4 Ekim 2019 Cuma

Peygamberimizin Hayatı Dersi ***

2012 yılından itibaren 4+4+4 zorunlu öğretime geçmemizle birlikte Kur’an-ı Kerim, Temel Dini Bilgiler ve Peygamberimizin Hayatı dersleri ortaokul ve liselerde seçmeli ders olarak seçilmeye başlandı. Türkiye’nin geçmişini iyi bilenler bu derslerin seçmeli ders olarak okullarda okutulmasının devrim niteliğinde olduğunu bilir. Umarım bu dersler emin ellerde öğrencilerimize okutulur. Çocuklarımız merdiven altı yerlerde dinimizi öğreninceye kadar denetime tabi resmi yerlerde öğrenmiş olurlar.

Niyetim bu derslerin seçilmesinin önemli olduğunu anlatmak değil. Bu dersler arasında önceleri Hz Muhammed’in Hayatı olan şimdilerde adı Peygamberimizin Hayatı diye değiştirilen seçmeli dersten bahsetmek. Bu dersten bahsedeceğim ama işin ucunda kınanmak, topun ağzında olmak da var. Çünkü katılır veya katılmazsınız bu dersi eleştirmek istiyorum. Umarım meramımı anlatabilirim.

Hz Muhammed bizim peygamberimiz. Hayatını inceden inceye bilmemiz, bizlere vermek istediği mesajı anlamamız gerekir. Onun dini alanda söylediklerini yapmak asli görevlerimizden biridir. Buraya kadar yazdıklarımda bir anormallik görmediniz. Ki olması gereken de bu, dediğinizi duyar gibiyim. Ben açıkçası Hz Muhammed’in hayatını anlatan bir dersin olmasını istemiyorum. Bunu sadece peygamberimiz için değil, kişilere ait bir dersin olmaması gerektiğini düşünüyorum. Neden derseniz? Kişiler adına okutulan dersler bir müddet sonra öğrencileri bezdirmeye başlayabilir. Nitekim biz bunu okullarda Atatürk’ü anlatan İnkılap  Tarihi derslerinde gördük. Hatta öyle zamanlar geldi ki belirli gün ve haftalarda her derste Atatürk’ten bahsettik. Sonuç? Atatürk'ü seven sevdi, sevmeyen yine sevmedi. Bu dersi vermekle ve diğer derslerde Atatürk'ten bahsetmekle Atatürk anlaşılabilmiş midir? Öyle zannediyorum anlaşılamamıştır.

Peygamberimizin Hayatı dersine gelirsek sürekli et yiyen bir insan bir müddet sonra et yemekten beziyorsa bu derste de hep Hz Muhammed'den bahsetmek, çocuklarda Hz Muhammed sevgisini artıracağı yerde azaltabilir. Nitekim bu dersi işleyen bir öğretmene sınıfından bir öğrenci, "Öğretmenim! Muhammed Muhammed… Başka isim yok mu? Hep Muhammed işliyoruz" demiş. Öğretmen de "Çocuğum, ders Hz Muhammed'in dersi. Elbette ondan bahsedeceğiz. Einstein'den bahsedecek değiliz herhalde, değil mi" demiş. Öğretmenler odasında ders öğretmeninin diğer öğretmenlerle konuşması esnasında bu sözlere kulak misafiri oldum.

Çocuk burada kötü niyetli değil. Derste hep Hz Muhammed ismi geçince garibine gitmiş olmalı. Öğretmen ne yapsın bu durumda? Elbette Hz Muhammed diyecek. Derse Hz Muhammed ile başlayacak, Hz Muhammed ile bitirecek. Ders boyunca Hz Muhammed şunu yaptı, bunu yaptı, şöyle biriydi, böyle davranırdı, ahlakı şöyle idi diyecek.

Yukarıda dediğim gibi kişiye özel bir dersin olmasını uygun bulmuyorum. Evet Hz Muhammed özel biri, diğer insanlar gibi değildir. Hayatını öğrenip hayatımıza uygulamamız lazım. Ama adına ayrı bir ders olacağına, diğer dersler içinde,  yeri geldiğinde peygamberin yaşantısından örnek vermenin daha faydalı ve etkili olacağına inanıyorum. Örnek vermek gerekirse; Kur'an-ı Kerim, Din Kültürü, Temel Dini Bilgiler gibi derslerde adalet konusu işlenirken ilgili ayetlere yer verdikten sonra peygamberimiz de "Bu hırsızlığı yapan kızım Fatıma da olsa cezasını verirdim" diyerek adalet konusunda peygamberimizin hassasiyetine dikkat çeksek daha iyi olur.

