30 Temmuz 2019 Salı

Kaplıcada İlk Günüm

Biraz yaşlanınca ağrı ve sızılar artınca yazın gözünüz kaplıcalarda olur. O değilden kaplıcanın faydalarına bir göz atarsanız, mübarek her derde deva. Aman kaçırmayalım diyor ve bir kaplıca arayışına giriyorsun. En azından ben böyle yaptım.

Dört gün öncesinden ne olur ne olmaz diyerekten kaporasını gönderdiğim termale üç saatlik bir yolculuktan sonra yerleştim. İlk günüm bugün. Nasipse beş gün kalacağım burada. Niyetim ağrıyan sızlayan bütün dertlerimi burada bırakıp geri dönmek. Sonrasını benim derdimle uğraşmak üzere termal sahibi düşünsün.

Adına şiirler yazılan, efsanesi bile olan kaplıcanın bir benzeri de Fransa'da imiş. Fransa'dakini görmemişsem de buradakini görerek orayı da görmüş gibi oldum. 

Az dinlendikten sonra odadaki havuzu doldurarak suyun içinde bir yirmi dakika durdum. Suyu, banyo suyu gibi ılık, yakmıyor. Çıktıktan sonra tüm dertlerimden kurtulmuş olabilir miyim diye kendimi bir yokladım. "Nedin lan sen" der gibi hiç oralı olmadı. Sonradan resepsiyonda imzaladığım sözleşme metnini okudum. Faydası için en az 10 ila 20 gün kalınması gerekiyormuş. Anlayacağınız niyetimi bozmayayım ama beş gün kalarak havamı alacak gibiyim.

Dinlenmek için yatağa az uzandım. Gözümden uyku akıyor. Uyu uyuyabilirsen. Misafir eksik olmadı hiç. Uyutmadılar. Dinlenmeye mi geldim, misafir ağırlamaya mı anlayamadım. Misafirler de mankafa çıktı. Ne laftan anladılar ne de sözden. Bu adam buraya tatil yapmak için uzaktan geldi, rahat bırakalım demediler. Ne zaman uyku moduna geçmeye kalksam dın sesiyle uyandırdı beni. Sinekti konan, hem de karasından. Kovaladım. Sağ olsun gitti. İnadı yoktu. Az sonra tekrar uyuya kalacağım, yine dın diyerek bir sinek vızıltısı daha. Aynısı mı, farklı biri mi bilemedim. Hepsi siyahından tek yumurta ikizi, tıpatıp aynı. Baktım o inatsa ben hayli hayli inadım. Uyuyacağım, başka yolu yok dedim. İçeri sıcak demeden üzerime bulduğum nevresimi çektim. Uyudum mu, uyumadım mı bilmiyorum ama yarı uyku hali yaşadığım belli. Geç yatmaya alışkın biri olarak daha 23.00 sularında gözüm kapanıyorsa demek ki bu karasinek/ler beni uyutmadı.

Ben böyle karasinekle kara düzen mücadele ederken aklıma bir büyüğümün başından geçen geldi. Ama midem götürmedi. Büyüğüm ne mi yapmış? Tarlada eski usul çalışırken öğleye kadar güneşin altında didinip durmuş. Öğle yemeğini yedikten ve namazını kıldıktan sonra yorgunluğum gitsin diye römorkun altına uzanmış. Niyeti az kestirmek. Ama ne mümkün! Karasineğin biri uylamış. Tam canı geçecekken gelip konmuş. Eliyle kovalamış ama uzaklaşan sinek tekrar konmuş. Bir türlü uyutmamış. Sonunda kovalamayı bırakmış, sineği yakalamaya karar vermiş. Bir, iki, üç, beş derken sineği avucunun içine yakalamış. Yakalamakla kalmamış. Avucunu iyice sıkmış ve sineği öldürerek hıncını almış. Ama kendisini bir türlü uyutmayan sineğe olan siniri geçmemiş. Sinirinden sineği ağzına katmış, bir güzel çiğnemiş. Ardından yere tükürerek ağzını bir güzel yıkamış. Yerde parçalanmış bir şekilde mevta olmuş sineğe bakmış ve "Haydi bir daha dınıla da göreyim" demiş. Sonrasını bilmiyorum. Uyudu mu büyüğüm yoksa kalkıp işine mi koyuldu? Ama olan sineğe olmuş ve mücadeleyi büyüğüm kazanmış. Benim bu hikaye aklıma geldi ama böyle bir mücadeleye ne midem müsaade eder ne de kabiliyetim. Ayrıca ben mütevazı insanım. Baktım olmadı. Sineği odada bırakarak balkona geçtim.

