6 Ağustos 2019 Salı

Belde Belediyeleri Niçin Var?

Kaplıcası olan bir beldede beş gün kaldım. Kaplıca dolayısıyla beldede işletme amaçlı yüksek binalar yapıldığından belde, orta büyüklükte bir ilçe görünümünde.

Akşama doğru adımlarken gözüme belediye binası ilişti. Beldenin en işlek caddesinde bulunan belediyenin karşısında, içinde belediyeye ait hurdaya çıkmış araçların konduğu büyükçe bir arazi var. İçi ateş atılıverse hemen tutuşacak sararmış otlarla dolu. Hazineye ait olması kuvvetle muhtemel bu arazi "Ben bakımsızım, bana bakan yok arkadaş" diye haykırıyor.

Beldenin eski yerleşim yerlerine doğru adımladığımda kilitli taş döşenmiş yollar köstebek yuvası gibi. Taşlar çökmüş vaziyette. Araç geçerken "Ne olur, bana eziyet etme, Allah'ını seversen buradan geçme" der gibi.

Belediyeye yakın -belki de belediyenindir- bir çay bahçesine oturdum. Çayı beklerken gözüm ağaçlara bağlanmış içi su dolu beyaz poşetlere ilişti. Garsona, bu poşetleri niye astınız, dedim. "Işığa gelen sineklerden korunmak için" dedi. Ne alaka dediğimde "Işıkla beraber aydınlığa gelen sinekler, ışığın vurmasıyla birlikte şeffaf poşet daha parlak göründüğünden sinekler poşete konuyor" açıklamasını yaptı.

Çaydan sonra kaldığım termale gittim. Sular kesikti. Biraz bekledikten sonra geldi. Suyu açınca pat pat şeklinde ses çıkarıp fışkıran suyun normale dönmesi ve bu esnada akan sarı suyun gitmesini beklemek de zaman aldı. Suyun kesilmesi Allah'ın emri gibiydi sanki. Beş gün boyunca saati ve vakti belli olmaksızın kapımızı çaldı. Kah sabah, kah akşam, kah gece.

Elektrik kesintisine iki defa rastladım. Alışveriş yaptığım esnafa göre elektrik ve suyun kesilmesi olağanmış beldede.

Beş gün kaldığım beldede gözlemlerime göre belediye, binasının karşısındaki mezbelelik yeri düzenlemekten aciz. Türkiye'nin her bir yerinden kaplıca için gelenlere reklamını yaparcasına 24 saat kesintisiz su veremiyor. Yolları, bana bak başkan dercesine bakımsız. Haşereyle mücadele yok.

Tüm bunları gözümün önüne getirince sahi bu belde belediyeleri niçin var? Niçin buralara belediyelik verilmiş, niçin seçim yapılıyor, bir beldenin köyden hiç farkı olmayacaksa buralara niçin başkan seçilir, köy olarak kalsa daha iyi olmaz mı? Hem devlet boşu boşuna masraf etmemiş olur. 

Size gördüğüm bir beldeyi anlatmaya çalıştım. Daha bu belde gibi nice belde ve küçük ilçelerimiz var bu şekilde. Buralardaki belediyelerin kendilerine hayrı yok ki belde ve ilçesine hizmet etsinler. Bence böyle belediye olunacağına buralar belediyesiz kalsın daha iyi. 

Biraz da Çocuklardan Öğüt Alalım! *

Genelde büyükler küçüklere öğüt verir. Bu yazımda, çocuğun anne ve babasına öğüt verdiği bir alıntıya yer vereceğim. Çocuğun verdiği öğüt bizim garibimize gidebilir. Ama çocuğum başarılı olsun diye doktor doktor dolaşan, hastanelerin psikiyatri bölümüne gidip test yaptıran, okulların rehberlik servisinden çıkmayan ve oyun çağındaki minnacık çocuklarına okul dersinin dışında özel ders aldırmak için çırpınan anne babaların sayısı az değil. Tüm bunları yaparken çocuğumuzun o an hissettiği psikolojiyi de hesaba katmak gerek. Elbette her ebeveyn çocuklarının başarılı olmasını ister ama çocuğun gelişimini, yaşını ve kapasitesini göz ardı etmemek şartıyla. İzninizle yazıyı paylaşıyorum. Belki çocuk yetiştirmede bir yanlışımız vardır ve bu çocuğun öğüdünden alacağımız bir pay olabilir.

"BİR ÇOCUKTAN BÜYÜKLERE ÖĞÜTLER"

"Londra'da bir hastanenin çocuk psikiyatrisi servisinde yatan 'Kevin Hickey' isimli çocuk, anne ve babası tarafından akli dengesinin yerinde olmadığı kuşkusuyla hastaneye yatırılmak isteniyordu. Ancak doktorun yaptığı testlerin sonucu, çocuğun akli dengesinin yerinde olduğunu gösterecekti. Halbuki Kevin Hickey isimli çocuk, tamamen yanlış eğitimin kurbanıydı.

Çoğu kez anne ve babaların, her birinin birer psikolog edasıyla çocuğuna yaklaşıp henüz oyun oynama çağında olan, oyun oynamak isteyen çocuğu için 'çocuğumun psikolojisi bozuldu; çünkü çocuğum ders çalışmak istemiyor', şikâyetiyle öğretmen, idarecilere, hatta kendi           -başına buyruk- psikiyatri kliniklerine başvurduklarına şahit olmaktayız. Anne babaların çocuğuna karşı bu tutum ve yaklaşımı tamamen yanlış eğitimden kaynaklanmaktadır.

Tıpkı Kevin adındaki öğrencide olduğu gibi, velilerin çocukları için yanıldığı ve isabetli davranmadıkları zamanlar da olmaktadır.

