3 Aralık 2019 Salı

Merkezi Sınavlarda Süre *


Merkezi sınavlar, okuyacağımız okulu ve okuduğumuz bölüme göre meslek seçiminde en önemli faktördür bu ülkede. Okumaktan başka bir seçenek düşünmeyenler için hayat-memat meselesi dense yeridir. Bundan dolayıdır ki ilkokuldan başlayarak muhit, okul ve öğretmen arayışına girilir. Ortaokul hakeza. İyi bir lise okumak için daha 5.sınıftan itibaren etüt ve kurs merkezi, özel ders alma, DYK kurslarına yazılma, özel okula gitme ve yardımcı kaynak alma gibi merkezi sınavlara hazırlanma çabamız var. Aynı maraton, lise öğreniminde de devam ediyor.

Niyetim merkezi sınavları anlatmak değil. Çocukluğunu doğru dürüst yaşamadan burunlarından fitil fitil getirdiğimiz çocuklarımıza dünyayı dar eden ve hayatlarına yön veren merkezi sınavlardaki sürelere dikkat çekmek istiyorum. Çünkü sınava giren öğrencilerin kahir ekseriyeti "Süreyi yetiştiremediğinden" şikayetçi. Çocuklarda mı sorun var, verilen sürelerde mi?

Önce sınav sürelerine bir bakalım:
LGS→50 soruluk sözel alan için 75 dakika, (her bir soruya 1,5 dakika)
40 soruluk sayısal alan için 80 dakika. (2 dakika)
TYT→120 soruya 135 dakika. (ortalama 1,125 dakika)
AYT→160 soruya 180 dakika. (1,125 dakika)

Merkezi yapılan sınavların her soruya düşen ortalama süresi, verdiğim bilgilerde görüldüğü gibi ortaokullarda 1,5 ila 2 dakika, lise öğrencilerinde ise 1,125 dakikadır.

Sürelere bakınca ortaokul öğrencilerinin girdiği LGS süresine eh, olabilir diyeceğim. Lise son ve mezunlarının girdiği YKS süresi tam bir fecaat. Yazık çocuklara verilen bu süreye. İki ayağını bir pabuca sok demektir, düşünmeden yap demektir, seri üretim yapan bir makine gibi ol demektir. Çocuklar ve ebeveynleri için hayat-memat olan bu sınavlarda, sınava giren öğrencilerin çoğunluğu süre sorunu yaşıyorsa çocuklardan kaynaklanmayan bir sorun var demektir. Merak ediyorum, ister sözel ister sayısal sorularda olsun, MEB Bakanına, ÖSYM Başkanına, kendi hazırladığı soruların dışında merkezi sınav sorularını hazırlayan kişilere aynı süreyi verip kendilerini imtihan etsek kaçı süre sorunu yaşamaz.

Kimse biz de bu yoldan geçtik, biz de zamanı ayarlama sorunu yaşadık, bunlar da aynı sorunu yaşayacak. Bu, pratik eksikliklerinin ve fazla soru çözmediklerinin bir sonucudur, derece yapanların niye böyle bir sorunu yok, elemek ve başarı sırası belirlemek için başka yol yok diyemez. Yeni nesil sorular, bilgiden ziyade çocukların anlama ve kavrayışlarını ölçmeye yönelik. Bilgi sormuyoruz, metinden ne anladığını ölçeceğiz diyerek neredeyse bir sayfayı bulan bir metin koyuyoruz önüne. Uzun sorular bir değil, beş değil. Neredeyse tamamı böyle. Eskiden Türkçe veya Edebiyat sorularında gördüğümüz uzun sorulardan Fen grubu ve diğer dersler de nasibini aldı. Çocuk, sorunun uzunluğunu görünce daha baştan gözü korkuyor. Büyükler gibi daha anlama, kavrama ve analitik düşünme melekeleri tam gelişmemiş çocuk ve gençlere Allah'tan reva mı bu? Çocuk/genç parçayı mı okusun, parçayı mı anlasın? Verilen bu süre ile öğrencinin parçayı ikinci defa okuması mümkün değil.

Niyetimiz öğrencilerin başarısını mı ölçmek yoksa zamanla yarıştırarak heyecan ve aceleden nasıl yanlış yaptırarak başarısız kılarız mı? Niyet, başarısızlığı ölçmek olmasa da sonuç nasıl başarısız kılarıza varıyor. Yapmayın Allah aşkına! Yazık etmeyin bu çocuklara! Geleceklerini ve hayallerini yok etmeyin. Düşünecekleri kadar makul süre verin sınavlarda. Hem siz "Acele işe şeytan karışır" demiyor musunuz? İşimize şeytanı karıştırırsak istemediğimiz bildik başarısızlıklar ortaya çıkar. Ya soruları azaltın ya da süreyi makul bir seviyeye çekin. Bu çocuklara yazık etmeyin. Onları, bu dünyaya geldiklerine pişman etmeyin.

* 04/12/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.



1 Aralık 2019 Pazar

"Mimleniriz"

Başına bir şey gelmeyince insan hayatı tozpembe sanır, ayakları yere basmaz. Eşine, dostuna ve çevresine çok güvenir. Hayat hep böyle devam etmez. Zira imtihan dünyasıdır.