Balkonda akşam yemeğini yiyorum. Sol kolumda bir kaşıntı bir kaşıntı! Tatlı mı tatlı! Mübarek, ne de zevkli kaşımak. Nihayet ne var bu kolumda diye baktım. Kolumda baloncuk oluşmuş. Hay aksi dedim kendi kendime. Ne münbit bir yermiş burası. Hem karasineği var hem de sivrisineği. Gelen öpmüş beni, giden öpmüş. Karası konduktan sonra benim ben, ben geldim dercesine sesiyle rahatsız ediyor. Sivrisi sinsi mi sinsi! Rengi beyaz ya da renksiz. Geldiğinden bile haberin olmuyor. Kanını emiyor bir güzel. O gittikten nice sonra sen kaşınmaya başlayınca "Ana len sivri de var burada" diyorsun.

Hasılı ilk günkü misafirlerim pencereden giren davetsiz misafirlerimdi. Aklı sıra bana hoş geldin dediler. Umarım bu misafirlik yarına ve ertesi günlere sarkmaz. Çünkü misafir ev sahibine eziyet etmez. Zaten dinimizde de misafirlik bir gündür. Yarın beni bana bırakır, kendileri de yeni gelenleri ziyarete giderler. Ayrıca şakaysa bu yaptıkları, bir tek şakası. Böylesi şakayı hiç sevmem. Ciddilerse tadında bırakmalılar artık. Zira bunun ciddisini de hiç sevmem. Hasılı dinlemeye ve dert bırakmaya gelen ben sanırım dertli gideceğim buradan.

Belediye ne mi yapıyor? Ne bileyim ben kardeşler! Kaldığım yer bir belde. Belediyesi var. Ama koskoca belediye sinek vb. haşerelerle mücadele eder mi? Birçok belediyemiz gibi muhtemel ki bu belediye de aslî görevinin dışında vazifesi olmayan diğer âlî işlere bakıyordur. Sağ olsunlar, var olsunlar...

Not: 
1. Paranızla ısırılmak istiyor; derdiniz yok, dertlenmek istiyor, ağrımaz başınızı ağrıtmak istiyorsanız beklerim buraya sizleri de.
2.Sineği ağzına atan kimseye "Yaptın mı, sineği çiğnedin mi" dedim. "Yaptım" dedi.
3.Sinekle mücadelede oğlumun hakkını teslim etmem gerek. Halihazırda yedi cesedi var. Benim sineksavarım o. Gazetede ile halletti. Bedavaya getirdik şimdilik bu mücadeleyi.