***02/11/2019 tarihinde  Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

Kira Artışı

—Kiralık ev lazım.
—Hayırdır. Zaten kirada idin.
—Evden çıkıyorum.
—Ev sahibi ile aran iyiydi hani!
—İyi olmaya iyiydi. Ama çıkacağım. Daha doğrusu o beni çıkarıyor.
—Ne oldu, hayırdır?
—Kirada anlaşamadık.
—Hani paragöz biri değildi.
—Evet öyleydi. Ama paradan ziyade teklif ettiğim kira artışına bozuldu sanırım.
—Sen ne teklif etmiştin?
—Enflasyon oranı kadar.
—Yani?
—Enflasyon oranı biliyorsun dün açıklandı. Enflasyon yıllık bazda 9.7 dendi. Ben de ev sahibim enflasyonun altında kalan bir artışla mağdur olmasın diye açıklanan enflasyonun üzerine 0.3 refah payı ekledim. Artış yüzde 10 olsun dedim.
—Ne dedi?
—Dalga mı geçiyorsun sen? Çık dışarıya dedi. Neye uğradığımı şaşırdım. Efendim! Beğenmediysen bir de sen söyle. Bu enflasyon oranını açıklayan ben değilim. Sonra enflasyon düştü ise benim suçum ne? Bir orta yol bulup anlaşabiliriz dedim.
—Bu oran üzerine konuşacak bir şey yok. Evimde oturmanın da bir anlamı yok. Varsın evim boş kalsın. Evi de hemen boşalt dedi.
—Sonra ne oldu?
—Kapıyı yüzüme kapattı.
—Bu kadar niye kızdı ki?
—Ben de anlamadım. Anladığım tek şey kışa ramak kala ev arıyorum şimdi.
—Kızgınlıkla öyle söylemiştir. Sakinleşince bir daha konuş.
—Onu da denedim. Kapıyı açmadı. Tek duyduğum, sen hala evi boşalmadın mı oldu.



3 Ekim 2019 Perşembe

Liderlerin Başarısında Ekibin Önemi *

Liderlik ister doğuştan ister sonradan kazanılan bir yetenek olsun, lideri lider yapan; onu yücelten ve indiren birlikte çalıştığı ekibidir. Daha doğrusu ekip ruhudur. Bakmayın siz liderin ön planda olduğuna. İşin mutfağında ekibi vardır. Ekibi yoksa veya ekip yeterince yük ve sorumluluk almadığı takdirde tüm yük üzerine binen lider, misyonunu bir müddet daha devam ettirdikten sonra yavaş yavaş efor kaybetmeye ve gözden düşmeye başlar.

Ekip derken liderin birlikte çalıştığı kişilerden bahsetmiyorum. Çünkü her liderin etrafında birlikte çalıştığı kişiler vardır. Ekip dediğin yeri geldiği zaman inisiyatif alabilen, yaptıklarıyla göz dolduran, liderini aratmayan, liderinin yüzünü kara çıkartmayan, ufku geniş kapasiteli kişilerden oluşur. Lider ekibine güvenir, gözü arkada kalmaz. Lider ekibiyle istişare eder. Ekibi de görüşlerini söyleyerek katkı sunar. Liderinin görmediği, göremediği hususları liderine söylemekten kaçınmaz. Söyleyeceğini, yerinde ve zamanında söyler, liderinin arkasından iş çevirmez, liderini sırtından bıçaklamaz. Lideri de onlara değer verir, görür ve gözetir. Ekibine yaptığı iyilikleri başa kakmaz. Ekibinde yer alan kişiler arasında koordinasyonu iyi yönetir. Ortaya çıkan sorunlara anında müdahale eder. Başına buyruk davranmaz. Hiçbirini dışlamaz ve ekibin dışına itmez. Çünkü ekipte kırgınlık, incinmişlik ve itilmişlik veya itilmişlik duygusu artarsa ekip yavaş yavaş dağılmaya yüz tutar. Çekip gidene niye gidiyorsun denmez, haydi güle güle denir, ayrılıp gidenlerin sayısında gözle görülür bir artış olursa hareket güç kaybetmeye ve lider sorgulanmaya başlar. Gidenlerin yerine yenisini monte etmek her zaman eski gidenin yerini dolduramayabilir.

İyi bir lider, herhangi bir sorun karşısında inisiyatif alıp öne çıktığı gibi yeri geldiği zaman kendisini geri planda tutmasını bilir. Çok ön plana çıkmaz. Ekibini öne sürerek onları çalıştırır. Her olayda söz söylemek ve öne atılmak liderin yüzünü eskitir ve kendisini tekrarlamaya başlar. Bu durum lideri tartışılır duruma getirdiği gibi yorar da aynı zamanda. Lider bazen geri plana çekilerek işleyişi ve gidişatı takip eder, aksayan yönleri tespit ederek giderme yoluna gider. Yeri geldiği zaman dinlenmek, kendisini ve hareketini sorgulamak için tatil yapmayı da ihmal etmez. Hareket başarılı olamadığı takdirde başarısızlığı kendine, başarıyı da ekibine mal eder.

Sonuç olarak bir harekette lider kadar ekip de önemlidir. İkisi bir bütündür, birbirini tamamlar. Lider iyiyse ekip de iyidir. Ekip iyiyse lider de iyidir. Ekip lidersiz, lider de ekipsiz yapamaz. Bir hareket lideriyle mi ön planda olmalı yoksa ekibiyle mi derseniz ekip derim. Çünkü ekip ön planda ise o hareket kurumsallaşır, kurum kültürü oluşur ve oturur. Lider ön planda olursa hareket, lideriyle sınırlı olur, lider gidince hareket ya dağılır ya da eski gücünü bir daha yakalayamaz. O yüzden hareketler, liderinden ziyade ekibiyle anılmalıdır.

*29.03.2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.