Herkesin bir sınavı vardır. İmtihan bazen kendisi üzerinden olur, bazen çoluk çocuğu üzerinden, bazen de çevresinin başına gelenler yüzünden kendisi imtihan olur. Ne zamanki kişinin başına imtihan amaçlı bir bela ve musibet gelir, eşinin ve dostunun yanından yavaş yavaş uzaklaştığını görünce gerçekle yüzleşmeye başlar ve ayakları yere basar. Ben dostlarımı tanıyamamışım der.

2000 öncesi Hizbullah operasyonlarının yaygın olduğu ve TV'lerin ilk haberi olarak verildiği zamanda çalıştığım okulda bir meslektaşımız da Hizbullah üyesi olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı. Çok değer verdiğim bu öğretmenin sürekli beraber olduğu, oturup kalktığı, şakalaştığı dostlarına "Arkadaşınızdan haber var mı? Ailesi ne durumda? Evine uğrayıp ailesine bir ihtiyacın var mı diye soruyor musunuz? Onlara maddi destek sağlıyor musunuz" dediğimde sessiz kaldılar. Ne biçim arkadaşsınız dediğimde ne yapabiliriz cevabı aldım sürekli. Sizden ancak iyi gün dostu olur dedim.

Günümüzde birkaç yıldır devam eden bir başka operasyon var. Bu operasyonun ucu dokunmayan yok gibi. Biri üyelik veya iltisakla suçlansa, dostları onun suçsuz olduğunu bilse bile kimse yanında görünmez. Herkes yavaşça boşaltır, kendi haline bırakırlar onu.

Hem Hizbullah hem de FETÖ konusunda devlet doğru veya yanlış bir mücadele veriyor. Her türlü veriyi değerlendiriyor ve güvenlikçi bir politika izliyor. İnsanımız ise bir yakınının, bir dostunun başına bir şey gelse, masum olduğuna inansa bile dostları hemen yanından uzaklaşıveriyor.

Niçin uzak kalıyorlar? "Mimleniriz" diye. Abdestlerinden şüpheleri var demek ki. Halbuki eş-dost böyle günlerde belli olur. İnsanların başına gelen bu durum bir gün kalkar ve kişinin masum olduğu ortaya çıkarsa eski dostlar yanına bir bir gelse bile arada mutlaka bir mesafe olur. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

"Gözümü Yummadım"

Yarım ölüm sayılsa da ölüm bir nimettir. Gün boyu yoğun bir tempodan sonra yatağa girip mışıl mışıl uyumak ve derin bir uyku çekmek her şeye değer. Bir bakmışsın ki tüm yorgunluğun gitmiş  bir vaziyette ayağa kalkarsın. Uykusunu alamamış bir beden ertesi gün esner durur. Bu durum başını yastığa koyunca derin bir uykuya dalanlar ve deliksiz uyuyanlar için.

Bir de yatağa girip bir türlü uykusu gelmeyenler var. Sağa döner olmaz, sola döner olmaz. Gece boyunca gözler kapalı sabahın olmasını beklerler. Epey bir mücadeleden sonra canları geçip uykuya dalsalar da uyuyup uyumadıklarını bilemezler. Genelde yaşı ilerlemiş, bir meşgalesi olmayan, sağlık sorunu yaşayan, evin içinde gününü gün eden ihtiyarlarda bu uyuyamama hali daha yaygındır. Kişiler niçin uyuyamazlar? 

Kafasında dert edindiği ama çözemedikleri bir sorunları vardır.
Oğlu, kızı huzurlu değilse onları dert edinirler.
Herhangi bir sorunları yoksa da kendi kendilerine sorun üretirler. Yok şeye kafa takarlar.
Sağlık sorunu vardır. Ağrı ve sızısından uyuyamazlar.
Hiçbir meşgaleleri yoktur, iş yapmadıkları için vücutları yorulmaz. Akşam sabah evin bir odasında oturur dururlar. Tek yaptıkları yeme, içme, namaz kılma ve tuvalete gitmekten ibaret olan bu kişilerin vücutları yorulmadığı, yediklerini eritmedikleri için uyku sorunu yaşarlar. Yine bu tipler gündüz demeden başlarını uzatır, hafif kestirirler. Gündüz kısa süreli kestirme gecelerini zehir eder. İki sözlerinden biri "uyuyamıyorum" olur. Hep uyku özlemi ve hasreti çeker dururlar. Ah bir uyuyabilsem derler. Gündüz uyuyorsun, ondandır. Gündüz uyuma dediğinde gündüz uyuduklarını da kabul etmezler. Az önce gördüm, uyuyordun desen; "uyumam, sadece gözlerim kapalıydı, senin geldiğinden haberim var" diyerek yemin billah ederler. Sanki uyuduklarını kabul etseler ayıplanacaklar. Aslında uyuyamadıkları doğru. Uyuduklarının farkında değiller. Kabul etmedikleri gündüz kestirmesi gece uykularını yok ediyor. Bir diğer sorun, hareket etmeyen ve yorulmayan beden uyumak istese de uykuyu sevmez. 

Bir nevi ihtiyarlık hastalığı olan bu uyuyamama hali çoğu ihtiyarların balının belası. İhtiyarlık hastalığı da denebilir. Allah kimseyi uyuyamama hastalığıyla karşılaştırmasın. Çünkü uyku bir nimettir.