gencin gösterdiği kıza baktım. Karşımızda ters istikamet oturan kızımız benim durakta gördüğüm kızdan başkası değildi. Benden sonra o da binmiş meğer. Gence, üşümez mi? Az önce durakta gördüm bu kızı. Tir tir titriyordu üstelik. Bak onu yazıyorum ben de dedim. Genç, konuşmak istiyormuş gayri. "Üşüyorsa neden böyle giyiniyor o zaman?" dedi. Gidip kendilerine sormak lazım. Ama başına ne gelir bilemem, dedim. Müsaade isteyip indim otobüsten.

* 11/12/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


"Ya Hayır Konuşun ya da Susun!" ***


*Birlikte iş tutacağınız, yola çıkacağınız kimseleri iyi seçmelisiniz. 
*Bu kimselerle yol arkadaşlığınız pazara kadar değil, mezara kadar sürsün. Öküz ölünce ortaklığınız bozulmasın.
*Bu mümkün değil, bir müddet sonra yollarınız ayrılacaksa sen yoluna, ben yoluma deyip yollarınızı ayıracak, farklı kulvarlarda yolunuza devam edeceksiniz. Gerekirse birbirinize rakip de olabilirsiniz.
*Rekabetinizi fazilet ve erdemlilik üzerine kurun. Rekabetiniz esnasında "Birbirimize rakipliğimiz ayrı, dostluğumuz ve eski hukukumuz ayrı. Biz birbirimize rakibiz, asla düşman değiliz. Geçmiş hukukumuza halel getirmeyiz," deyin. 
*Geçmiş birlikteliğin ardından yollarınızı ayırdıktan sonra birbirinize kırgın da olsanız asla aleyhinde konuşmayın. Birileri sizin yanınızda yer alıp eski dostlarınıza vurmaya kalkar ve size övücü sözler eder ve eski arkadaşlarınızı kötülemeye kalkarsa "Siz kim oluyorsunuz da benim eski dostlarıma laf ediyorsunuz. Lütfen, yerinizi ve haddinizi bilin. Bir daha da benim dostlarımı ağzınıza alırken besmele çekin" diyerek lafı ağızlarına tıkayın. Ki olması gereken de budur.
*Rekabetiniz esnasında birbirinize çelme takmayın. Belden aşağı vurmayın. Hele eski defterleri karıştırmayın. Ki eski defterlerde yazılı olanlar sizin birlikte iken ortaya koyduğunuz eserlerdir. Rakibimi zor durumda bırakacağım diyerek eski defterleri açarsanız, o defterlerin tozlu sayfalarında kaybolur gider, gücünüze de kaybedersiniz. Üstelik izlediğiniz bu yol ve yöntem, sizi de töhmet altında bırakır. Çünkü bir ve beraber iken birbirinize verdiğiniz sorumluluk ve yetki ile yaptınız bunu. Asıl olan, bir tasarruf yanlış ise bir ve beraber iken engellemek ve karşı çıkmaktır. Eğer o gün elinizde yetki var iken sesinizi çıkarmamış iseniz bugün konuşmanızın bir anlamı yok. Adama "Ne iş! Dün neredeydin? Geçti Bor'un pazarı!  Sür eşeğini Niğde'ye." derler. Dün içinize sinmediği halde "Bu yaptığınız içimize sinmedi" dememiş ve ortaklık bittikten sonra sesinizi çıkarıyor, eski dostlarınızı yerden yere vuruyor ve ahlak abidesi kesiliyor, eski arkadaşlarınızı dürüst olmamakla suçlarsanız bunun ne rekabette ne dostlukta ne dinde ne de ahlakta yeri vardır. Bu durumda adama "Madem dürüst değillerdi, onca yıl niçin beraber yol yürüdünüz? Siz insan sarrafı değil misiniz?" demezler mi?

Bugüne kadar bir tarafım oldu ama asla tarafgir olmadım. Kendi bildiğim doğruları söylemeye çalıştım. Yine söylüyorum. Bu gittiğiniz yol, yol değildir. Böyle gitmeye devam ederseniz sözünü ettiğiniz lafların altında kalır, birbirinizi bitirirsiniz. Sizinle beraber savunduğunuz değerler de alta iner. Bir daha da ne siz ne de savunduğunuz değerler zirve yapar. Yol yakınken "Kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa ya hayır konuşsun ya da sussun." Zira hayır konuşmuyorsunuz. Şunu unutmayın ki gittiğiniz yolun düzgün ve yaptıklarınızın doğru olduğundan emin iseniz önünüze rakip olarak kim çıkarsa çıksın, sizi kim tökezletmeye çalışırsa çalışsın, şayet doğru yolda iseniz size kimse engel olamaz. Başkasının sapıklığı size zarar veremez. Yeter ki erdemli hareket edin, ideallerinize ulaşmak için prensipleriniz olsun. Birbirinizle uğraşmayın. Birbirinizi iterek çekerek sadece kendinize zarar verir, sizi sevenleri de üzersiniz.