28 Temmuz 2019 Pazar

Hayata Dair *


*Profesyonel siyasetçi değilseniz amatörce siyaset yapmayın. Bırakın bu işi, bu işe soyunanlar yapsın. Siz kendi işinize yoğunlaşın. Siyasetiniz sandıkla sınırlı kalsın. 
*Ömrünüz birini veya birilerini savunarak veya kötüleyerek geçmesin.  Unutmayın ki hiçbir kişi veya kişiler her daim iyi, her daim kötü iş yapmaz. Felsefeniz doğruya doğru, yanlışa yanlış olsun. Sevip saydığınız kişinin yanlışını ilk siz söyleyerek karşı çıkın. 
*Kendinizin bir fikri olsun. Fikirleriniz doğrultusunda yaşayın. Kişiyi değil, fikirlerini benimseyin. Çünkü kişiler bugün var, yarın yok ya da o kişi sizi yarı yolda bırakabilir. 
*Sloganik yaşamayın. Söylediklerinizi pratiğe geçirin. Derinlemesine düşünün. İlla sloganik yaşayacaksanız yaşantınız sloganik olsun.
*Rakiplerinize, rakip bildiklerinize veya sizinle zıt düşünceye sahip olanlara önyargılı yaklaşmayın. Onları önce dinlemeye ve anlamaya çalışın. Niçin benimle aynı düşüncede değiller, niye onları ikna edemiyorum diye kafa yorun. Asla diyalog ortamını kesmeyin. Kendinizden dolayı kimseyi düşüncenize düşman etmeyin.
*Kendi düşüncenizi sık sık gözden geçirerek güncelleyin. Yanlışlarınızı ayıklayın. Zaman zaman acaba yanlış yolda mıyım diye kendinizi sorgulayın. Özeleştiri yapın. Hatanızı tespit edince özür dileyerek hatadan vazgeçin. Çünkü özür dilemek bir erdemliliktir. 
*Sabit fikirli olmayın. Fikrinizi değiştirebileceğinizi hesaba katın. Çünkü fikirler olaylara, zamana, yaşa bağlı olarak değişebilir. Fikrinizde sabit olup zamanın ruhuna uygun olarak kendinizi yenilemezseniz fikrinizin fanatiği olursunuz.
*Doğru, sadece sizin savunduğunuzdan ibaret olmayabilir. Doğruya giden birden fazla yol olabilir. Bu yüzden rakiplerinize empati ile bakın. Rakibinizin fikrine bakışınız, yüzeysel bilgi ve duyumlardan ibaret olmasın. Eleştiriden önce derinlemesine bir araştırma yapmak lazım.
*Hayatınızı başkasını kötülemek ve eleştirmek üzerine kurmaktansa kendi doğrularınızı anlatın. Kimseyi fikrinden ve yaptığından dolayı kınamayın, ayıplamayın ve gülmeyin. Çünkü bugün ayıpladığımız ve güldüğümüz yarın başımıza gelebilir.
*Bir görev ifa ediyorsanız görevinizi tadında bırakın. Kendinizi bulunmaz Hint kumaşı bilmeyin. Unutmayalım ki kimse vazgeçilmez değil.
*Bir koltuk sahibi iseniz koltuğunuza değer katın. İnsanların size saygısı koltuğunuza değil, koltuğunuza verdiğiniz değerden olsun. Gücünüzü koltuktan almayın. Koltuğa güç katın. Koltuğa oturduktan sonra koltuğun değiştirdiği insanlardan olmayın.
*İşinizi düzgün yapın. Kendinizi işinize verin. İşinizi bırakıp dünyayı düzeltmeye kalkmayın. İşinizi düzgün yaparsanız dünya zaten düzelir.
*Hayattan beklentileriniz büyük olmasın. Küçük beklentilerle yetinin. Geleceğe karamsar bakmayın. Hep ümit var olun.
*Kimseyi gittiğiniz yolda bende yapmayın. Onların akıllarını kiralamayın. İnsanları etkilerken akıllarını kullanmalarına imkan verin. Yol göstericiliğimiz okullarda görev yapan psikolojik danışman ve rehber öğretmenler gibi olsun. Malumunuz rehber öğretmenler, öğrencilere yapacağını söylemez. Öğrencinin ne yapacağını kendisinin bulmasına yardımcı olurlar. Bizimki de öyle olmalı.

*04/10/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


Kırk Yılı Geride Bırakan Arkadaşlık

Yıllardır geleneksel hale getirdiğimiz sınıf pikniğimizin, sonuncusunu 27 Temmuz 2019 Cumartesi günü Kent Ormanlarında yaptık. 28 arkadaşımız pikniğimize iştirak etti.