Biraz rahatsız olan Kevin, durumu düzeldiğinde bir doktorun tavsiyesine uyup her anne-babanın kulağına küpe olması gerekecek şu on üç altın öğüdü kaleme aldı:

*Beni şımartmayın. Her istediğim şeyi elde edemeyeceğimi biliyorum. Sadece sizi deniyorum.
*Bana tatlı-sert davranmaktan çekinmeyin. Bunu tercih ederim. Bu durum kendimi daha güvenli hissetmemi sağlar.
*Kötü huylar edinmemi önleyin. Bunların erkenden ortaya çıkarılmasında ve önlenmesinde sizin bana yardımcı olacağınızı umuyorum.
*Hatalarımı başkalarının önünde söylemeyin. Benimle yalnız konuşursanız, söylediklerinizi *daha iyi anlar ve kendime çeki düzen veririm.
*Sizden nefret ettiğimi ve sizi sevmediğimi söyleyince üzülmeyin. Aslında sizden nefret ediyor değilim; beni engelleme gücünüzden nefret ediyorum.
*Herhangi bir şeyin sonucundan beni kurtarmaya çalışmayın. Bazen acı veren yollarla öğrenirim.
*Küçük hastalıklarımı büyütmeyin. Bunları yenecek güçteyim.
*Bana yerine getiremeyeceğiniz şeyleri söz vermeyin. Bu sözler yerine getirilmeyince çok kırıldığımı unutmayın.
*Kendimi, istediğim kadar iyi anlatamadığımı unutmayın. Beni anlamaya çalışın.
*Dürüstlüğümü fazla zorlamayın. Korkup yalan söyleme eğilimi gösterebilirim.
*Tutarsız olmayın. Bu benim kafamı iyice karıştırır ve size olan güvenimi sarsar.
*Benden özür dilemeyecek kadar gururlu olmayın. İçten bir özür, beni size daha da *yaklaştırabilir.
*Büyümek için sizin anlayış ve sevginize muhtacım. Ama bunu size söylemem gerekmez, değil mi?"

*16/08/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Bir Hutbe İradı *

Beş günlüğüne bir kaplıcaya gittim. Öğle namazını kılmak için gittiğim camiyi bakımlı gördüm. Camide her şey yerli yerinde idi. Küçük bir beldede birkaç camiden biri olmasına rağmen cami cemaat yönünden kalabalıktı. Nedir bunun sebebi derken gözüm imama ilişti.

Namazdan önce vaaz veriyordu. Camiye girerken caminin panolarındaki bolca bilgilendirme yazılarından biri, daha fazla dikkatimi çekmişti: “Bu camideki çocukların dokunulmazlığı vardır. Cemaatimize duyurulur” yazıyordu iki yerde birden.

Namazdan sonra küçük küçük çocuklar, caminin arka müştemilatına geçerek rahlelerine koydukları Kur'an'ı okumak için koyulmuşlar ve hocalarının gelmesini bekliyorlardı.
*
Cuma namazını kılmak için yine aynı camideyim. Aynı imam hutbeye çıktı. İç ezanın okunmasını bekledi. Ezan bitince hutbe iradı için ayağa kalktı. Cemaate döndü. Önünde de daha önceden hazır ettiği hutbe metnini koyduğu kürsü ve mikrofon.

Hutbenin hamdele, salvele ve şehadetten ibaret Arapça kısmını ezberden okuduktan sonra Diyanetin hazırladığı Türkçe hutbe metni önünde açık durmasına rağmen jest, mimik ve ses tonuna riayet ederek irticalen bir hutbe irat etti. Hatip konuştukça göz ucuyla onu takip ettim. Ses tonu, hitabeti, vurgusu, konuya hâkimiyeti, birikimi mükemmeldi. Konuşurken gözü hep cemaatte olan, sağa-sola bakarak herkesi muhatap alan imamın kâğıtla bağlantısı, paragraf başlarına bakmaktan ibaretti. Öyle güzel hitap ediyor ki kulaklarımın pası silindi. Hah! Hutbe dediğin böyle verilmeli, helal olsun bu genç imama dedim.

Evet, hutbe dediğin böyle okunmalı.  İmamlarımızın hepsi böyle mi okuyor? Maalesef çoğu imamımız, Diyanetin hazırlayıp internete verdiği hutbenin çıktısını alıyor, cebine koyduğu metni açıp gözünü kağıttan ayırmadan ve kafasını kaldırmadan okuyor. Bir kısmı hutbe metnini daha önceden okumadan çıkıyor ve cemaatin karşısında tekliyor. Daha önceden yönetici olarak görev yaptığım yıllarda okulun karşısındaki cami imamı, cumaya yarım saat kala “bu haftanın hutbesini çıkarıversin, al-gel” diye çocuğunu gönderirdi. Merak ediyorum bu arkadaş bu hutbeyi ne zaman okuyup da cemaatin karşısında düzgün okuyacak? Haydi düzgün okudu diyelim, nasıl kafasını kaldırıp cemaate bakacak?

Hutbe dediğin bu genç imamın okuduğu gibi olmalı. Okuyacağı hutbeyi önce kendisi özümsemeli ve konuya hâkim olmalı. Kâğıda bakarak hutbe okunmaz. Öyle zannediyorum bu imam, günler öncesinden hutbenin çıktısını aldı, bir güzel okudu ve okuyacağı hutbenin planını kafasına yerleştirdi. Bunu yapmak için kişi önce yaptığı mesleğine saygı duymalı, bu mesleği severek yapmalı, sorumluluğunu bilmeli, bu meseleyi dert edinmeli. Böyle yapmakla hem kendisini geliştirir hem de cemaati çeker.

Allah sayılarını artırsın. Teşekkür ediyorum genç imama!

*09/08/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.