***10/12/2019 tarihinde Barbaros Ulu adıyla Pusula haber gazetesinde yayımlanmıştır.


7 Aralık 2019 Cumartesi

Psikopatın Önde Gideni *

Ordu'da cinayete kurban giden yirmili yaşlardaki genç kız, yüreğimizi dağladı. Allah kimseye böyle acılar vermesin. Öldürülen kızın suçu mu var? Yok. Kız caniyi; cani, kızı tanıyor mu? Hayır. Katil kim? Daha önce on üç yaşında bir çocuğu 12 yerinden bıçakla öldürmeye teşebbüsten hapse girmiş ve kapalı cezaevinden açık cezaevine geçtikten sonra hapisten kaçmış biri. Kaçar kaçmaz da ilk cinayetini işliyor.

Katilin, kurban seçtiği kızı nasıl öldürdüğüne dair verdiği ifadeler kan donduran cinsten. Hapisten kadın, çocuk...önüne kim çıkarsa öldürmek için kaçmış. Önce daha kolay öldürürüm düşüncesiyle tabanca aramış. Tabanca bulamayınca bıçak çalmış. Bıçak, yiyecek, içecek, giyim her neye ihtiyacı varsa çalarak elde etmiş. Nasılsa bütün dükkan ve mağazalar onun. Zaten bugüne kadar çalışarak bir şey elde etmemiş. İş olarak çalmayı ve öldürmeyi meslek edinmiş. Bir de takip etmeyi iyi biliyor. Gözüne kestirdiği zayıf kimseleri takip ediyor. Bahtına da bu kız çocuğu çıkıyor. Niçin öldürüyormuş? Kendisinden daha iyi imkanlarla yaşadıkları için insanları kıskanıyormuş. Hapisten çıktıktan sonra da öldürmeye devam edecekmiş. Yaptığından da pişman değilmiş. 

Açık cezaevinden kaçtıktan sonra yakalanma kararı çıkarılan bu kişi, işlediği cinayetten sonra kendisini yakalayan iki polisten birini de polis arabası içinde yine bıçakla yaralıyor.

Kim bu katil? Devlete ait yurtlarda büyümüş. Yetimhaneden çıktıktan sonra ömrünü hırsızlık yaparak geçirmiş biri. Daha doğrusu psikopatın önde gideni. Devlet şimdi onu tekrar cezaevine koydu. Daha önce yetimhanelerde ve cezaevinde nasıl yedirip içirdi ve büyüttü ise şimdi de hapishanede beslemeye devam edecek.

Öldürmek için yaşayan ve tüm planlarını zayıf ve savunmasız gördüğü kişileri öldürme üzerine kuran bu seri katil üzerinde daha fazla durmayacağım. Birçok kişinin dediği gibi idam edilsin de demeyeceğim. Bu katil şu ana kadar yaşamamalıydı, kim vurduya gitmeliydi. Peşine de kimse düşmemeliydi.

Yazımın bundan sonraki kısmında bazı tespitlerde bulunacağım. Katilin bu noktaya gelmesinde bizim daha doğrusu sorumluluk makamında olan kişilerin payı üzerinde duracağım. Bu seri katilin yetişmesinde Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun (SHÇEK) payı olduğunu düşünüyorum. Maalesef SHÇEK'e ait yurtlarda bu şekil yetişen psikopatların sayısı az değil. Kimi şiddet görmüş kimi tacize uğramış, kimi de sevgiden yoksun yetiştiği için hayatla barışık değil. Bereket devlet, bu yetimhanelerin bol psikopat ruhlu insanlar yetiştirdiğinin farkına vardı da kimsesiz çocukları "Sevgi Evleri" adıyla ev ortamlarında yetiştirmeye başladı. Anlatmak istediğim bu kişinin böyle bir psikolojide olmasını çocukluğunda aramak gerek.

Taammüden adam öldürmeye teşebbüsten sonra 20 yıl ceza alan bu kişi, kapalı cezaevinden nasıl açık cezaevine konur? Sanırım ceza kanununda bir sorun var. Haydi kondu diyelim. Bu kişi açık cezaevinin duvarından atlayarak nasıl kaçar? Cezaevinin duvarları atlanıp kaçılacak kadar alçak mı? Cezaevinin güvenliğinden sorumlu güvenlik görevlileri bu kişi kaçarken elleri armut mu topluyordu? Cezaevi yönetiminin büyük ihmali var.

Bir diğer husus, katil, masum bir cana kıydıktan sonra iki polis tarafından yakalanıyor, polis otosuna bindiriliyor. Katile ne kelepçe takılıyor ne de suç aleti kendisinden alınıyor. Merak ettiğim, bu katile kelepçe takılmayacak da kime takılacak? Burada bu polislerin büyük ihmali var.

Sonuç olarak bu olay oldu. İnşallah bir beteri daha olmaz. Bu olayda bir suçlu arayacaksak katilden ziyade kendimizi sorgulamalıyız. Bu katili bu şekil psikopat yapan, çocukluğunun geçtiği yurt hayatı ve oralardaki sorumlu kişilerdir. Caniye iyi halden açık cezaevi  imkanı veren mevzuattır. Caniyi gözlerinin önünden kaçıran ve gerekli güvenlik tertibatını almayan cezaevi yönetimidir. Kimse kusura bakmasın. Bu saydığım kurum ve kişiler bu katilin suç ortağıdır, cinayette pay sahibidir. Laftan, sözden anlamayan bu tipleri, kader mahkumu kabul edip cezalarında indirim düşünen siyasilerimize de bu psikopatın yaptığı kulaklarına küpe olsun.

* 09/12/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.