Adına piknik deyip bir araya geldiğimiz pikniğimizde yedik içtik. Yeme-içme bahane tabi. Maksat bir araya gelmek, eski günleri yad etmek, kimin durumu nedir, bilgi sahibi olmak.

Geriye dönüp bakıyorum. Çoğu ile birlikteliğimiz 79 yılına kadar gidiyor. Okuma uğruna yola çıktığımız yolculuğumuz orta birinci sınıfta başlamıştı. Şu ya da bu şekilde ayrılanların yerine gelenlerle iyi bir sinerji oluşturduk.

79 yılında başlayan birlikteliğimiz 1986 yılında okulun bitmesiyle son bulsa da birlikteliğimizi sürdürüyoruz. Dile kolay 40 yılı geride bıraktık. 

Bu birlikteliği sürdürmede -okul sıralarında pek farkına varamasak da- İHL'lik duygusunun etkisi büyük olsa gerek. Öyle kopmaz bir bağ oluşmuş ki arada menfaat yok, beklenti yok. Dün sınıfta tutamadığımız, susturmak için uğraştığımız küçükler büyümüşler, namerde muhtaç olmayacak şekilde değişik işkollarında iş güç sahibi olmuşlar: Kimi emekli olmuş, kimi emeklilikten sonra tekrar çalışma yolunu seçmiş, kimi günlerini torun büyütmeye adamış, kimi hala çalışmaya devam demiş. Çoğunun saçları ağarmış, çoğu dede olmuş bu kişilerin kimi pikniğin sponsoru oluyor, kimi ikramlık getiriyor, kimi mangalın başına geçiyor, kimi arada çay, yemek vs servis işini yapıyor. Kendiliğinden oluşan bir işbölümü. Sessiz ve derinden yürüyor. Müdüre, müdür yardımcısına, öğretmene ve sınıf başkanına ihtiyaç yok. Kimin ne kabiliyeti varsa oraya geçiyor. Arkadaşları yiyip içtikçe yorgunlukları gidiyor. Benim gibi oturup sere serpe uzananları gördükçe gönüllülük esasına göre üzerlerine aldıkları işe daha bir dört elle sarılıyorlar. Öyle ya...o armut pişip ağzımıza düşecek. Hele başka bir istediğiniz var mı demeleri yok mu? Midem büyüse de daha fazla yesem, şu ihtiyar delikanlıların isteklerini yerine getirebilsem dedirtti bana.

Aramızdan yakın zamanda ayrılan arkadaşımızı yad ettik, sevabını bağışlamak üzere hatim indik, dualar ettik, birlikte cemaatle namazlarımızı kıldık, ilahiler söyledik, Kur'an'dan bölümler okuduk. Sonunda nasıl ki kırk yıl ne çabuk geçmişse, günün akşamında da vedalaşarak birlikteliğimizi önümüzdeki yıl devam ettirmek üzere nihayete erdirdik. 

İçlerinde yaşça en büyükleri olarak demek isterim: Hepsinin yolu açık olsun, birlikteliğimiz daim olsun, ne dertleri varsa Allah dertlerini gidersin, imtihanın büyükleriyle Allah imtihan etmesin, hepsine sağlıklı, bereketli uzun ömürler versin. Pikniğin organizesini yapan, pikniğe maddi ve manevi katkıda bulunan, uzak-yakın, işim var demeden pikniğe iştirak eden herkese sonsuz teşekkürler!

İşleri sebebiyle katılamayan arkadaşlarımız! Sanmayın ki sizi unuttuk. Gözlerimiz sizleri aradı. İnşallah seneye sizleri de aramızda görürüz.

Piknikte yeme ve içmenin dışında bir şey yapmadım.* Bu da benden olsun. Nice 40'lı yıllara gençler!

*Niçin bir şey yapmadım? Elimden kör eşek yem yemez diye.